• $7,3505
  • €8,9443
  • 438.027
  • 1536.11
14 Ağustos 2011 Pazar

Hüseyin Peker: Şair

Şiir kelime kaynar. Bir kazandır, dumanlar tüter içinden, kazan bir pestil kazanı olabilir Anadolu'nun meyvelerinden damıtılan: Hüseyin dolaşmıştır Anadolu'yu yalnız kendi gözüyle gizlerini görebildiği kasabalarıyla, oralardan söz damıtmış atmıştır kazanına. Ses de katmıştır salkım salkım, Buca'da bir eski evin merdiveninden; hüseyn” bir ses, velvele ile süslenmiş 'tanini'. O bir şair, dili ile yaşantılar açar önümüze. Açtığı şiir aralıkları ile bakarsanız dünyaya, bildiğiniz dünya dönüşür. Sorun Hüseyin'e, size dünyanın herhangi bir yerini anlatsın, mesela Burgaz'ı. Şaşarsınız. Size Ege'yi anlatsın, şarabı, zeytini, denizi, tarihi, yosun kokusunu. Size kelimelerden kanatlar taksın uçursun, mahzun, yalnız bir efe olarak; ironilerle çeksin kulağınızı, şiirlerine hıncahınç doldurduğu şair arkadaşları, garibanlar, sokağın yetim çocuklarıyla çalsın kapınızı, sonra apansız yok oluversin. -Nereye Hüseyin? -Parklarda yatmaya. 'Kelimeler artık basılmış para' -Öyleyse ara Hüseyin. Bilirim 'incinmişsin dünyanın orta yerinden' Keşif gezini sürdür hayatın orta yerinden, İzmir'den. Mermer çıkar taş ocağına, sen Sisifos'un oğlusun, şiir çıkar, dokun çıkardığın şiirle dünyaya, dünya masala dönüşsün. Masal gerçeğe. Kaynayan kelime kazanının başında gülümseyen bir büyücüsün Hüseyin. Sen hiç 'takılıp kalmadın dünyanın oltasına'. Hangi olta seni yakalayabilir ki sen 'olta' kelimesinin şairi iken.
***
Hüseyin Peker. Şair.1960'lardan yoldaşım. Yordam Dergisinden, Ankara'dan. Hüseyingiller şu şiiri kaçmış hoyrat dünyada hep şiir kürede yaşarlar. Siz onları bu dünyada sanırsınız. Kordonboyu'nda yıllar önce Hüseyin'i gördüğümde, bu dünyada olmadığına karar vermiştim. Şimdi siz biraz alaycı bana diyebilirsiniz ki: 'Sen de bu dünyada olmadığın için onu öyle görüyorsun.' Bu dünyada olmayıp da bu dünyada olan şairleri görmek hiç de zor değil. Ayrıcalıklı biri olmanız ya da başkalarının kaçık diyebileceği düşünceler taşımanız da gerekmez. Hüseyin farklı gördüğü için başka yerdedir. Başka bir yerden bakabildiği için başka yerdedir. Baktığı 'bizim' dünyamız olduğu için elbette dünyada, adresi olan mekanlardadır. Köpürttüğü kelimelerden Alsancak'ta üzerinize şiir üfürebilir. Şiir köpüklerinin içinde büzülmüş oturuyordur. Siz onu kelime sanırsınız, Hüseyin'dir. Hüseyin sanırsınız kelimedir. Bir tuhaf berzahta dünyaya merakla bakan Egeli bir kuştur.
***
Şiirlerini topladığı kitabı: Benden Sana Yamalı. Kırmızı Yayınlarından, 2011. Bu kitabından bir şiiriyle onun şiir kazanında kaynayacağım. 'Dostsuz Dolaşanlara' şiiri.
İşte yaktım ışığı/Gece başladı içimde/Dışımda ve içimde/Gece başladı/ Yüreğimi kime sorayım/ O yalnız kalınan kahveler/ Basamak yapılan arkadaşlar/ Ve tavlanın içinde bir zar/ Olarak mı kalayım?/ Bir çay getir, koyu renk/İki kesme şekerin biri kalsın/ Biri beni alsın/ Batırsın poker kağıdına/ Kravatını çöz, ayağını denk düşür/ Bas pabucunun arkasına/ Dostum oyun bitti, duygu kalmadı/ Gel götür beni evime
***
1997'de yayımlanmış İnsan Arkadaşınındır kitabındaki bu şiiri, bence Hüseyin Peker'i anlatan en çarpıcı şiirlerindendir. İlk beş dizeden oluşan kıta beni hep şaşırtmış ve ürkütmüştür. Bu dizelerde Peker'in kazanı kaynamıyor, duru bir su var artık kazanda, üşütüyor, dokununca. Işığı yakmasa geceyi göremeyecekti. Işıktır, içimizde yaktığımız: İçimizin karanlığını duyuran. Karanlık olduğu için ışık yakmıyoruz, ışık yakınca anlıyoruz karanlığı. Karanlık: içimizdeki gece, ıssızlığımız yalnızlığımız. İçimizdeki yokluk. İçimizi terk edip gitmiş dostlarımız. Işığı olmayanlar nasıl görebilir içlerindeki karanlığı? Belki de bundan değil midir, milyonlarca karanlık içli ışıksız insanların varlığı? Gece başlar, içimizde. Işığı yakınca. Yakmasaydık içimizi hep gündüz sanacaktık. Karanlığı görünce, içimizi, yüreğimizi soracak bir dost arıyoruz: 'Dostum söyle, neden içim karanlık?' Oysa yok içimizi soracak dost. (Aristoteles'in söylediği sanılan şu sözde olduğu gibi: 'Dostlarım bu dünyada dost yoktur!') 'Basamak yapılan arkadaşlar' var, kahveler ve tavla zarları. İçimin karanlığını dışımdaki nesneleşmiş insanlarda, soğuk mekanlarda arıyorum. Soğuk avuçlarda, soğuk bir zar oluyorum, içimin ıssızlığı beni dışımdaki nesnelere dönüştürüyor.
 Çay, poker kağıtları, kesme şeker: Yalnız, ıssız insan bakar da bunlara, 'ben bu nesnelerin hangisiyim' diye sorar. İçinde yanan ışık onun ıssızlığını dış dünyaya taşır, kahvelere. Kahveler, içlerinde dostlarımız yoksa içimizdeki ıssızlığı dışımıza taşır. İrkiliriz: İçimizdeki ışık dışımızı da aydınlatır: Sözde dostlarımızın dost olmadığını görür, pabucumuzun arkasına basar, evimize sığınırız. İçimiz ve dışımızda yaşadığımız çifte ıssızlığımızı herkesten saklayabileceğimiz sığınağa. Evimiz şiirimizdir. Şimdi Hüseyin'le o evi paylaşıyoruz.

<p>'Dünyada bir pandemi gerçeği var. Türkiye'de pandemiyle mücadele ediyor. Ekonomik ve sosyal hayat

'Marketlerdeki etiket anarşisi önlenmelidir'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Sosyal medyada en çok paylaşılan mantık soruları

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!