• $7,4116
  • €9,0165
  • 443.381
  • 1535.07
18 Ağustos 2011 Perşembe

Ruhlar ve fikirler

Ben yazarın fikrine bakarım, ruhundan bana ne' diyenlerden misiniz? Yoksa ilk bakışta tuhaf görünse de, 'ben yazarın ruhuna bakarım, fikrinden bana ne' mi diyorsunuz. Hani o ünlü bilge görünümlü Gandhi'nin karısına sürekli eziyet ettiğini öğrendiğinizde ona saygısı azalanlardan mısınız? Kendine 'liberal' diyen nicelerinin en yakın ilişkilerinde, onların kullanmayı sevdiği deyimle ne denli 'faşist' olduklarını çok gördüm. Bunu üsluplarındaki kibirde, kabalıkta, karşı fikirde olanları aşağılamalarında da gözleyebilirsiniz. 'Seni ne ilgilendirir kardeşim bu adamların ruh dünyası, duygularının, düşüncelerinin harmanlandığı iç alemleri' diyebilirsiniz. Yıllardan beri savunur dururum: Üslup muhtevaya dahildir. Anlatım biçiminiz, biçeminiz, sözlerinizin düşünce içeriğinden ayrılamaz. Neden bir insanın boğazına sarılarak, özgür ol yoksa seni döverim diyorsunuz? Demokrasiyi küfürle, baskıyla, aşağılamayla getirmeye çalışan iktidarlar, benim 'özgürlük paradoksu' dediğim paradoks içindedirler: Özgür olunacak, dikkat uygun adım marş, bir iki, bir iki... 
Demokrasi önündeki engelleri içeri tıktım mı bu ülkeye demokrasi gelir: Buyurun demokrasi paradoksu. Peki, kimdir bu engeller: Muhalifler. Tık muhalifleri içeri, kendin gibilerle kur demokrasini. Kim bunu düşünen? Elbette ruhu 'demokratik' olan biri! Peki, ama hani o Latinlerin ünlü sözü: 'Si vis pacem para bellum' barış istiyorsan savaşa hazır ol! Demokrasi istiyorsan faşizme hazır ol! İlginçtir Platon Devlet'inde tersini söyler gibidir, kendi anladığı demokrasiden söz ederken: Demokrasi, tiranlığa, diktatörlüğe götürür, der. Anarşi çıkar demokrasiden, bir diktatör gelir, anarşiyi önler. Platon'un demokrasisinde anarşi çıkaranların ruhları tiranmış demek ki! Ruhunuz demokrat olamadıkça fikrinizin demokrat olması yeterli değildir. Bu ruhla demokrat bir dünya size cehennem olur. Ancak demokrasinin olmadığı ortamlarda demokrasi havarisi kesilirsiniz. Demokrasi gelebilirse bir gün, gelir gelmez kaçar gidersiniz ya da gelenin demokrasi olmadığını söylersiniz. Ruhunuz fikrinizden etkindir daima.
Fikirlerinizle ruhunuzun uyumu şart mıdır? Günlük yaşamda faşizme karşıyımdır da evde tam bir faşistimdir! Belki evde faşist olduğum için, fikirlerim demokrattır! Çelişemezsem nasıl fikir üretebilirim ki? Büyük sanatçılar, bilim insanları, düşünürler, ruhlarıyla fikirleri çeliştiği için yaratıcı olmadılar mı? -Ruhumu sorgulama ey okur! Fikrime bak! -Fikrini anlayabilmem için ruhuna bakmak gerekmez mi ey yazar? Ruhunu neden köşe bucak kaçırırsın benden? Ruhundan korkuyor musun yoksa? -Ruhumdan sana ey okur! Ben fikir üretiyorum. Fikirlerimin ardındaki ruhum, bana aittir, seni ilgilendirmez. Ben sana ruhumu değil,  fikrimi veriyorum. -Ne güzel söylüyorsun, ruhsuz fikirli yazarım benim!
Bir meslektaşım benim bu ruh takıntımın psikanalitik çözümlemesini yapmaya çalışmıştı: 'Ahmet dostum! Ruhsuz fikirliyim diye üzülme! Yalnızca insanların ruhu olur, fikirlerin değil. Sen kendi ruhundan rahatsızsın! Bırak kendini, biz seni bu ruhunla da severiz.'
Ruh-fikir, üslup-içerik paralelliği, bu tür zeka oyunlarıyla üstü kapatılamayacak kadar önemlidir. Fikrin ruhla, içeriğin üslupla olan kardeşliğini anlayamadıkça insan, dogmatik, şekilci, farklı düşünenleri düşman gören bir tavırdan kurtulamayacaktır. Dindar olacak, dinsizleri, farklı dinden olanları düşman belleyecek, onlara karşı saldırganlığa geçmese bile, diş bilemeye devam edecektir. Tahammül edecek ama onları anlamaya, duymaya onlarla iletişim kurmaya çalışmayacaktır. Bu karşıtlardan yalıtılmışlık, bu eleştiriye, muhalefete tahammülsüzlük, onun ruhundaki tek yanlı, dogmatik, kendisinden farklı her düşünceye kapalı saldırgan tutumu harekete geçirecektir.  
Üsluba uygun muhteva, neysek öyle oluşumuzu dile getirişimizdeki içtenliği ortaya koyar. Örneğin dersiniz ki, 'ulan edepsizler ben iktidara gelince hepinizi döveceğim!' İşte tam bir uyum. Özü sözü bir oluş örneği! Elbette bu içtenlik konusunda sahtecilik yapma olasılığı söz konusu olabilir: Yumuşak bir üslupla sert sözler söyleyebilirsiniz. Sert bir sözle yumuşak mesajlar da verilebilir belki. Burada karşıdaki insan üzerinde yaratacağınız etkiye dikkat etmek gerekiyor. Hangi karşıdaki? Kendinizden yana olanlar sertliği seviyorsa, sert sözler yanınızda olanları memnun eder ama karşıtlarınızı kazanma şansını yitirirsiniz. Unutmayalım ki, demokrasi karşıtlarınızla iletişim kurabildikçe, onları kazanabildikçe, onların görüşleriyle zenginleşip, onlardan öğrenerek değişebildikçe güç kazanır.
Galiba sorun, içimizle dışımız arasındaki ahenk sorunudur. Elbette tam uyum, kimi bilge insanların dışında pek olanaklı görünmüyor. Ama yapabileceğimiz bir şey var yine de: Uyumsuzluğumuzun farkında olmak. Faşist diye suçladıklarımıza ne kadar benzediğimizi hatırlamak. Sen yanlışsın derken ne kadar doğru olabileceğimizi unutmamak. Haddimizi bilerek fikrimizi söylemek. İşte o zaman daha adil, daha demokrat olma şansımız artabilir.

<p>Bir önceki PPK toplantısında faizler yüzde 15'ten yüzde 17'ye yükseltilmişti. Ekonomistler, Merke

Merkez Bankası faiz kararını açıkladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Rusya'dan görenlerin aklını başından alan kareler

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü