• $7,3432
  • €8,9338
  • 437.424
  • 1536.11
03 Kasım 2011 Perşembe

Anlam diriliği

Başkalarının verdiği anlamlara kendi anlam yaratmalarımızı katmadan hayat yaşanmaz. Belki çoğumuz böyle yaşıyoruz ama böyle bir yaşam bizi mahkumiyete iten bir şeydir. Çünkü biz 'istiklal'i bağımsızlığı hep siyas”, büyük ölçüde de ekonomik olarak anlıyoruz. O açıdan bakıldığında, Türkiye ekonomik açıdan çok fazla bağımsız değil. Siyas” açıdan girmeye çalıştığımız bir topluluk var, AB. Onun için verdiğimiz ödünler söz konusu mudur? Bu ödünler bizim anlam dünyamıza yakışan ödünler midir? Yoksa geleceğin Anadolu'sunda, Türkiye'sinde yaşayan insanına çok büyük patolojik sonuçlar mı getirecek?  Zaman içerisinde Türkiye ekonomik olarak ilerleyecek, binalar yapılacak, fabrikalar açılacak ama o hayatın anlamının ne olduğunu bize kim anlatacak? Akademisyenler, düşünen insanlar, sanatçılar, din adamları, eğitimciler bu hayata yakışan anlamlar geliştiremez, oluşturamazlarsa bu hayatın anlamı, başka tarzda yaşayan insanların geliştirdiği anlamlar tarafından ele geçirilecek. Çünkü anlam sömürüsü dediğimiz bir şey olacak.
Kendi kültürümün derinliklerinden gelen, kendi hayat tarzıma yakışan anlamlar oluşturamıyorsam bu durum hayata verebileceğim anlamların kalmadığını gösterebilir. Demek ki artık anlam dünyam istila altındadır. Bunun çok büyük bir tehlike olduğunu düşünüyorum.
Bu durum, alışılagelen sözlerle söylendikte, maneviyatımın ele geçirilmesi demektir. Maneviyat sözünden yalnız dini anlamadığımı söyleyeyim. Çünkü din maneviyatın bir kısmını oluşturur. İnsanlar sadece din yoluyla manev” bir yaşam içine girmezler. Sadece diyorum. Hatta din” bir hayat sürüp hiç manev” hayata giremeyenler de vardır. Ve maalesef bunların sayısı çok artıyor. Çünkü dini bir sigorta gibi düşünüyorlar: 'Bu dünyada malı götürdük. Öbür tarafı da bir ayarlayalım. Cami yaptırma derneğine para veririz, kaçırdığımız namazların kazasını kılıp, bir de hacca gittik mi, hele bir de çeşme yaptırayım, Allah'ıma şükür Ya Rabbim, öbür taraf garanti. Bu dünya da garanti...'
Garantiler. Garanti arayışı da bir anlam yozlaşmasıdır. Garanti ve güvenlik arayışı alışagelmiş değerler ve anlamlara kendinizi teslimiyettir. Yeni anlam arayışına, hayatınızın tazelenmesine kapıları kapatmak demektir, bu da eskilerin deyimi ile tam bir tefessühtür. Hayatınızdaki anlamları gözden geçirip, yenileyemiyorsanız, o hayat kokmaya başlar.
Biz hala çok eski anlamları kullanmakla meşgulüz. Yaşam değişiyor, dünya değişiyor hala eski anlamlarla idare etmeye çalışıyoruz. Eski anlamlarla bu dünyayı artık anlayamazsınız. Yeni dünya, yeni insan, yeni anlamlarla kavranabilir. Onun için anlam tazeliği anlam sağlığının çok önemli bir özelliğidir. İnsanlar biyolojik olarak yaşlanabilirler, fakat ne zaman gerçekten anlam ihtiyarı olurlar? Artık tazelenmeyi bıraktıkları zaman. Öğrenmeyi bıraktığı zaman, merak elden gittiği zaman.
İnsanın bakın, muhafazakar olabilmesi için bile kendini yenilemesi lazım. Değerlerini koruyabilmek için gözlemek, tazelenmek gerek. Sağlık ölçütü bu işte. Doğaya bakın, devamlı yenileniyor. Hiçbir şey aynı kalmıyor. İnanılmaz değişim ve dönüşüm var doğada. Evrende bir değişmeyen değişim var. Sen bir anlama yapışmışsın; 'Bu anlam biterse ben mahvolurum. Hiç değiştirmem, anlamımı vermem ve elletmem, bu benim namusum' diyorsun. Öyle bir sarınılmış ki anlama. Bak bakalım nedir bu, yeniden gözden geçir.
Anlam sağlığının yerinde olmayışından bu dünyada birçok insana ticaret imkanı doğuyor. Birçok psikolog, psikiyatrist para kazanabiliyor. Danışmanlar, üfürükçüler, falcılar... Bir anlam şaşkınlığı var insanlarda, anlam hastalığına üfürükçülerde çözüm arama çaresizliği! Sonra gelsin Gönül Ablalar, nasıl akıllı olunur, nasıl laf altında kalınmaz öğütleri...
Böyle çabuk ve ucuz şeyler aradığımız sürece anlam zeminimizin ayağımızın altında kaydığını, çok rahat kaydığını, görebiliriz.
Birbirimizle kurmaya çalıştığımız iletişimlerde, birbirimize iç dünyaları olan, sonsuzluk taşıyan varlıklar olarak bakamadığımız için, önyargılarımız hep etkili olduğundan, acılar çekiyoruz. İnsan olarak anlam yaratamayan, anlam bulamayan, anlam yoksulu varlıklar olarak kalışımız yüzünden, birbirimizin nasıl insanlar olduğunu göremiyoruz. Görememek de birbirimizi anlayamamaya yol açıyor. Bu noktada iki temel sorun çıkıyor karşımıza: Benzer dünya görüşünde olduklarımızı, anlam kardeşlerimizi anlayamamanın yanında, bizden farklı görüş ve yaşayışta olanlara ulaşamamak. İkisi de hazin durumlar yaratıyor. Bizden olduklarını düşündüklerimizi anlayamıyoruz, onlar tarafından anlaşılamıyoruz. Kendimize yabancılaşıyoruz böylece. Öteki hayat tarzlarını benimsemişlere uzaklık ise, bizi iyice kendimize kapalı duruma getiriyor. Hayatımızın anlam pınarlarını tıkıyoruz böylece. Kuruyoruz. Deyim yerindeyse bir atrophie noetique, anlam güçsüzlüğü, anlam körelmesi yaşıyoruz.
Bizim gibi dirilişin ardındaki toplumlara bu durum hiç yakışmıyor.

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, 'hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl t

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kutup ayılarını görüntülemek istedi, az daha canından oluyordu!

Herkes memleketinde yaşasaydı illerin nüfusu kaç olurdu?