• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
13 Ekim 2011 Perşembe

Türkiye'nin kimi düşünenleri

Düşünmek, karmaşık çağrışımları olan yoğun bir kavram. Bizim kültürümüzde günlük yaşamdan bakıldığında, 'düşünme' Karadeniz'de gemiler batınca gerçekleştirilir! Başımıza bir 'hal' geldiğinde! Çoğunlukla üzüntü duyar, kendimizi çok sıkarız 'düşünür'ken. Bu anlamda düşünmeden anladığımız, sorun çözme, sorunların 'üstesinden gelme' düşünmesidir! Teknik çalışan bilimde, sanatın kimi alanlarında ve aşamalarında, yönetimde, üretim süreçlerinde, mühendislikte, tıpta, günlük yaşamın birçok ayrıntısında sorun çözmek için düşünürüz!
Eleştiri gücü olanlarımız, eleştirili düşünmeler de gerçekleştirebilir. Sorun çözümü için, çözümlerin gözden geçirilip irdelenmesi için, yeni, farklı çözüm arayışlarında önemli olan bir düşünme tarzıdır eleştirilerle yürüyen düşünme.
İnançlarımızı, tavır ve davranışlarımızı, eylemlerimizi desteklemeye çabalayan düşünme çabamız, psikolojik olarak 'rasyonelleştirme', sosyolojik anlamda 'meşrulaştırma' süreçlerini gerçekleştirir. Mantık ve bilgi kuramı açısından bu düşünme uğraşına temellendirme ya da haklı kılma diyebiliriz.
***
Ayrıntıları bir araya getirip parçaları birleştiren, büyük resimler elde etme uğraşını gerçekleştirme yolundaki düşünme biçimine toparlayan düşünme diyorum.
İşte, genel olarak bu dört düşünme biçimi yoğunluklu düşünme çabası egemen, genellikle ülkemizde düşünen insanların kalemlerinde: Sorun çözen, eleştiren, haklı kılan, toparlayan...
Köşe yazarları, görsel medya yorumcuları, siyasetçiler, kendini kanıtlama ardında, çevreye görünüp etkin olmak isteyen akademisyenler, sanat eleştirmenleri, kendilerine 'düşünür' diyen, demese de öyle izlenim yaratmaya çabalayanların ağırlıklı dört düşünme 'tarzı' bu sorun çözen, eleştiren, haklı kılan, toparlayan düşünme tarzlarıdır.
Bu düşünürlerin çabalarında onları kuşatan 'hava' hep haklı oldukları havasıdır. Yanılsalar da haklı oldukları için yanılmışlardır, aslında 'düşünen' insan yanılgısını kabul edendir; yanılgılarını kabul ederek iyi düşünür olduklarını 'kanıtladıklarını' sanırlar.
***
Sürekli olarak çevrelerini kollarlar: Partilerini, seçmenlerini, tarikatlarını, şeyhlerini hocalarını, patronlarını, sevgililerini, okurlarını... Onay bekleyen, onayla yürüyen insanlardır.
'Ne söylersem etki yaratır ve ne söylersem çıkarlarıma uygun düşer'; konuşurken, yazıp çizerken temel kaygıları bunlardır.
Özellikle, günlük yaşamın sorunlarına odaklanmış köşe yazarlarında çoğunlukla bir 'var olma' kaygısıyla yürütülen düşünme tarzı görülür. Birilerinin onları sürekli olarak onaması, onlara hayran olması gerekir. Etki yaratamadıkları, çok sayıda okurun dikkatini çekemediklerinde varlıklarının tehdit adlında olduğunu düşünürler. Kendilerine göre modalar oluşturur, birbirlerini kollar; gereğinde birbirleriyle kavga ederek okurun ve patronunun ilgisini çekmeye çalışırlar. Koyu narsist böbürlenmelerle dikkatleri üzerine çekip, çılgın, pervasız, özgün insan tipi çizmeye çabalayarak, kendilerine havalı vitrinler yaratma peşindedirler.
***
Düşünme onlar için hiçbir zaman özgürlük alanı olmamıştır. Düşünmenin bir serüven olduğunu anlamamışlardır; anlamış olsalar da korkarlar 'düşünme tehlike'sinden; düşünmeyi 'kendi başına' bırakamazlar: Sürekli bir 'otorite'yi kollama kaygısıyla '(Ekonomik, siyasal, ideolojik, toplumsal, psikolojik, kültürel, dinsel, tarihsel... Otoriteler...). Hep biri 'bakar' onlara düşünürlerken, biri kaşlarını çatar, kulaklarını çeker, göz kırpar, alkışlar, tehdit eder...
Onanma gereksinimi düşünme akışını, düşüncenin yapılanmasını etkiler: Sürekli sorarlar: 'Nasıl, doğru düşünmüyor muyum?', 'Hocamın bu konuda görüşleri ne? Nasıl buldu fikirlerimi? Sayın başkanı kızdırdık mı? Acaba, bu düşüncelerimden dolayı işten atarlar mı beni? Seçmenleri üzdük mü?'
***
Düşünmenin bir 'inşa' boyutu vardır; baskısız, çevreyi kollama kaygısını en aza indirmiş, 'anlamaya' yönelik, özgür, özerk, özenli düşüncelerle yaşanan. Bir coşku yanı vardır; salt düşünmenin, düşünebilmenin keyfinden kaynaklanan (Etrafı galeyana getirme coşkusu değil; 'logos'tan kaynaklanan 'eros'!).
Bir kültürde düşünmenin içinden gelen coşkuyu, düşüncelerle yapı kurma çabasını (Eski Yunanlılar 'theoria' diyorlardı buna!), kendinden farklı olanı anlama uğraşısını, düşünme etkinliğindeki şiiri kavrayan insanların yokluğu, o kültürdeki sorun çözme çabalarını yozlaştırır, kokuşturur.
Düşünmenin kendi iç akışını yaşamamış, düşüncenin götürdüğü yere değil de önceden otoritelerin belirlediği 'aferin' denileceği yere varmak isteyenler, o kültürdeki düşünce oluşumuna zarar verir.
Düşünmenin kendi iç akışında düşünme, kendi kendini denetler elbette; iç tutarlılığı gözetir; insan ve hayata olan saygısını, yüksek ahlak ve estetik değerler ışığında korur. Düşünme kendi bağımsızlığı, özerkliği ile baş başadır.
Bu ülke, kendi özgül, özgün konumunu anlamayan, papağan, aktarmacı, güvence budalası (elbette, 'ihtiyat' ayrı bir şey!), yaşadıklarından öğrenemeyen, düşünme korkağı sözde düşünürlerden çok çekti daha da çekeceğe benzer.
Yine de umut, bunu fark eden her dem genç düşünürlerdedir ('Düşünmeyi kendi başına bırakma' sözünü anlamayan, bunun ancak delilerin işi olabileceğini sananlara adıyorum bu yazıyı...)!

<p>Merakla beklenen Bayraktar AKINCI Taarruzî İnsansız Hava Aracının (TİHA) 3'üncü prototipine PT-3ü

Selçuk Bayraktar bu sözlerle paylaştı: Yuvadan uçmadan önce son selfie

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yarıyıl tatili zilini çaldı

Doğada yaptığı yemeklerle kentleri tanıtıyor