• $7,3998
  • €9,0059
  • 442.704
  • 1550.03
06 Ekim 2011 Perşembe

Türkiye'nin geleceği üzerine

Türkiye'nin geleceğinin aydınlık olduğuna inanıyorum. Bu aydınlık, biraz da bu inançla sağlanacak.
Müthiş bir çeşitlilik olacak. Yaşanan monoton yaşama karşı entelektüel çeşitlilik artacak. Farklı fikir ve düşüncelerde insanlar toplanacaklar. Ve onların dergileri ve değişik kitapları olacak. Bunun 50 yıl kadar devam edeceğini düşünüyorum. Onun ardından bize özgü çalışmaların geleceğini düşünüyorum. Geçmişimize ait arşivlerdeki şiirlerden, yazışmalardan ve bir sürü başka belgelerden, bize mahsus yaşamın sentezinin yapılacağı kitapların da çıkacağını düşünüyorum. Türk olmak, elinde kılıç kalkan ve kafada fesle dolaşan bir insan olmak değil. Hayatı, kendimize özgü özellikleriyle, bütün insanlara bir şey söyleyebilecek şekilde yaşamaktır.
Türk olmaktan bazılarımızın utandığını görüyorum. Çünkü yeterince anlamlı bir şey üretmeyip, dinimizi çağın gereklerine göre yeniden yorumlayamadığımızı düşünüyorlar. Devamlı savaşmışız ve kültürel zenginliğimizi aktaramamışız insanlığa. Diğer taraftan hamasi Türklük yapanlar da 'Türkler'de her şey vardır' diyorlar. Türk olmanın ne olduğuna dair, bunun sömürüsünü yapmayan, turistik biçimde kendini tatmin etmeyen, mistik avuntuların büyüsüne kapılmayan, derinlemesine bir yaşam bilgeliğiyle ortaya atılmış eserlerin ortaya çıkacağını düşünüyorum.
Gençlerimiz başarısızlıkta çabuk yılıyorlar. Her biri çok şişirilmiş benliğe sahip olduğu için, ufak bir yaşam sorunu karşısında çabuk göçüyorlar. Bizim kuşak öyle değildi. Bizler dünyayı değiştirebileceğimize inanırdık. Yarın devrim olacak, bütün problemlerim çözülecek, babam para göndermeye başlayacak, sevgilim beni sevecek, kaçtığı heriften dönecek... Büyük bir umuttu. Şimdi hangi değerlerle neyi umacağım. Akşam yatıyorum neyi bekleyerek uyanacağım? Gençlere bunu veremiyoruz. Beklentisi olanların yüzü suyu hürmetine bu kültürün geleceği konusunda çok endişeye gerek yok.
***
 Bizim insanımız dünyadaki egemen görüşlerden aferin aldıkça ilerliyoruz diyor. Aferin budalası olmanın bir marifet olmadığını anlatmak gerekiyor. Bizim adımıza teori yapanlar, Fukuyamalar, Hangtingtionlar... Dünyaları bölgelere ayırmışlar, bu budur, şu şudur... diyorlar. Onlara isyan edip, 'Ne diyorsun, Türkiye senin gördüğün gibi değil' demek gerek. Onlarla didişmek, kendimizi anlatmak zorundayız. Kendimizi anlatmanın yolunun çoğunlukla yeni turistik tesisler açmaktan geçtiğini sanıyoruz.
Eğer kültürel geçmişimizi keşfedip üzerinde çalışamazsak çok çabuk pes ederiz ve hayat biter. Bir süre sonra bu topraklar üzerinde İngilizce konuşan insanların toprağı olur.
Kültürel olarak istila edildiğimiz zaman 100 yıl sonra mesela, bu topraklarda hayat bitecek. Türkçe de ortadan kalkacak. Bu davaya sahip çıkanlar ya hamasi edebiyat yapıyorlar... Aşırı milliyetçi ve dinciler bunu yapıyor ve çok çirkin yapıyorlar. Öyle çirkin yapıyorlar ki hizmet ettikleri dava onların aleyhine dönüyor. Evrensel boyutta İslam'ın değerlerini savunamıyorlar. Çünkü kendi dinlerinin farkında değiller. İslam dünyasındaki Müslümanların kültürel derinliği yok. Bu açıdan büyük tehdit altındayız
***
Ekonomik sorunlar psikolojik sorunlarla iç içe. Kendinizi psikolojik olarak güçsüz hissettiğinizde, sosyo ekonomik çözüm ararken de problem çıkıyor. Bunların çözümünün aranmasında kültürü kesinlikle işin içine katmak zorundayız.
Sosyo ekonomik dirilme ve anlayışlar kültürel beslenmeyle olabilir. Görmüş geçirmiş bir insan düşünün. Bilimde sanatta ve kültürün diğer alanlarında büyük hamleler yapmış ama zamanla ekonomik hali yoksullaşmış. Kültürü olmayan yoksullukla kültürel geçmişi olan yoksulluk arasında fark var. Biz kültürel zenginliği olan bir yoksuluz.
***
Türkiye'de şu anda dini dayanışma şaşılacak ölçüde. Tarikatlardaki hareket, böyle bir hareket. Din dışı dayanışmanın çok azaldığını görüyoruz. Dini örgütlenme de maalesef kendini yenileyemediği için, o da zamanla bozulacak ve kokuşmaya uğrayacaktır. Çünkü anlam problemi bizim dindarların da problemi olarak gözüküyor. İnandığı üzerine kafa yormaya çalışanların sayısı çok az. Müslüman dünyayla aynı gemide olduğumuzu düşünüyorum. Kendimizi burada düşünmek ve bu değerlerle kendimizi tazelemek zorundayız. Bu değerler de İslam'ın köklerindeki Yunus Emre ve Ahmet Yesevi geleneğinden gelen tasavvuftur. Müthiş bir kültürdür o. Yunus'un Müslümanlığı çok farklıdır. Bütün insanlığı kuşatan bir dindarlıktır. Laik kesimin de dindarın da dinsizin de evet diyebileceği ortak değerlerimiz var. Bunun da kökeninde tasavvufi öğeler olduğunu düşünüyorum. Bu değerlere sahip çıktığımızda minimum seviyede bir dayanışma ve birleşme imkanı elde edeceğiz. Bu imkan bizde var. Bu tasavvuf yorumu, Eski Yunan ve Roma düşüncesi ile İbrahim” dinlerin değişik yorumlarından beslenen zenginlikle yoğrulabildiğinde bu topraklarda oluşabilecek zenginlik, şu an yaşadığımız bölünme korkularını yenmede önemli bir destek olacaktır.

<p>Son zamanlarda hayvan dostlarımıza artan şiddete ve bir ticari mal gibi alınıp satışına karşı dur

Zeki Gümüş'le 'Rastgele' hayvan barınağında!

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ticaret Bakanlığınca ''fahiş fiyat'' denetimi yapıldı

Beyaza bürünen Horma Kanyonu muhteşem manzaralar sunuyor