HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5,3409
  • 6,0765
  • 214.461
  • 91.074

Ahmet Altan’la aşk yaşamak

Ahmet Altan, ‘Son Oyun’la uzun bir aradan sonra selamladı okuyucusunu. Sadık okuyucu için geçmek bilmeyen yıllardı, hiçbir kitap onunkilerin yerini tutamadı. Sadık okuyucuyu bahane edip kendi düşüncelerimi sıralıyorum aslında, siz çaktınız zaten. Ahmet Altan, kimileri yazdıklarının edebi değerinin olup olmadığını tartışadursun, ülkenin en iyi romanlarını yazagelmiştir. Yazmaktadır, yazacaktır da. 

Kitabı elime alıp uzun süre okumadım ilk satırı, böyle bir aşktan bahsedeceğim. Kapağa baktım, bir daha baktım, kapağa dokundum, açmaya kıyamadım. Arka kapağı okudum, sonra bir kere daha okudum. Yeterince yavaş okumadığımı düşünerek. Kelimeleri böyle ustaca, hem de ustalık taslamak için değil, içinden geldiği gibi sıralayıveren bir yazara, ne hakla “Adını, kitabın isminden büyük yazmışlar” gibi saçma bir eleştiri getirebilir?
Birkaç gün sürdü, ele alıp bırakmalar; sehpa üstünde bırakmaya kıyamayarak tekrar ele almalar, hatta başucuna koymalar! Başlarsam bitecek diye korkuyorum, illa bitecek. Yavaş yavaş okuyacağım, acele etmeden ama bitecek! Sonra da bekleyiş başlayacak; acaba bir sonraki kitap ne zaman yazılacak? Yazılmaya başlandı mı, yazar ne düşünüyor; proje hazır mı? Proje dedim ama bu kelime hiç yakışmadı Ahmet Altan’a... Ahmet Altan proje olsun diye yazmaz, hiç yazmadı ki! Yazsa da okuyucusuna çaktırmadı. 
Onun, arkasına yaslanıp, “Şimdi bir aşk hikâyesi yazayım, öyle bir boşluk var” diyeceği aklıma bile gelmez. Ya da “Herkes kişisel gelişimle bozdu aklını, bu konulara yöneleyim” dediği.
İşte burada bir yazarla bir tüccarın farkı ortaya çıkıyor, ‘Son Oyun’ öyle iş olsun diye, “Aradan bilmem kaç yıl geçti beklenti arttı, tam zamanı” diyerek yazılmadı çok belli. Altan, dünyadaki tüm büyük yazarlar gibi, içinde birikeni, kafasında şekilleneni yazmıştır. Bir densiz çıkıp da, “Edebi midir acaba” derse, densizliğin alasını yapmaktadır ve iki densiz bu cümlede bilerek kullanılmıştır. 
‘Kasaba uyuyordu’ diye başlıyor kitap, ilk cümle bu. Okudum, sayfayı kapattım. Yüzümde saçma ve eskilerden kalma bir gülümseme, küçücük. En sevdiğim kasabayı hatırladım, o kasabada geçen çocukluk yıllarımda hep düşünürdüm çünkü “Ben uyuyunca acaba herkes de aynı anda uyuyor mu?” diye. Kasaba küçüktü, herkes birbirini bilirdi; aynı anda yaşanırdı sevinçler, kederler. Ahmet Altan daha ilk cümlede girmişti kalbime. Beni bildiğini düşündüm Ahmet Altan’ın, bunu her kitabını okurken de düşündüm. Beni biliyor olmalıydı, onunla tanıştığım ilk yıllardan beri sanki beni izliyordu. Daha yirmi değildim onun kitaplarıyla tanıştığımda, etkilenmiştim. Nasıl oldu da etkilenmeye devam ettim, birlikte mi büyüdük? Çünkü normali şudur, bir yazarı seversiniz diyelim henüz ergenliğinizi yaşarken ve onu orada bırakırsınız. Sonra ilk gençlik yılları gelir, birini daha keşfedersiniz ve onu da orada bırakırsınız. Yıllar geçer büyürsünüz, meseleleriniz vardır artık, meselesi olan ve sizi iyi ifade edenlere kapılırsınız; ya orada kalırsınız ya da yaşlandıkça yeniden aşk romanlarına yönelirsiniz. 
Ahmet Altan büyük bir romancıdır, sizinle beraber gelir, sizi asla terk etmez, yanıltmaz. Aynı tadı verir, hatta daha da fazla zevk verir.
Her defasında, “Belki bu defa sevmem” dedim. Tamam, itiraf ediyorum, bunu söyledim. Beklentim yüksek olsun istemedim, öyle ya, ‘Tehlikeli Masallar’ kadar sevemedim ‘Kılıç Yarası Gibi’yi! Ama sevdim, geberdim hatta.
‘Karanlıkta Sabah Kuşları’ öyle güzeldi ki, başka bir kitap girmezdi kalbime bir daha. Sonra ‘İsyan Günlerinde Aşk’ geldi, ‘Aldatmak’ geldi...‘Aldatmak’ hem de öyle bir zamanda geldi ki inanamadım, en aldatılmış zamanımdı; dedim ya yazar beni biliyordu! Tanımaktan da öte, biliyordu işte!
Pek çok kitap okudum, seçerek, severek ya da işim gereği, çok yazarla haşır neşir oldum ama hiçbirini Ahmet Altan kitaplarını sevdiğim kadar sevmedim. 
‘Son Oyun’dan daha iyisini yazamaz diye düşünüyorum büyük bir bencillikle ama ben de onu biliyorum artık. Bir daha hayran bıraktıracak beni biliyorum, bir sonraki kitap daha da ‘ben’ kokacak. Birlikte yaşlanmaya devam edeceğiz...

HAFTALIK...  HAFTALIK...
- Siyaset yazanlar sinema eleştirmeni oldu, sinema eleştirmenleri siyaset yazıyor; spor yazarları ahkam kesmekten maç yazamaz oldular; televizyon yazarları ombudsman kesildi. Kendime ‘alan’ arıyorum a dostlar; sıkıldım köşe kapmacılardan.
- Gülse Birsel, bir reklamda rol almış, ne kadar da güzel görünüyor. LC Waikiki acaba artık gençlere hitap mı etmiyor, zaten etmiyor muydu? Marka yeniden doğdu bana kalırsa, şahane seçim yapmışlar.
- Şahan Gökbakar’ın adını bilmiyor olabilir mi Atilla Dorsay? Bilmiyor işte, kendi söylemiş, şaka gibi değil mi? Şahan da alınmış haliyle; “İşi bıraktığı iyi oldu” demiş. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp diye berbat bir şaka yapasım geldi...
- Geçtiğimiz perşembe hem Serdar Turgut’un hem de Engin Ardıç’ın yazılarına bayıldım. Bunda bir tuhaflık yok diyeceksiniz ama var! Aynı gün ikisini de beğendiğim hiç olmamıştı. Kutlansın bundan böyle her 11 Nisan’lar... 

Çukur´un 48. Bölümünden İlk Sahne Yayında! Elinde bulmaca kitabıyla gelen Yamaç, hapishanede Cumali’

Çukur 48.Bölümden ilk sahne

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Kar ne zaman yağacak? Bu hafta kar yağışı var mı son dakika meteoroloji açıklaması

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

En Çok Okunanlar