• $12,6179
  • €14,2398
  • 729.645
  • 1781.26
16 Ekim 2017 Pazartesi

Anti-emperyalizm mi diyordunuz?

Yıllar boyunca sokaklarda, yürüyüşlerde anti-emperyalizm sloganları atıldı, ‘kahrolsun Amerikan emperyalizmi’ denildi. Bunlara dışardan bakanlar, ‘burada emperyalizme karşı nasıl bir duyarlılık var, helal olsun şu Türklere bayağı milliyetçiler ve ülkelerinin bağımsızlığına karşı çok hassasiyet gösteriyorlar’ diyebilirdi. Oysa bu sloganları söyleyenlerin çoğunluğu ne doğru-dürüst emperyalizmin anlamını biliyordu ne de ülkenin bağımsızlığının, milletin egemenliğinin milliyetçilik ideolojisinin temelleri olduğunu farkındaydı; hatta onların çoğu kendisini ‘solcu’ kabul eden, bu meselelerle slogan düzeyinde ilgilenen, bazı örgütler etrafında hareket edenlerden meydana gelen kimselerdi.

Burada anti-emperyalizmin neden milliyetçilikle ilgili olduğunu, Lenin’in bile Buharin’den neredeyse hiçbir şey katmadan aldığı, Marksist teoriyle zorlama bağlar kurmaya çalıştığı, fakat bunda bir mesafe katedemeyip Marks’tan uzaklaşarak, bütünüyle ‘milliyetçilik’ ekseninde dönüp dolaşmakla eleştirildiği teorik tartışmaya girmeden, bir husus vurgulamak isterim: Kabul edelim ki bu sorunların farkında olsanız ya da olmasanız da ‘anti-emperyalist’ bir tutuma sahipsiniz, peki bugün nerede duruyorsunuz?

Mustafa Kemal nerede duruyor?

“Kendilerini ‘solcu’ diye tanımlayanları bir kenara koyalım, Mustafa Kemal Atatürk’ün peşinden gittiklerini, onun fikriyatını savunduğunu söyleyenler siz neredesiniz? Gazi’nin Türkiye’nin sömürgeleştirilmesine karşı Milli Mücadeleye önderlik yaptığı, bağımsızlık savaşının lideri olduğu bilindiğine göre, sonra da anti-emperyalist bir tutumla ülkenin milli kalkınmasını sağlayacak politikalar arayışına girdiği gerçeğinden kalkarak sizin de bu tavrı benimsemeniz beklenmez mi?”

Türkiye, konjonktürün getirdiği dalgalanmalar, Gazi’den sonra ortaya çıkan ‘Tek parti rejiminin’ meydana getirdiği ‘devlet-halk’ çatışmasının tahribatları, Batılılaşma ideolojisiyle hesaplaşamayan bir aydın zümrenin hâkimiyeti, daha önemlisi Batıcı politikalar vasıtasıyla kolayca Batının etki alanına hatta kontrolüne girmiştir.

İkinci Savaş sonrası durumun daha da vahimdir. Türkiye’nin Batılı kurumlar ve mekanizmalar içinde bağımsızlığına müdahale edilen bir ilişkiler ağına girildiği açıktır; öyle ki, ordu NATO kapsamında bir yapılanmaya giderken, ekonomi doğrudan Batılı kurumların denetimine girmiş, siyaset Batılı merkezlere bağımlı kalmıştır. Batı sistemiyle ülke arasında açık bir ‘çıkar çelişkisi’ yaşandığında dahi ya hareket edilememiş ya da harekete geçildiğinde siyasete müdahale edilerek, ‘bağımsız davranamayacağı’ hatırlatılmıştır.

Bağımsızlık ne demektir?

Bugünkü Türkiye, bütün bu bağımlılık ilişkilerini tasfiye eden bir ülkedir; dünya sisteminin patronu ABD’nin Ortadoğu planını reddetmesiyle başlayan gerilim ve çelişkiler, sistem tarafından ülkenin Suriye ve Kuzey Irak sınırlarından kuşatma siyasetine dönüştürülünce, hiç tereddüt etmeden buna cevap vermeye başlamıştır. Meselenin Türkiye’nin bütünüyle etrafının çevrilmesi, Ortadoğu’da etkisizleştirilmesi projesi olduğu açıktır.

“İşin daha öncesi var; bu ülke ekonomisini, savunmasını, uluslararası ilişkilerini tek boyutlu, Batı eksenli olmaktan, çok boyutlu bir anlayışla yeniden düzenlemeye koyulmuştur. Küresel sürecin dinamikleriyle dünyaya açılıp ‘Batı-bağımlı’ bir siyasetten, ‘karşılıklılık ekseninde bağımsız bir siyasete’ geçmiştir.” Bugün ülkeyi emperyalist ilişkiler ağından çıkaracak ‘bağımsızlıkçı siyasete’ karşı çıkanlar arasında dün sloganlar söyleyip, Amerikan emperyalizmini eleştirdiğini düşünenler, şimdi nerde durmaktadırlar? Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğunuz siyasi öfke sizi ABD emperyalizminin işbirlikçisi yapacak kadar mıdır?

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle seyirci tarafından tanınıp benimsenen Mekin Sezer, iki

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 3: Mekin Sezer

Kedi ile köpeğin şaşırtan dostluğu

Omicron varyantının semptomları açıklandı

Zor şartlarda mangal kömürü üretip ailelerinin geçimlerini sağlıyorlar