• $7,5345
  • €8,9837
  • 411.286
  • 1541.98
09 Şubat 2021 Salı

Boğaziçi meselesini niye konuşamıyoruz

Boğaziçi hadiseleri çok iyi bildiğimiz bir hakikati bir kere daha gözümüze gözümüze soktu.

Daha önce defaatle karşılaştığımız, Gezi sonrası artık gündelik hayatın bir parçası haline gelen o hakikat, Türkiye'de gündelik hadiseler üzerinden siyaset yapmanın hiç de mümkün olmadığı hakikatidir.

Yaşanan bir kimlik siyaseti ve öz tanım savunusundan ibaret bir kavgadır çoğunlukla.

Aslında AK Parti iktidarının ilk yıllarında "yaşam tarzı" diyerek meseleyi negatif bir yerden formüle edenler hiç de yanlış bir çıkarım yapmamışlardı. Aksine doğru bir ayrıştırmayı, kötü niyetli yapmış olmaları sebebiyle dertlerinin ne olduğu bizler açısından anlaşılmaz olarak kalmıştı.

Hâlbuki hepimizin malumudur ki, insanın en mühim kaygılarından birisi, kendisini arzu ettiği şekilde yaşatacak bir çevreye sahip olmaktır. Böyle bir imkana sahip değilseniz eğer pek de bir şeye sahip sayılmazsınız.

Bu noktada sizi mutlu edecek olan yegâne saik, arzu ettiğiniz şeyin gerçekleştirilebilir olup olmadığıdır. Arzunuzun bir mümkünü olmalıdır.

Çok isterseniz, İskoçlar gibi kilt giyerek gezebilirsiniz İstanbul'un orta yerinde örneğin, buna yasalar hiçbir şekilde karışmaz

Ancak "At Meydanında kilt giyeyim ve insanlar da bana Saylonluymuşum gibi bakmasınlar" istiyorsanız şayet; sizi mutsuz edecek olan asıl şey, insanların anlayışsızlığı değil, sizin arzunuz ile yaşadığınız toplum arasında var olan uçurum olacaktır.

Boğaziçi'nde yaşanan kavga gürültü Edirne'den Kars'a kadar toplumun çeşitli kesimlerinde kendisine taraftar buldu

Elbette hadise ile ilgili yorum yapanların neredeyse hiç birisi Boğaziçi Üniversitesi'nde ne olup bittiğinden gerçekten haberdardı. Pek çoğu, bir rektörün ne iş yaptığını yahut LGBT kulübü denilen saçmalığın neye yaradığını gerçekten biliyordu.

Bildikleri yegâne şey, taraf olmak durumunda kaldıkları kimselerin ve kendilerini ait hissettikleri mahallenin tartışmada nasıl pozisyon aldığını görmüş olmaktan ibaretti.

Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi ve politikleşme arzusundaki herkes konu hakkında ağız dolusu yorum yapar vaziyette buldu kendisini.

İnanın bunu da insanlara çok görmüyorum. Bu da bir ihtiyaç olabilir ve gerçekten böyle bir tatmine muhtaç hisseden pek çok kimse yaşıyordur yanımızda, yöremizde.

Benim anlayamadığım ve asla anlayamayacağım şey tam olarak şudur:

Kendisini son derece entelektüel ve eğitimli bir kaymak tabakaya ait hisseden, dolayısıyla bununla çevresinde yaşayan pek çok insandan daha yüce bir kimse olduğunu düşünen bir kesim, Türk toplumunun kahir ekseriyetini polisine destek verirken görmekle öfkeleniyor.

Akabinde başlıyor bir çomar edebiyatı. Bu izahı hiç de mümkün olmayan bir paradokstur. Ona muhtaç olmayacak kadar yüce, ancak onun rağmına muvaffak olamayacak kadar zayıf olduğunuzu düşünün. Çoklu kişilik bozukluğu gibi bir şeydir.

İskoç Kilti üzerinden anlatmaya çalıştığım şey, sosyal talebinizin sizi üzüp üzmeyeceğinin başkalarına değil size bağlı olduğu hakikatiydi.

Talebiniz neyse siz "O"sunuz. İnsanların reaksiyonlarını kontrol edemeyecek olan siz, en azından talebinizin ne olacağına karar verebilme yetisine sahip olmalısınız.

Tımarhaneye gitseniz, en iflah olmaz mecnunu bulsanız ve ona "Kâbe resmine Şahmeran resmi yapıştırmış, yere sermişler; iti köpeği üstüne basıyor" deseniz, mecnun size memleketin karışacağını söyler.

O raddeden sonra bütün talepleriniz işitilmez olur. Hiç kimse alakadar olmaz ne söylediğinizle. Kabetullah'a hakaret etmişsiniz bir kere, ne gibi bir hayır beklenebilir ki sizden? Hangi talebi makul olabilir Kâbe'ye sövenin? Bütün makul talepleriniz ve hak verilesi feveranınız bir şımarıklığa kurban gider.

Boğaziçi mevzuunda akil adam taklidi yaparak insanları gençlerin taleplerine bakmaya davet edenler, bu bakımdan, yanlış düğmeden başlıyorlar iliklemeye.

İçinde yaşadıkları cemiyetin hangi fiile hangi reaksiyonu göstereceğinden bihaberler. İstiyorlar ki, kafalarındaki fiil ile sosyal mukabele tam tetabuk etsin. Etmez efendi!

Bir satır önceden başlayacaksın. Kimden neyi istediğini ve bu isteğinin nasıl mukabele göreceğini bir analiz edeceksin. Ondan sonra belki konuşmaya şöyle baslayabilirdin: "Kâbe'ye yapılan saygısızlığı kınıyoruz. Bu fiili işleyenler bir an önce bu hatadan dönmelidir. Boğaziçi tartışmaları bu sorumsuzluğa kurban edilemez..."

Akabinde ne konuşacaksan konuşurdun ve milletin hüsn-ü alakasını da celbederdin. Neyi tercih ettin peki? İktidarın baskıcı uygulamaları, gençlerin masumiyeti vs. vb...

Yetmez gibi bir de milletin cehaletinden, Boğaziçi çocuklarının süper zekasından bahsetmeyi ihmal etmedin.

Doğru da iki gözüm, millet yere serilen Kâbe resmine fokuslanmış durumda. Bunu anlamak için mektep medrese okumuş olmaya gerek yok. Süper zeka olmak de zaruri değil. Tek gereklilik, o ona rağmen hiç bir şey yapamayacağın milletin refleksini hesaba katmak.

Şimdi bunu okuyunca da anlamayacaksın. Olan benim döktüğüm dillere olacak. Ne diyeyim? Helal-i hoş olsun.

<p>Samsun'da eski eşi E.M.'yi sokak ortasında 5 yaşındaki kızlarının önünde öldüresiye döven İbrahim

Samsun'daki caninin ifadesi ortaya çıktı: Bir anda gözüm döndü ve sinir krizi geçirdim

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı

Başkan Erdoğan, Mavi Vatan 2021 Taktik Tatbikatı'na canlı bağlantıyla katıldı