• $32,5941
  • €35,0277
  • 2423.02
  • 9722.09
27 Mart 2022 Pazar

‘Yaş' tahtaya basmayalım!

Her devletin gücü ekonomisi, sanayisi ve üretim vizyonuyla olduğu kadar aynı zamanda da genç nüfusunun artışı ile doğru orantılıdır. İnsan kendi bedeninde dahi yaşına bağlı olarak yaşadığı deformasyonları birtakım tıbbi yahut kozmetik müdahalelerle gidermeye çalışmaktadır. Devlet düzeyinde yaşlanan nüfusa yapılabilecek en doğru müdahale ise doğum oranlarının artışını teşvik ile mümkün olmaktadır.

Yaşlanan nüfus, ölüm yaşının ve dolayısıyla insan ömrünün ileri seviyelerde seyrettiğinin bir göstergesidir. Bu yönüyle yaşlanmanın pozitif bir anlam taşıdığından bahsedebiliriz sevgili okurlarım. Ama benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta yaşlanan nüfusu destekleyecek genç nüfusun aynı hızda seyretmemesidir.

Gelin isterseniz Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2021 yılına ilişkin "İstatistiklerle Yaşlılar" çalışmasının sonuçlarına bir göz atalım.

Buna göre, "2016'da 6 milyon 651 bin 503 kişi olan 65 yaş ve üzeri nüfus, son 5 yılda yüzde 24 artarak 2021'de 8 milyon 245 bin 124 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2016'da yüzde 8,3 iken, 2021'de yüzde 9,7'ye çıktı.

Türkiye'de yaşlı nüfus, diğer yaş gruplarındaki nüfusa göre daha yüksek bir hızla artış göstermektedir. Küresel yaşlanma süreci olarak adlandırılan "demografik dönüşüm" sürecinde olan Türkiye'de, doğurganlık ve ölüm hızlarındaki azalmayla birlikte sağlık alanında kaydedilen gelişmeler, yaşam standardının, refah düzeyinin ve doğuşta beklenen yaşam süresinin artmasıyla nüfusun yaş yapısı şekil değiştirmiştir.

Çocuk ve gençlerin toplam nüfus içindeki oranı azalırken yaşlıların toplam nüfus içindeki oranı artış göstermektedir. Türkiye oransal olarak yaşlı nüfus yapısına sahip ülkelere göre hala genç bir nüfus yapısına sahip olsa da yaşlı nüfus sayısal bakımdan oldukça "fazla"dır.

Akademik ve bilimsel veriler bu tabloyu idrak edebilmemiz noktasında çok büyük önem arz etmektedir sevgili okurlarım.

Bu konuda bilimsel manada ülkemizdeki ilk matbu eseri yazan kişi İstanbul Darülfünun Emini (Rektör), 5. ve 6. Dönem Bilecik Milletvekili Prof. Dr. Besim Ömer Akalın'dır. Yaklaşık 100 yıl önce yazmış olduğu nüfus meselesi ve küçük çocuklarda ölümler konulu kitabında Akalın, nüfusu azalan ülkelerin güç kaybedeceğini, makineleşme olsa bile bu makineleri kullanacak kalifiye insanlara mutlaka ihtiyaç duyulacağını söylemektedir.

Ve şöyle eklemektedir Akalın Hoca: binaenaleyh nüfus artışının en iyi çaresi milletin fertlerinin doğumunun artırılmasıdır. Yani doğum sayısının artırılmasıdır. "Doğum sayısının artışını teşvik ve her ailenin en aşağı üç çocuğu olmasının teminidir." demektedir. (Nüfus Meselesi ve Küçük Çocuklarda Vefeyat, Sayfa 24, İstanbul 1339)

Yaşlı ya da kıdemli vatandaş sayımızın artışı bizi endişeye sevk edecek bir durum değil elbette. Duamız her zaman, "Allah onları başımızdan eksik etmesin" diye olmuştur. Burada aslolan mesele demografik yaşlanmanın oluşturduğu tehdittir. Bu anlamda genç olma dinamiğini kaybeden nüfusumuz buna bağlı olarak üretim gücünü de kaybediyor demektir.

Tek başına yeterli bir done olarak göremeyeceğimiz genç nüfusun, nitelikli ve üretken bir pozisyonda konumlandırılmak suretiyle geleceğimize entegre edilmesi en büyük arzumuzdur.

Yaşlanan ve üretimden çekilen nüfus içerisinde yerini alan kıdemli vatandaşlarımızın da ötekileştirilmeden, emeklilik zincirine ve atalete mahkûm edilmeden aktif halde tutulmaları da yine bu tablonun tamamlayıcı unsuru olacaktır kanaatini taşımaktayım.

Genç nüfus için en önemli kriter evlilik ve çocuk sahibi olmaktır elbette.

Sayın Cumhurbaşkanımız şahitliğini yaptıkları her nikahta gençlere en az 3 çocuk, mümkünse daha fazla çocuk tavsiyesinde bulunuyor. Bazı kesimler Sn. Cumhurbaşkanımızın bu çağrısını cehaletlerinden kaynaklanan bir istihzayla karşılarken bazıları da bilinçli bir şekilde mesajın içini boşaltmaya çalışmaktadır.

Bir aile düşünün: Çocuksuz olarak yaşlılık evrelerine girmiş olsunlar. Eğer yakın bir akraba varlığına sahip değilseler yeti kaybı yaşadıkları bir dönemde kime yaslanacak, kimden destek alacaklar. Devletler de böyledir sevgili okurlarım. Nüfusu yaşlandıkça ve nüfus büyüme hızı yavaşladıkça beli bükülen bir ihtiyara dönüşüverirler. Şimdi "en az üç" sloganına daha da iştahla kulak verme zamanı. Şimdi, yaşlanan değil, şahlanan Türkiye için seferber olma zamanı. Evlilik yaşlarının otuzlu seviyelere çekildiği, çocuk sahibi olmanın ertelendiği bir zamandayız. Kariyer planlarımızı elbette önemseyeceğiz. Ama, evlilik ve çocuk sayısının buna engel olacağını düşünmek, ileride kariyer planı yapabileceğimiz güçlü ve genç bir devlet yapısının olamayacağı anlamına gelmektedir.

İnanıyorum ki sosyal ve refah devleti anlayışının yükselen değeri olan devletimiz boşanmalara gerekçe olan, evliliklerin önünde engel teşkil eden ve çocuk sahibi olmayı endişe verici gösteren tüm kaygıları gidererek nüfusumuzu özlediğimiz o tazeliğe kavuşturacaktır evelallah...

Sağlıkla kalınız.

<p>Ankara, Konya ve Aksaray illeri sınırlarının kesiştiği yerde bulunan ve Türkiye'nin en büyük ikin

Tuz Gölü'ne turist akını!

Atalarını andılar... Anzak Koyu'nda geleneksel ''Şafak Ayini''

Kaçıran pişman oluyor: 100.000 TL ile 250.000 TL arası! İşte ikinci el araba modelleri…

Uçan araba 'AirCar' ilk yolculu uçuşunu tamamladı