• $32,5619
  • €35,0374
  • 2421.77
  • 9722.09
13 Mart 2022 Pazar

Esarete neşter vuranların bayramı: 14 Mart

14 Mart Tıp Bayramı, ömrünü insan hayatına adayan tıp mensuplarının vatan sathını müdafaasının şeref ve onur tarihidir.

14 Mart Tıp Bayramı, kadim ve kahramanlıklarla dolu tarihimizin altın sayfalarından biridir.

Vatan müdafaasında tıbbiyeli rolünün imza tarihidir 14 Mart.

13 Kasım 1918'de 22 İngiliz, 17 İtalyan, 12 Fransız, 4 Yunan gemisi ve 6 denizaltıdan oluşan İtilaf donanması mütareke şartlarının kendilerine verdiği işgal yetkisini gerekçe göstererek, İstanbul önlerine gelip demir atmışlardı.

Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane'nin öğrenci ve hocaları bu vahim tabloyu derin bir teessürle müşahade etmekteydiler.

Bu tablonun tam da kalbinde bilge ve gönül ehli bir alim olan Tevfik Salim Sağlam yüreklere nüfuz eden bir konuşma yapar, tıbbiyeli hocalar ve öğrencilere.

"...Efendiler! Ordusu asla mağlup olmamış bir milletin çocuklarısınız. Çanakkale'de aylarca ateş ve ölüm saçan ve büyüklerinizi korkutup yenemeyen, arzuladığı bugüne o yoldan kavuşamayan bu donanmanın bugünkü kuru gürültüsü sizi telaşlandırmasın..." diyerek gönüllere istiklâl muştulamıştır.

İşgalden hemen sonra İngilizler Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane'ye yerleşmek isterler. Öncü meslektaşlarımızın direnişine rağmen bu emellerine ancak 3 Şubat 1919'da ulaşırlar.

Öğrenciler, Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane' ye yerleşen İngiliz birliklerinin komutanı tarafından çatı katına sürülür, karyolaları altlarından alınarak, yer döşeklerinde yatmaya mecbur edilirler. Hatta üniformalarını giymeleri bile yasaklanır. Öğrenciler derslere ve laboratuvarlara pijamalarıyla girerek baskıları protesto ederler. Bu protestolar karşısında üç öğrencinin bir araya gelmesi dahi yasaklanır.

İngilizlerin işgalinden ve baskılarından büyük bir rahatsızlık duyan öncü meslektaşlarımız, okul yönetimine 1827'de eğitime başlayan Tıbbiyye'nin aslında o güne kadar hiç yapılmayan 92. kuruluş yılını kutlama toplantısını düzenlemek istediklerini bildirirler. Ve istediklerini de alırlar! 14 Mart 1919 günü Darülfünun Konferans Salonu'nda tertiplenen toplantıya Tıbbiye'nin hocaları, İngiliz-Amerikan-Fransız Kızılhaç temsilcileri, Fransız Sıhhiye Müfettiş-i Umumisi, İnas Darülfünunu (Kız Üniversitesi) öğrencileri ve Osmanlı basını temsilcileri katılır.

Dr. Memduh Necdet burada yaptığı ateşli konuşmada: "İtiraf ediyoruz ki vatan, bilhassa onun kalbi, beyni olan İstanbul bu dakikada korkunç bir buhran geçiriyor. Ama korkmuyoruz... Buradayız, burada kalacağız... İstanbul bizimdir, çünkü halife ve hakan yatağıdır. İstanbul bizimdir çünkü şehitler ve tarih buradadır. İstanbul bizimdir, çünkü istiklâl buradadır" cümlelerini bitirdiğinde, salon alkış seslerinden adeta yıkılır. İngiliz bahriyelileri toplantıyı şiddet kullanarak dağıtır, birçok öğrenciyi tutuklar.

Bu esnada, toplantıyla eş zamanlı olarak Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane'nin iki saat kulesi arasındaki balkona büyük bir Türk Bayrağı asan bağımsızlığa aşık öğrenciler de Milli Mücadelenin Besmelesini çekerler adeta.

Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane'de Türk bayrağını açanlar arasında yer alan, 14 Mart toplantılarının öncü isimlerinden Tıbbiyeli Hikmet de vardır ki, kendisi tarihe malolmuş bir karakterdir. Bu yazımda ondan özellikle bahsetmek istiyorum. 18 yaşındaki Tıbbiyeli Hikmet, tıbbiyelileri temsilen Sivas Kongresine katılır. Kongreye katılan bazı delegelerin manda düşünceleri karşısında Mustafa Kemal Paşa'ya hitaben: "beni temsilcisi olduğum tıbbiyeli arkadaşlarım mandaya ve mandacılara karşı çıkmak için buraya gönderdi. Manda fikrini siz savunsanız, size bile karşı çıkarım!" demiştir. Baskılardan ve içinde bulunulan durumdan müteessir olmuş Paşa da, çevresindekilere bu asil kanı övdükten sonra Hikmet'e dönerek "Meraklanma evlat, azınlıkta kalsak da mandayı kabul etmeyeceğiz" demiş ve ardından niyetlerinin "Ya İstiklal Ya Ölüm" olduğunu haykırarak ellerine sarılan genç tıbbiyelinin nezdinde tüm milletimizin gönlüne su serpmiştir.

İşte tıbbiyeli ruhunun kurtuluş mücadelesindeki izzetli ve onurlu duruşuna bir örnek. Hikmet'i de hikmetleri de boldur tıbbiyenin, hamdolsun.

14 Mart Tıp Bayramı işte bu badireleri atlatarak bizlere ulaşmıştır sevgili okurlarım.

Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane'de şekillenmiş olan "Tıbbiyeli Ruhu" her dönemin mihmandarı olmuştur. En ihtiyaç duyulduğu anda neşterini Misak-ı Milli'nin bekâsı için kaldıracak kahramanlarımıza çok şey borçluyuz. Şehadete yürüyen, gazilikle şereflenen milletimizin asil evlatları olan tıp mensupları gözlerini istikbale dikmiş, canlarını istiklâle adamış olarak bizi ve geleceğimizi güçlendirmektedir.

Evet, her kritik eşikte stratejik ve hayati öneme sahip tıbbiye, ihtiyaç anında hazır ve nazır olduğunu her imtihanda izzet ve şerefle ispat etmiştir.

15 Temmuz ihanet gecesinde de tıbbiyeli ruhu sahneye çıkmıştır. Al bayrağımız yine o aynı iki kule arasına asılmıştır. Milletine ihanet edenlere karşı, bu aziz vatanı bölme cüretinde bulunanlara karşı aynı refleks gösterilmeye devam etmektedir. Zaman değişse de düşman değişmez. Düşman kim olursa olsun tıbbiyelinin duruşu değişmez!

Yeri geldiğinde asker de olan kahraman tıbbiyelilerimiz salgınlarda ve tüm zor zamanlarda da devletinin ve milletinin yanındadır. Kendinden, ailesinden ve özel hayatından fedakârlık yaparak pandemi sürecinde büyük bir imtihan veren ve takdire şayan bir vefa örneği gösteren tüm tıp personeli yirmi birinci yüzyılda 1919 ruhunu dünyaya göstermişlerdir. Hayatlarını ortaya koyarak pandemi savaşının aziz kahramanları olan ve insanlığa hizmet yolunda can verip şehadete yürüyen tıp mensuplarımız 14 Mart 1919'u bugünün zeminine şerefle kazımışlardır.

Bilvesile, meslek büyüklerim başta olmak üzere, meslektaş ve mesai arkadaşlarımın, tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlarım. Sağlık neferi kahramanlarımızın omuzlarında yükselen geleceğimiz daim olsun. Kurtuluş destanına ortak olan sağlık neferlerinin şiddetten arındırılmış şartlarda çalışabildiği bir dünyada buluşmak üzere.

8 MART KUTLU MU OLMALI GERÇEKTEN?

Her yıl anlı şanlı törenler ve hediyelerle kutlanan "8 Mart Dünya Kadınlar Günü "nün aslını hiç düşündünüz mü? İşin aslı şudur:

1857'de New York'ta, daha iyi koşullarda-insani seviyede- çalışabilmek için, eşit işe eşit ücret gayesiyle emekçi kadınlar tarafından grev başlatılır.

Bir tekstil fabrikasında başlatılan bu grev esnasında izah edilmeyen bir yangın çıkar. Greve müdahale eden ABD'li kolluk kuvvetlerinin fabrikaya kilitlediği kadınlar ise kurulan barikatlar yüzünden yangından kaçamaz ve 129 kadın, içler acısı bir şekilde yangında can verir maalesef. Grev bir hak arayışı olsa da sözüm ona "özgürlükler ülkesinde" sonuç hüsrandır. 129 kadın fabrikaya kilitlenerek yakılmıştır. Tarih 8 Mart'tır. İşte batılı anlayışın hakkını arayan emekçilere reva gördüğü son!

Suçlarını örtmek istercesine bir algıyla, olsa olsa "yas günü" veya en azından "anma günü" olması gereken 8 Mart'ı kutlama gününe çevirenleri kınamadan geçmek istemedim.

Toplumsal algı münasebetiyle kutlama mesajı yayınlasak da, bu tarihi bundan sonra bir kutlama değil "yas günü" veya "anma günü" olarak zikredeceğimi ve zikredilmesi gerektiği düşüncemi buradan ifade etmek isterim.

Sağlık içinde kalınız.

<p>Fatih'te seyir halindeki takside çıkan yangın kısa sürede büyüdü. Vatandaşların ve itfaiye ekiple

İstanbul'da korku dolu anlar: Seyir halinde alev alev yandı

Atalarını andılar... Anzak Koyu'nda geleneksel ''Şafak Ayini''

Kaçıran pişman oluyor: 100.000 TL ile 250.000 TL arası! İşte ikinci el araba modelleri…

Uçan araba 'AirCar' ilk yolculu uçuşunu tamamladı