• $32,3607
  • €34,4602
  • 2438.65
  • 9814.19
27 Şubat 2022 Pazar

Cerrahi sedyede!

Bu hafta, mensubu olmaktan onur duyduğum tıp biliminin açmazlarından birine değinmek istedim sevgili okurlarım. Bu minvalde, kritik öneme sahip branşların tıp öğrencilerince tercih edilmemeleri hususuna dikkat çekmeye çalışacağım.

2021 Yılı Bahar Dönemi Tıpta Uzmanlık Sınavı verilerine şöyle kısaca bir göz gezdirdim: Listeye göre, ilk 100'e giren meslektaşlarımın 27'sinin tercih ettiği dermatoloji TUS'ta en başarılı hekimlerin en çok tercih ettiği branş olmuş. Ardından 10 hekimin tercih ettiği plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi ve 8 hekimin tercih ettiği radyoloji TUS tercihlerinin adeta zirvesinde yerleşmiş.

Riskli bulunan ve komplikasyonun fazla görüldüğü; iş yükünün yüksek olduğu beyin cerrahisi, kadın doğum, genel cerrahi, göğüs cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi gibi branşların ise tercihlerin uzağında kaldığı gözüme çarptı.

"Kadın doğumda 116, genel cerrahide 109, beyin cerrahide 48, KVC 48, göğüs cerrahisinde 46, çocuk cerrahisinde 36" kontenjanın da başvuru olmaması nedeniyle boş kalması cerrahi branşlarımızın geleceği adına beni kaygı ve hayrete düşürdü desem yeridir.

Bu tabloya tercihler üzerinden sadece bir istatistik olarak bakamayız sevgili okurlarım.

Paylaştığım tercih kümelenmelerinin ve bazı branşlardan uzaklaşmaların sebeplerine de eğilmek gerekliliği aşikârdır.

Cerrahi ve diğer girişimsel branşlardan kopuşun nedenlerini "malpraktis (tıbbı hata) davaları, sağlıkta şiddet vakaları, asistanlık sürecinin fiziksel ve psikolojik olarak yıpratıcı olması, cerrahi branşların yoğun iş yükü ve feda edilen yılların karşılığının maddi olarak alınamaması olarak özetleyebilirim."

Bu hafta hususiyetle malpraktis (tıbbı hata) konusunu yazmak istedim.

"Malpraktis; bir meslek mensubunun, mesleğini uyguladığı esnada ortaya çıkan hatalı hareketleri için kullanılır. Tıbbi Malpraktis, 'Tabibin tedavi esnasında güncel standart uygulamaları yapmama durumu, beceri noksanlığı yahut hastanın tedavisini vermemesiyle gelişen zarar' biçiminde tanımlanmaktadır."

Malpraktis davaları ülkemizde adeta hekimlerimizi ekonomik önden istismar için kurulan bir sektöre dönüşmüş ve bunun doğal bir sonucu olarak yılda 300-400 nakil yapılan hastanelerimizin cerrahi branşları asistan bulamaz hale gelmiştir.

Girişimsel müdahalelerin mahir elleri cerrahlarımız bu sorumluluğu üstlenmiş ve insan hayatı için bilim yoluna amade olmuşken moral ve motivasyonlarını törpüleyen bu tür "haksız" davaların kıskacından kurtarılmalıdırlar.

Devletimizin bu konuda insiyatif alması önem arz etmektedir. Sadece işine odaklı bir planlama yapmak için yorulması gereken hekimlerimiz maksatlı ve mesnetsiz davaların yükünü omuzlamak zorunda bırakılmamalıdırlar.

Demiyoruz ki, hataların üstünü örtelim. Demiyoruz ki, ihmal ve kusurları görmezden gelelim. Dediğimiz, neşterlerini şifa için kullanan meslektaşlarımın bir cinayet aletini kullanıyormuş gibi muamele görmelerinin önüne geçilmesidir.

Üstün bir mental ve fiziksel yeterlilik, beceri gerektiren bu branşlar boş kalırsa bedelini yine hastalarımızın ödeyeceği unutulmamalıdır. Bu tablo ihtimam ile ele alınmayıp seyirci kalınırsa ne dava açılacak blr cerrah ne de davaya konu bir ameliyat kalacaktır.

Evet bu durum devam ederse yakın gelecekte ameliyatlarımızı yapacak, riskli hastalarımıza el uzatacak genel cerrahlar, kalp cerrahları, beyin cerrahları, girişimsel işlemleri yapan kardiyologlar, radyologlar bulamayacağız; eşimizin, kızımızın doğumuna girecek kadın-doğum uzmanlarını, acil servislerde çalışacak nitelikli hekimleri ve diğer sağlıkçıları mumla arayacağız.

Adeta bir caydırma eylemine dönüşmüş ve hekimleri odağına almış bu davaların ekseni değişmelidir.

Bu konuda çözüm önerilerimi de paylaşmak istiyorum.

İvedilikle malpraktis davalarının, bu kadar bilinçsizce ve rahatça açılamayacağı hukuki bir düzenleme yapılmalıdır.

Hiçbir hekim hastasının kötü olmasını istemez. Sonuçta hekim de insandır, Çok nadir de olsa istenmeyen bir hata olduğunda, ortaya çıkabilecek maddi-manevi hukuki destek devlet tarafından karşılanmalıdır. Tazminatlar tıpkı hakimlerin hatalı kararlarında olduğu gibi devlet tarafından karşılanmalı. Hekim devletinin desteğini her zaman yanında ve arkasında hissetmelidir.

Yetkin pozisyonda olmayan hekim ve sağlık personeline iş sorumluluğu verirken dikkat edilmeli, mutlak yetkinlik kriterine göre görev tanımı yapılmalı ve kontrol edilmelidir.

Yapılacak her türlü girişimi hastaya ve/veya yakınlarına detayı ile anlatıp, olabilecek ölüm dahil, her türlü riski sözel olarak paylaşıp ve yazılı onamların alınması gerekmektedir.

Hekim ve sağlık çalışanlarının görevlerini yaparken, konsantrasyonlarını bozacak, başta ekonomik nedenler olmak üzere, yetersiz sosyal-kurumsal faktörlerin iyileştirilmesi aciliyet arz etmektedir.

Bu konuya kısa bir örnek vermek istiyorum.

Bugün yeni başlayan bir hâkim 15000 liradan fazla maaş alırken pratisyen bir hekimin maaşı ise sabit hariç 6200 lira civarıdır.

Elbette hakimlerimizin maaşlarına sözümüz yok ama hekimlerimizin mağduriyetine dikkat çekmek istiyorum.

Tıp eğitimi yeniden gözden geçirilmeli, 6 yıl boyunca kadavra bile görmeden bitirilen tıp fakülteleri masaya yatırılmalı, 1. Sınıftan itibaren öğrenciler kliniklerde görev almaya başlamalıdır.

Evet kıymetli okurlarım sedyede yatan ve müdahale bekleyen geleceğimizdir. Acil bir müdahale yapılmazsa Türk cerrahisi çoklu organ yetmezliğinden kaybedilme riskiyle karşı karşıyadır. Türk tıbbına şifa olacak haberlerde buluşmak üzere...

Sağlıkla kalınız.

<p>Anadolu Yayıncılar Federasyonu (AYF) Başkanı Sinan Burhan, Filistin'de bugüne kadar 140 gazetecin

Sultanahmet Meydanı'nda Gazze'de öldürülen gazeteciler anılacak

İstanbul'da insan trafiği!

Hasankeyf'te bayram tatili yoğunluğu

Kapış kapış gidiyor: 50.000 TL'den başlıyor! İşte ikinci el araba modelleri…