• $28,9919
  • €31,2252
  • 1866.62
  • 7913.76
15 Haziran 2023 Perşembe

Ezikliğin sosyolojisi

Batı sömürgeciliği Batı-dışı toplumların bilhassa da elitleriyle bir efendi-köle ilişkisi kurmuştur. O "yerli" elitler vasıtasıyla Batı'nın "bilim"ini, kültürünü, zihniyetini, fikirlerini, normlarını, değerlerini ve yaşam tarzını bir kültürel hegemonya oluşturarak dayatmıştır.

Batı sömürgeciliğine direnmiş bir dünya imparatorluğunun, büyük bir medeniyetin devamı olmamıza rağmen biz Türklerin içinde de Batı böyle elitler devşirmeyi başardı. Bu devşirme mekanizmalarının sermaye, bürokrasi, aydınlar, medya ve kültür-sanat boyutlarında nasıl işlediğine dair süreçleri daha önce defalarca ele aldım. Bu süreçlerin neticesinde bugün karşımıza ruhu ecnebi bir kültürel, ekonomik, entelektüel elitin çıktığını her an her saniye görüyoruz. Tüm vasıfsızlıklarına rağmen Batı'nın küresel, Batıcıların da uzantı kültürel ve ekonomik hegemonyaları sayesinde ödüllendirilen bu mandacı güruhun, akademisyen ve entelektüel takımının çapsızlığını bir önceki yazımda ele almıştım.

Şarkıcı, oyuncu vs. olduğu iddia edilen bazı çapsızların da çeşitli vesilelerle Türk milletine ve Müslümanlara nefret kustuğunu sürekli görüyoruz. Sadece ve sadece Batıcı olmadığı için, Türk ve Müslüman kimliklerini gururla sahiplendikleri için bu ülkenin muhafazakâr, milliyetçi, dindar insanlarına ve onları temsil eden siyasetçilere karşı mütemadiyen nefret söylemi kullanan bir güruh bu. Seçim sürecinde de mandacıların seçimi kazanacağına dair pespaye özgüvenleriyle tahkim ettikleri bir nefret rejimleri var. "Bu ülkede yaşanmaz"la başlayan, her türlü kötülüğü Türkiye'de, her türlü güzelliği Batı'da zanneden, ailesinden, kimliğinden yani aynada gördüğünden utanan bir eziklik ve cehalet. O kadar ki başörtülülere yönelik cinsiyetçi kadın düşmanlığından darbeciliğe; terör örgütü sempatizanlığından depremzedelere yönelik nefret suçlarına kadar işleyemeyecekleri bir insanlık suçu yok.

Bu Beyaz ezikliğin oluşturduğu kültürel vesayetin etkisinde kalarak asimile ettiği ve benim daha önce "Küçük Beyazlar" diye bu köşede ele aldığım lümpen küçük burjuva kesimlerinin de bu ezikçe nefret rejiminin parçası olmayı bir statü göstergesi sanarak plazalardan metroya, uçaklardan vapurlara, üniversite kantinlerinden market sıralarına kadar o cahil cesaretleriyle nasıl siyasi ve kültürel nefret kustuklarını seçim sürecinde bir kez daha gördük.

İşte Batı'ya karşı ezik, kendi milletine karşı ise efelenen bu köle ahlakının saldırganlığının da eşlik ettiği bu duruma karşı muhafazakâr, milliyetçi ve dindar aktörlerin pasifliğini de konuşmak gerekiyor. Daha önce çeşitli vesilelerle Türkiye'nin gündemine getirdiğim bu özgüven sorununun da arkasında birtakım sosyolojik dinamikler var. Eski Türkiye'nin Batıcı elitlerinin sınıfsal, kültürel ve ekonomik güçleriyle rekabet edilmesi zor bir sosyolojik dezavantajdan öncelikle bahsetmek gerekiyor. Ya taşrada yaşayan ya da daha yeni kentlileşen, yarı taşralı ailelerden gelen, işgücü piyasasında beyaz yakalı ve yönetici pozisyonlarda henüz yer almaya başlamış yani istihdam, gelir, kültürel ve sembolik sermaye bakımından orta-sınıflaşma sürecine yeni katılmış milliyetçi-muhafazakâr kesimin sınıfsal dezavantajları bulunuyor. Buna Batıcı-Beyaz kesimlerin küresel Batı hegemonyasının mümessili oldukları kültürel hegemonyaları ve söylem hâkimiyetleri eklendiğinde durum muhafazakârlar için daha da zorlaşabiliyor. Bu durum ya birtakım asimilasyon süreçlerinin çalışmasıyla, ya kamusal alanda sinik bir tavır sergilemeyle ya da Batıcı saldırganlık karşısında toptan bir ricatla neticelenebiliyordu.

Ama tüm bu sosyolojik dezavantajlara rağmen milliyetçi-muhafazakâr kesimler de büyük bir değişim ve toplumsal hareketlilik içerisinde. Eğitim oranları, orta-sınıflaşma düzeyleri sürekli yükseldiği gibi artık giderek özgüvenleri de artıyor. Artık tamamen susan, sinen, geri çekilen bir muhafazakâr tipinin azalmaya başlayacağı bir döneme giriyoruz.

Milliyetçi-muhafazakâr kesimler bütün bu saldırganlığa karşı artık daha özgüvenli bir şekilde mücadele ediyor ve kendi siyasal, bürokratik ve kültürel aktörlerinden aynı özgüvenli duruşu bekliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi özgüvenle dimdik bu mandacı, faşizan güruha ve arkalarındaki efendilerine karşı bir meydan okuma bekliyor. Hukuklarının, şahsiyetlerinin ve haysiyetlerinin elitler düzeyinde de savunulmasını istiyor.

Türk ve İslam düşmanı şarkıcı, oyuncu müsveddelerini iş yapamaz, insan içine bile çıkamaz hâle getirmek yerine onlara şirinlik yapanları ise kaydediyor.

<p>Kocaeli'nin Gebze ilçesinde palet fabrikasında çıkan yangına müdahale ediliyor.</p><p>Barış Mahal

Kocaeli'de palet fabrikasında yangın çıktı

Gazze güneş batmadan karanlığa gömülüyor... İşgalci İsrail'in durmayan vahşeti

İşgalci İsrail'den Gazze'ye yeni saldırı

Rıza Çalımbay ve İsmail Kartal tercihini yaptı! İşte dev derbinin 11'leri...