• $28,9179
  • €31,3167
  • 1882.73
  • 8087.24
8 Haziran 2023 Perşembe

Büyük ülkenin küçük medyası

Dikkatli okuyucular hatırlayacaktır. 2 Haziran 2022 günü bu köşede yine aynı başlığa sahip bir yazı yayımlanmıştı. İngiliz medyası ile kıyaslayarak Türk medyasının içinde bulunduğu vaziyeti kaleme almış; küresel aktör hâline gelmiş, tarihiyle, etkisiyle, sert ve yumuşak güç unsurlarıyla son yıllarda üçüncü dünya ülkesi vizyonundan büyük ülke vizyonuna yeniden kavuşmuş Türkiye'nin medyasının hâlâ bir üçüncü dünya ülkesi medyası olarak kaldığından bahsetmiştim. Emperyal geleneğe sahip ülkelerin medyalarının tersine dışa dönük değil, içe dönük habercilik yapan ve bunu yaparken de sürekli şiddet odaklı bir üçüncü sayfa haberciliğini boca eden bir negatif habercilikten bahsetmiş, bu medya düzeninin değişmesi gerektiğini söylemiştim. İlgilenenler o yazıya dönüp bakabilirler.

Bugünse aradan yaklaşık bir sene geçmesine rağmen Türk medyasının vaziyeti hâlâ iç açıcı değil. Üstelik daha önce değindiğim konulara ek olarak geçtiğimiz seçim sürecinde öyle şeyler yaşandı ki...

Mesela büyük oranda belli başlı belediyelerle parasal ilişkileri bulunan CHP yanlısı medyada seçim öncesi ve her iki seçim gecesinde yaşananlar dünya medya tarihine geçecek skandallarla doluydu. Her iki seçim gecesinde de Kılıçdaroğlu'nun kazandığını gösteren medya rezaleti tarihe geçti bile.

Seçim öncesinde de sistematik dezenformasyonun hâkim olduğu bir habercilik dilinin artarak devam etmesi yetmezmiş gibi evrensel kriterlere göre nefret söylemi sayılacak biçimde bir kin, nefret ve öfke patlaması mütemadiyen ekranlara yansıtıldı. Üstelik bu nefretin ve öfkenin adresi sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan veya Cumhur İttifakı'na mensup siyasi aktörler olmadı. Sıradan milliyetçi, muhafazakâr vatandaşlar bile zaman zaman bu söylemle hedef alındı.

Kin ve nefretten kısa bir dönem altılı masadan kalkan Meral Akşener bile nasibini aldı. Sistematik aşağılama, hakaret ve nefretin o kısa dönemde İyi Parti Genel Başkanı ile bütün milliyetçilere ve sağcılara yöneldiği görüldü. Kin ve nefret rejimini inşa eden böyle bir medya yapılanması nasıl mümkün olabilir?

Yine kendisini "ana akım" olarak tanıtan bazı medya kanallarının da altılı masa kurulduğunda ve bilhassa Meral Akşener'in masadan kalktığı süreçte nasıl bir ağlama duvarına dönüştüğünü, yine Akşener'i masaya döndürmek için nasıl muhalefetin komuta merkezi hâline geldiğini herkes gördü.

Konvansiyonel medyanın hâli buyken geleceğin medyası ve özgürlüğün merkezi olarak sunulan dijital medyanın hâli daha mı iyiydi? Maalesef hayır. Kin ve nefrete dayalı söylemin dozunun daha da arttığı, birtakım Batılı devletlerin veya vakıfların fonlarıyla desteklenen ve yönlendirilen dijital mecralar Batılı devletlerin Türk siyasetine müdahalesinin bir aracı konumundaydı. Sürekli yalan haberlerle provokasyon yapan, itibar suikastlarından nefret söylemine ve hedef göstermeye kadar istihbarat şebekelerinin "Pravda"ları olarak muhalefet lehine her türlü rezilliği mubah gören bu dijital faşizm anlayışı da seçimde yenilenler arasındaydı. Üstelik de sosyolojiyle alakası olmayan bir "Z kuşağı" kategorizasyonu üzerinden yapılan ve gençlerin oy verme davranışını muhalefet lehine etkileme görevi verilmiş bu dijital medya mecralarının aslında muhalif kesimlerin yankı odası olmaktan başka bir vasfı olmadığı da ortaya çıktı.

Peki, muhalefetin durumu buyken millî medyada durum neydi? Her şeyden önce şunu söylemem gerekir ki bütün bu süreçte birçok kişi nemelazımcılık yapıp sessizliğe bürünür, medyadan ve sosyal medyadan kaybolurken, seçim sürecinde Türkiye'nin bağımsızlık yürüyüşüne destek veren tüm millî medya aktörlerinin hakkını teslim etmek gerek.

Yalnız tüm iyi niyetli çabalara rağmen bu her şeyin kusursuz olduğu anlamına gelmiyor. Sürekli olarak etki alanı azalan millî medyanın konvansiyonel unsurlarına dair bir sorgulama süreci gerekiyor. Kimi zaman sloganik konuşmaların ötesine geçemeyen analitik olmayan tartışmalardan, ara ara çoğulculuğa yer vermeyen ve özellikle de tarz/format olarak izleyiciyi eskisi kadar cezbedemeyen yayıncılığı yeniden ele almak gerekiyor. Kişilerden ziyade yapıları, anlayışı, formatı ve toptan bu medya düzenini tartışmak gerekiyor.

Özellikle bu konuda (işini iyi yapan birkaç mecra hariç) millî medyanın dijital mecralardaki etkisizliğini, gündemi ve söylemi belirlemekteki yetersizliğini bahanelere sığınmadan düşünmek, belki de tüm bir medya politikamızı ve medya kültürümüzü baştan aşağı yeniden kurmak gerekiyor.

<p>Merkez üssü Gemlik Körfezi olan ancak 5.1 ve 4.5 büyüklüğüyle Mudanya'yı derinden sarsan depremde

Deprem esnasından çarpıcı görüntüler... Diş hekimi hastasını da alıp böyle kaçtı

Türkiye'nin tek su altı deniz parkı! Yıldızkoy'da mikroplastik tespit edildi

6 Aralık 2023 ŞOK aktüel ürünler kataloğu

Merapi Yanardağı kül püskürttü! Patlamalar nedeniyle 11 dağcı hayatını kaybetti