• $7,3504
  • €8,9485
  • 437.086
  • 1536.11
10 Ağustos 2012 Cuma

'Yellowpenis'

Kudret Emiroğlu
Kudret Emiroğlu
YAZARIN SAYFASI

Rahmetli babaannem 'Enver Paşa Batum'u bir teneke altına Ruslara verdi' derdi de, onu bunun olamayacağına ikna etmek isteyen biz zamaneye bir türlü inanmazdı.
Enver Paşa'nın kemikleri şimdi Tacikistan olan topraklardan getirilip devlet töreniyle yoldaşlarının yanına gömüldü. Birkaç yıldır da Sarıkamış dağlarına yürüyüşler düzenlenerek burada şehit düşenler anılıyor.
Bizden bir önceki kuşak, 'Mustafa Kemal mi, Enver Paşa mı' diye sohbet konusu açmaktan zevk alırdı. Şimdiki kuşaklar için Sarıkamış'ın öne çıktığı anlaşılıyor. Artık Turan fatihinin felaket getiren hülyaları yerine, ölenlerin bu vatan için öldükleri ve her koşulda ölebildikleri önemli.
İttihatçı önderlerin belki yanıldıkları fakat vatan sevgisiyle dolu oldukları, bu uğurda kendilerini hiç düşünmedikleri yaygın biçimde dile getirilir. Aslına bakılırsa, bu topraklarda vatan sevgisiyle dolu olmayanı da, vatanı yalnız kendilerinin sevip, kendi dışındakilerin yanlış yani kısaca hain olduklarını düşünmeyeni de görmedim. Bu arada kimlerin bal tutup parmağını yaladığı da partizanlık içinde unutulur, zaten halkımız için de bu bir 'hak'tır.
Osmanlılığın Cumhuriyet döneminde ordu tarafından da sürdürülmesi dikkat çekicidir. Biz Burdur'da askerken, 52. Topçu Alayı'nın itibarı iade edilmiş, alaya sancak verilmişti. Meğer bu alay, Birinci Dünya Savaşı'nda Mekke'yi gavura teslim eden alaymış, sancağını ondan kaybetmiş.
Türk ordusunun kuruluş tarihi de Cumhuriyet tarihi boyunca ihtiyaçlara göre değişiklik gösterir. Ordunun isim olarak sürekliliği ile geçirdiği değişimler arasındaki ilişki, farklılık ve nedenleri sorgulamadan, ordunun kuruluş tarihinin geçirdiği değişimleri sorgulamamız gerekiyor. Örneğin İttihatçılar Abdülhamit uygulamasını bozmayarak, ordunun Almanya tarafından eğitilmesini sürdürdüler. Birinci Dünya Savaşı sırasında ise, birçok kumandanın, ordunun Almanya tarafından istendiği gibi yönetilmesi - kullanılmasına karşı çıkmaya çalıştığını biliyoruz. Bu savaşta ne kadar kullanıldığımız ve Almanya'ya ne kadar bağlandığımız, herhalde onurumuza dokunuyor ki, yeterince irdelenmiyor. Sonra 'yürüyüş kararı'na kadar çevirisiyle NATO/ABD eğitimi başlıyor.
***
Türk ordusunun, vurgulayarak söylersek daimi ordunun, I. Murat tarafından kurulduğu öğretilirdi. Sonra İran Şahı,1971'de Pers İmparatorluğu'nun 2500. yılını kutlayınca, 1973'te bizim ordunun da Mete Han tarafından M.Ö. 209'da kurulduğu hatırlanır.
Elbette millet olmadan ordu olmanın acılarını halen yaşıyoruz.
Millet, ordu, asker, savaş gibi ilgili sözcüklerin etimolojisine bakarak kısa yoldan da tarihimiz hakkında bilgilenebiliriz. Yalnızca 'savaş'a bakalım; 'savaş' Cumhuriyet döneminin, 'harp' Osmanlı döneminin olgusudur. Orta Asya'da ve Anadolu'da beylikler ve aşiretler için savaş ve harp yoktur, çünkü devlet ve bugünkü ordu yoktur. Uğraş, dövüş, vuruş, çalış, akın, yağma diye anlatılan, eylem olarak aynıysa da, örgütlenme yani siyasal, toplumsal, ekonomik olarak aynı değildir. Eylem olarak aynı olduğu içindir ki aşiretler medenileri yenebilir, devlet kurabilirler. Yani Osmanlı ordusunun 14. yüzyılda kurulduğunu kabul edebiliriz (1363 diye benimsenmişti).
Peki, Osmanlı ordusuna Türk ordusu diyebilir miyiz? Bu, gündelik yaşamla bilim terimlerinin uyumsuzluğu örneğini bir tarafa bırakarak, şunu sorabiliriz? 1826'dan çok önce sönümlenen tımarlı sipahiyle bu yılda kanla yok edilen yeniçeri ordusunun, Asakir-i Mansure-i Muhammediye ne kadar devamıdır?
Ziya Gökalp, savaş zamanlarında milliyetçi duygular daha da gelişir diye, Yusuf Akçura'nın 1904'te yazdığı Üç Tarz-ı Siyaset'inden sonra, 1918'de Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak kitabında yazmıştı. Yani Türk, İslam ve muasır olmadığımız düşünülüyor ve siyaseten Enver kültü yaratılarak bu hedeflere ulaşma yolunda ipler sıkılanıyordu.
***
Siyaseten hangi tarzı benimsemeliyiz diye sorulan bir ülkede, yıllar sonra Nevzat Tandoğan'ın buna gerekirse sosyalizmi de ekleyebileceklerini söylemesinde şaşıracak bir yön yok.Türk vb. olduğumuz için onun gereği olan siyaseti yapmıyor, zaten siyaset yaparken hangi yolu tutturabiliriz diye tartışıyoruz.
Osmanlı'nın böyle dertleri yoktu çünkü kendi kimliği zaten ortadaydı, halkla kurulan ilişki de kimlik üstünden yürümüyordu. Osmanlı ordusu da milli ordu değildi, askerlik de vatani vazife değildi.
Bunun içindir ki, şimdi her lise öğrencisinin aklından geçen, 'Viyana'yı alsak ne olurdu?' sorusuna karşılık, Viyana seferleri milli tarihin bir parçası değildi. 1683'te Kara Mustafa Paşa Viyana kapısında yenilince, Darüssaade ağası Yusuf Ağa, Büyük Mirahur Süleyman Ağa'nın yanına giderek, yenilgi haberini müjdelemiş ve zil takıp oynamışlardı. Çünkü bozgun sonucu hasımları, rakip kliğin önderlerinden Kara Mustafa Paşa idam edilecekti.
***
Yaklaşık aynı tarihlerde, 1649-1660 yılları arasında daimi İngiltere ordusunun kurulduğunu hatırlarsak, 1363 ila 1683 yılları arasında Osmanlı ülkesiyle İngiltere arasında yaşanılanların farklılığı üstüne de düşünebiliriz. İşte kaba ifadesiyle İngiltere etkisiyledir ki Sarıkamış'ta ölenler, Almanlar ve Enverler yüzünden kurşun atamadan, vatan için öldüler.
1908'de dağa çıkıp da bu ülkeye Meşrutiyet'i getiren Resneli Niyazi ise 1913'te, Avlonya limanında, artık bağımsız bir devlet olan Arnavutluk'tan İstanbul'a gideceği gemiyi beklerken öldürüldü. O kuşak için 'son Osmanlı', Arnavut asıllı bu subaydı.
Dilimizde halen yaşayan 'ne şehittir ne gazi...' ve 'niyazi olmak' deyimleri sözlüklere girdiğinde, bu ülkede demokrasi yolunda ciddi adımlar atılmış olacak. Gene halk sözüyle 'Askeri kırdıran Enveri Paşa' da tarihteki yerini alacak...
Osmanlı Sarıkamış şehitlerinin sayısını az göstermek için bazı askerleri şehit yazmayıp meçhul hanesine kaydetmişti. Bizim Ahmet Yüksel'in dedesi de Sarıkamış şehidi olduğu fakat bu itibar kendisine verilmediği için, babası dava açmış, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde görülen bu davayla şehit parasını alabilirse bir de çeşme yaptırmayı adamıştı. Tabii dava bitmedi, Ahmet'in babası da rahmetli oldu.
Dirilere dönersek, seferde değil hazerde de malum yerin ordu argosundaki adını bize, rahmetli sahaflar piri Sami Önal öğretmişti.

<p>Sefirin Kızı'na transfer olan Tuba Büyüküstün neden bu kadar konuşuldu?</p><p>Rahatsızlığı sebebi

Haftanın Magazin Başlıkları

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi

Başkan Erdoğan, Sosyal Atama Töreni'nde konuşma yaptı