• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
27 Temmuz 2012 Cuma

Osmanlı Sırplar

Kudret Emiroğlu
Kudret Emiroğlu
YAZARIN SAYFASI

Sırpların Kosova Savaşı üstünden milliyetçilik yaptıklarını görüyoruz. Oysa Kosova savaşlarından (ilki 1369, ikincisi 1448) daha önemli bir savaşta, 1402 Ankara Savaşı'nda Osmanlıları kurtarmaya çalışan tek gücün Sırplar olduğunu tarihler yazıyor. Ama anlaşılan ne Osmanlılığı reddeden Sırplar ne de Osmanlılığı Türk-Müslüman olarak bellemek isteyip de sahip çıkanlar bu tarihi bilmeyi veya bilinmesini istiyor.
Ankara Savaşı'nda Osmanlı'ya bağlı Anadolu beylerinin Yıldırım'ı yani Osmanlı'yı terk ettikleri, Timur tarafına geçtikleri ders kitaplarımızda da okutulur. Ama ders kitaplarında bunun nedenleri, anlamı üstünde durulmadığı gibi, tarihçiliğimizde de Anadolu beylerinin tarihçesi, kimlikleri yeterince incelenmemiştir.
Tarih Osmanlı gözüyle yazıldığı için, Selçuklu iktidarının son demlerinden itibaren kurulan beyliklerin sanki kaderi Osmanlı tarafından yutulmakmış, Osmanlı'nın bu beylikleri fethetmesi doğal bulunacak kadar makulmuş ve bu beylikler alındığında 'milli birlik' sağlanmış gibi bir anlatım egemen. Dolayısıyla bu beyliklerin kendi halkı veya daha uzaktan ifade edersek bölgelerindeki nüfusla ilişkisi üstüne elimizde bir veri yoktur. Beyliklerin belirli bölgelerde kurulabilmiş olmalarının sosyoekonomik mantıkları, birbirleriyle ilişki ve toprak kazanımları, bu siyasal birimlerin ekonomileri ve siyaset kültürleri, kısaca kendilerince kimlik oluşturup oluşturamadıkları sorgulanmaz. Elbette Karamanoğulları hakkında biraz daha bilgiliyiz ama genel olarak bu konulardaki kısıtlılık, başlangıç olarak Selçuklulara karşı Babalılar İsyanı'nı alırsak 1240'taki Kösedağ Savaşı'ndan, Osmanlıların Karamanoğulları Beyliği'ne nihayet son darbeyi vurabildiği 1483'e veya Ramazanoğulları Beyliği'nin (Ramazanoğulları'nın değil) Osmanlı tarafından alındığı 1485 yılına kadar geçen süre hakkında tam bilgilenemiyoruz demektir.
Elbette Osmanlılar da, Osmanlı tarihine meraklı olan bugünün insanları da, İsfendiyaroğlu Şemsi Paşa'nın sevinç içinde 'bugün Kızılahmetliler'in [İsfandiyaroğlu Ailesi'nin diğer adı] öcünü Osmanoğulları'ndan aldım. Onlar bizim ocağımıza su döktükleri gibi ben de onların ocağını söndürecek bir başlangıç düzenledim' diye padişahın huzurundan çıktığı, 'rüşveti tattırdım. Hatta kırk bin altın gibi büyükçe bir lokma idi, yutturdum. Bundan sonra onlar rüşvet almaktan geri durmazlar ve rüşvet ile devletleri tutunamaz, batar' diye kıvandığını Peçevi tarihinde okumuşlardır. İsfendiyaroğulları da Ankara Savaşı'nda Timur yanında yer almışlar, 1461'de beyliklerine son veren Osmanlı'nın hizmetine girmişlerdir ve üç padişaha musahiplik yapan Şemsi Paşa 1580'de ölmüştür. Karamanoğulları'ndan sonra en uzun süre yaşamış olan İsfendiyaroğulları Beyliği'nin değilse de, yönetici ailenin en azından yüzyıl daha kimliğini koruduğunu görüyoruz. Ama bölgelerindeki halktan söz edilmez.
Ankara Savaşı'nda Anadolu beyleri savaş alanını birlikleriyle birlikte terk ederken, Sırplar yerinde kaldıklarına göre, Sırp nüfus Osmanlı'yla kader birliğini, en azından o dönem için daha fazla önemsemişti demek ki.
Ankara Savaşı sonrası Yıldırım'ın oğulları arasındaki taht kavgaları (Fetret Devri), Nazım Hikmet Bedrettin Destanı'nı yazalı beri, dolaylı olarak gündemde olmuştur. Yıldırım'ın oğullarından Çelebi Sultan Mehmet'in Serez Çarşısı'nda Bedrettin'i nasıl astığı imgelemimizde yer etmiştir. Ancak Bedrettin'in, Yıldırım'ın oğullarından Musa Çelebi'nin kazaskeri olması üzerinde yeterince durulmaz. Tarihçiliğimiz gene kazanandan yana olduğu için, elbette 'koca Fatih'in dedesi' Çelebi Mehmet karşısında Musa Çelebi'nin neyi temsil ettiği ve kardeş şehzadelerin savaşlarının daha genel yapısı içinde, hangi kardeşin hangi güçleri - toplumsal katmanları seferber ettiği de incelenmemiştir.
Musa Çelebi Timur'un gözüne girmiştir ve kendisine Bursa ve bölgesinin emirliği Timur tarafından verilmiştir. Bursa'yı kardeşi İsa Çelebi ile savaşarak almışsa da, burada tutunamamış, bir süre Karamanoğulları'nın yanına sığındıktan sonra, İsfendiyaroğlu'nun yardımıyla Eflak'a geçmiştir. Musa Çelebi Eflak, Sırp, Bulgar kuvvetlerinin kendisine katılmasıyla güçlenmişse de, diğer kardeşi Süleyman Çelebi'ye yenilmiş fakat bir yıl içinde Süleyman Çelebi'yi yenmeyi başararak Edirne'de padişahlığını ilan etmiştir. Ünlü Çandarlı Ailesi'nden İbrahim Paşa'yı vezirliğe atadığı gibi, Bedrettin'i kazaskerliğe getirmesi de bu dönemdedir. Belki Bedrettin'le Musa Çelebi'nin yollarının buluşmasında, Bedrettin'in Timur'un sohbetinde bulunmuş olmasının da etkisi olmuştur.
Edirne'den İstanbul'a sefer düzenleyen Musa Çelebi'ye karşı, kendi veziri Çandarlı ile Bizans ve Mehmet Çelebi'nin işbirliği yaptığı görülüyor. Bundan sonra Musa Çelebi'nin çevresinde toplananlar dağılıyor ve üç yıl içinde Mehmet Çelebi'yle yaptığı savaşları kaybederek, beylerbeyi olarak atadığı Mihaloğlu Mehmet Bey'in de aralarında bulunduğu kumandanlarca Sofya'nın güneyinde esir edilerek kardeşi tarafından 1413'te öldürülüyor.
Musa Çelebi ile Mehmet Çelebi arasında Sırp despotların tutumu açısından anlamlı bir tarafgirlik görülmüyor. Taht kavgalarında Osmanlı'ya bağlanmış, ayrılmış ve ayrılmamış Anadolu beylikleri, beylerbeyleri ve sancak beyleri, vezirler ve akıncı beyleri ile Bizans'ın da değişen taraflarda yer aldığı görülüyor. Yani Sırp beyleri ile diğer Müslüman beyler arasında bu savaşlardaki tutumları açısından bir fark yoktur. Osmanlılar'ın Bursa'dan sonra Balkanlar'a yöneldiği ve esas olarak bir Balkan devleti olarak geliştiği, gerek - bugün oldukça tartışmalı bir dönemleme olarak - klasik devirde, gerek 1912 Balkan Savaşı'na kadar, Anadolu'nun, en azından birçok açıdan ikinci derecede kaldığı söylenebilir. Zaten Kanuni dönemine kadar Osmanlı devletinin Hıristiyan nüfusu, Müslümanlardan kalabalıktır ve Ankara Savaşı'nda da görüldüğü gibi, Hıristiyan Osmanlı yönetici-askerlerin Osmanlı tarihindeki yeri, Müslümanlardan aşağı değildir.
Yalnız babası zamanında Amasya sancak beyi olan Mehmet Çelebi'nin, bu bölgede üslendiğini, kardeşleri karşısında yenilgiye uğradığında, Amasya'nın kendisine bağlılığı sürdürdüğünü biliyoruz. Kendisi de iyi bir okçu olan Mehmet Çelebi'nin oluşturduğu askeri birliklerin eğitimi sırasında başlayan Amasyalı lahanacılarla, Merzifonlu bamyacılar arasındaki ok takımları çekişmesinin, hemşerilik ve üretimle kurduğu bağlantı da bu bağlamda dikkat çekmektedir.
Çelebi Mehmet'in tahta geçtikten sonra İznik'e sürdüğü Bedrettin buradan kaçarak, gene İsfendiyaroğulları'nın yardımıyla Rumeli'ye geçti. Bedrettin yoldaşlarının Silistre, Dobruca, Karaorman, Sakız, Karaburun, Manisa gibi geniş bir çevreye yayıldığını biliyoruz. Fakat isyanların hepsi yenilgiyle sonuçlandı ve Bedrettin ulema sınıfından olduğu için yargılanarak, zındıklıkla değil, cemiyet nizamını bozmakla suçlanarak, malı müsadere edilmeden idam edildi. 
Bedrettin hareketinin, kendisi ulema sınıfından olmakla, gayrimüslimleri de eşit biçimde kendisine çekmesi, bugün ilgi çeken yönlerinden biridir. Hatta hareket başarılı olsa, Osmanlı'ya alternatif bir esnaf sistemi-devleti kurulabileceği tezleri de vardır. 
Bedrettin hareketinin, Anadolu'dan örnek verirsek, Osmanlılarla anlaşmadan önce Ankara'da varlığı iddia edilen bir 'ahi cumhuriyeti' veya dönemin İtalya'sındaki gibi tüccar şehir devletleri oluşturup oluşturamayacağı hakkında bilimsel bir şeyler söylemek zor. Ama 15. Yüzyıl Anadolu ve Balkanlar'ının Osmanlı sistemiyle nasıl bütünleştiğini, Osmanlı'nın iddia edildiği gibi Türk-İslam sentezini kurup kuramadığını eleştirel gözle irdelemek açısından önemli.

<p>Peki, doğru beslenme nasıl olmalı? Vücudu yeni haftaya nasıl hazırlamalı? Beslenmede doğru biline

Beslenmede doğru bilinen yanlışlar neler?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Kilo vermek için iştah kapatan besinler