• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
06 Temmuz 2012 Cuma

Kim iyi Türk?

Kudret Emiroğlu
Kudret Emiroğlu
YAZARIN SAYFASI

Gandhi'nin önemli bir cümlesi vardır: 'Ben, iyi bir Hintli değilim, iyi bir Hintli olsam, İngiliz yönetimine karşı isyan etmezdim.' 
Gandhi yaşamına, Güney Afrika'da İngiltere'de eğitim almış bir hukukçu olarak başlamıştı. Burada karşılaştığı ırkçı politika, öğrendiği hukukun beyaz ırktan olmadıkça işlevsizliğini ona gösterdi ve herhalde Gandhi, kendisine Afrika'da Hintli olduğu söylendiği için, Hindistan'a döndü. Ve anladığımız kadarıyla yalnızca Hindistan kültüründe geçerli olabilecek barışçı direnişi başlattı.
Yalnızca Hindistan kültürü diyoruz, çünkü Gandhi örneğin Türkiye'de böyle bir girişime başladığını açıklasa, herhalde kendisiyle alay edilir ve ülkesinin tek başına temsilcisi olacağı saygın önder konumunu elde edemez, belki bir meczup veya siyaseten - ayıp olmasın - bir 'salak' olarak bir kenarda kalırdı. Çünkü Ortadoğu ve Balkanlar'da zafer hep namlunun ucunda aranır. 
Burada üstünde durmak istediğimiz, Hindistan'ın kurucu simgesi Gandhi'nin yaptığı Hintli tanımı... Gandhi kendi anlatımıyla Hintli kimliğinin, Hindistan çıkarları için, dışına çıkmıştı. Sonunda hem Hindistan'ın bağımsızlığının sağlanması hem de bir Hintli tarafından öldürülmüş olması da kendisinin haklı olduğunu gösteriyor...
Yani başta tarih olmak üzere, sosyal bilimlerin bütün olanaklarından yararlanarak bu köşede karşınıza çıkacağımız 'neden böyleyiz?' araştırma yolculuğunun başlangıcı, bilimin aslında basitçe olmazsa olmaz bir temelinden, kendisinden başka olma çabasından oluşuyor. Bilimin ve siyasetin temeli...

Neden böyleyiz
Sosyal bilimler ve başta tarih, aidiyet yani kimlik üzerinden işler ve bunun içindir ki siyasetten de kopamaz, özellikle iktidarlar, tarihin kendi anlatımlarıyla öğrenilmesine özen gösterirler. Son yıllarda Türkiye'de cümle olarak öğrenilen ve kullanılan 'resmi tarih' tanımı, tarihin bu yönünü vurguluyor.   
'Resmi tarih' tanımı, iktidarların 'hikmet-i devlet' için yani siyaseten yalan söylemesini içeriyor, çünkü iktidarlar, tanımlanmış bir kimlik üstünden hareket ettiklerinde meşruluk iddiasında bulunabiliyorlar. Bu kimlik ne kadar kaygansa, meşruluk da o kadar kayganlaşıyor. Ama öteki taraftan bakarsak, zemin ne kadar kaygansa, resmi tarihin inandırıcılığı ancak kanun gücüyle sağlanırken, aynı ideolojik gereksinmeyle, yani siyaseten gerçeklikten kaçmak zorunda olan 'gayri resmi - alt kimlik tarihleri' toplumda dolaşıma giriyor.
Hükümetlerin, kimliklerin çatışmalı olduğu azgelişmiş toplumlarda, kendi toplumsal tabanlarının toplumun bütününü kapsayan bir kimliğin tezahürü olduğu iddiasındadırlar. Çatışma büyüdükçe, kimlik bir yandan toplumsal katman olarak daralır (iktidardan pay alan 'biz'in azınlık diktatörlüğüne dönüşür), bir yandan da vatan, millet, din gibi, soyut kavramlara daha fazla dayanmaya başlar. Örneğin gelişmiş toplumlara baktığımızda, son yıllarda Avrupa'da kriz derinleştikçe, doğrudan faşist partilerin oy oranlarını yüzde onlara kadar çıkardıklarını gözlemliyoruz.
Kimliklerin çatışmalı olduğu toplumlarda, hükümet devlet ilişkisi de sorunlu olduğu, devletin hükümetçe işgali söz konusu olabildiği için, resmi tarihin kimlik tanımı aslında çok daha dardır ve paralel olarak çok daha fazla hamasiyet içermek durumundadır.
Bu ilişkinin çarpıcı bir örneği, zamanın dünyaca tanınan tarihçisi Prof. Fuat Köprülü'nün, daha bakan olmadan önce, Demokrat Parti muhalefette ve bu partinin sözcüsüyken, liselerde okutulan tarih kitaplarından şikayetidir: '...Gençlere fena şeyler öğretiliyor... Bu kitaplara koydukları yazılar, Türk idaresinin adaletini, medeniyetimizin yüksekliğini, dinin büyüklüğünü anlatacak yerde birtakım memleket dertlerini deşiyor...' Tarih hocasına göre öğretilmesi gerekenler, Türk tarihinin 'altın sayfaları'dır.
Ceza hukukumuzun bir dönem gündemden düşmeyen, sonuçta hukuki bir çözüme kavuşturulamayarak, kararın siyasi iktidara bırakıldığı tartışma konusunu anımsayalım: Türklüğe hakaret maddesi...
'Türklük' tanımından başlayarak, hakaret tanımının sınırlarının nasıl çizileceği, nasıl bilimsel veya hukuki bir konu olabilir bilmiyorum, zaten siyasal bir konudur... Önemli olan siyasetin ceza konusu olarak, gündelik siyasetin güç salınımına bağlanıp siyasal iktidara terk edilmiş olmasıdır...
'Türkiye ne kadar Osmanlı'nın devamıdır' konusundan başlayarak, anayasa maddesi olarak kimliğin nasıl tanımlanacağının tartışıldığı şu günlerde, Osmanlı'nın Türklüğü ve Müslümanlığı'nın hiç de bugünkü Türklük ve Müslümanlık olmadığı ifade edilmek durumundadır.
Çünkü tarih, aslında yalnızca 'siyasal kimliğimizi' oluşturduğu varsayılan öğelerin, nasıl değişim konusu olduğunu gösterir.
Önemli olan, sanıldığının aksine, bu kimlik öğelerindeki değişimin sorgulanabilirliği değildir, bu değişim gayet doğaldır, dolayısıyla önemli olan bu değişimin yön ve biçimi iken, ülkemizde bilim dünyası, değişimin ideolojik olarak reddini aşamama sorunuyla karşı karşıyadır.
Düşünün ki Topal Osman'ın tarihimizdeki yerini, Giresunluları küstürmeden tartışmak mümkün değildir...
Türkiye'de yetişmiş profesyonel meslek sahipleri ve biliminsanları vardır. Ancak ne özlük hakları açısından, ne de siyasete kanaat önderi olmak ve en azından teknokrat olarak bilgi akışı sağlama açısından, varlığı hissedilememektedir. Çünkü Türkiye'de siyasetin dili, üstelik hükümetler üstü bir ortamla, siyahlar ve beyazlar ortamını sürekli besleyerek hep çekişmeli - ve ne yazık ki ne kadar kanlı ve ceza hukuku konusu - olmuştur ve kavramlar dili bakımından kültürel, kuramsal, bilimsel, siyasal söylem, hep gündelik yaşam kalıpları, bu kalıpların gerektirdiği ahlak ve ahlakça belirlenen kimlik üzerinden çekişme konusu olarak yürütülmüştür.
Zamanında bir Diyanet İşleri Başkanı'nın 'Ermeni dönmesi' olduğu iddia edilmişti ve başkan, 'Hazreti Ömer de dönmeydi, ihtida etmişti' demek zorunda bırakılmıştı.
Bence, okumayan bir toplum olmamızın temel nedeni, doğru soruların sorulmayışıdır... Hoş geldiniz, neden böyleyiz?

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, koronavirüs aşısına dai

Bakan Koca paylaştı: Aşı uygulaması hakkında pratik bilgiler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İzmir'de aslan yavrusu bulundu

İran, Hint Okyanusu'ndaki temsili hedeflere uzun menzilli balistik füzeler fırlattı