• $7,3498
  • €8,9418
  • 437.241
  • 1536.11
10 Ağustos 2012 Cuma

Hz. Muhammed'in İslam'ı anlatma yöntemi (2)

Hz. Muhammed, Allah'ın peygamberlik gibi ağır bir sorumluluk yüklediği seçkin insanlardan birisidir. O, kendisini diğer insanlardan ayıran yegane özelliğin Allah'tan gelen vahiy olduğunun farkındadır. Vahiy tecrübesi ona müthiş bir özgüven kazandırmıştır. Onun böylesine ağır sorumluluğun üstesinden geldiği, sağlığında İslam'ı geleceği taşıyan 'öncü' nesilleri gördüğü bilinen bir husustur.
Ancak, onun peygamberlik yönüne yönelik vurgunun, çoğu zaman beşeri yönünü gizlediğini düşünüyoruz. Belki de bu yüzden, onun her şeyden önce bir beşer olduğunu hatırlatmak, bazı Müslümanları rahatsız ediyor. İlginç olan taraf, İslam'ın geldiği dönemde onun normal bir insan olarak yemesi içmesi, sokaklarda gezmesi putperestler tarafından eleştiriliyordu. Şimdi ise, onun bu müstesna yönlerinin öne çıkartılması Müslümanları rahatsız ediyor... Hakikaten anlaşılması zor bir mesele...
Oysa Hz. Muhammed'in insanlık tarihinde bu denli kalıcı iz bırakması, onun peygamber olması kadar, üstün beşeri yetileriyle de doğrudan ilgilidir. Hiç kuşkusuz o bir strateji dehasıdır. Allah'ın ona yardımı elbette gözardı edilemez. Ancak, 'insan için çalıştığının, hak ettiğinin karşılığı vardır' ilkesi onun için de geçerlidir. Bize düşen, onu bilgi ve belgelerin ışığında doğru anlayabilmek; vahyin, ilahi desteğin ötesinde onun beşer olarak kendine özgü boyutunu doğru görebilmektir.
BİRLEŞTİRİCİ DİL KULLANDI
Hz. Muhammed her şeyden önce insanı ve insan tabiatını çok iyi tanıyordu. Kuran'ın fıtrata, yaratılışın yasalarına yönelik çağrısı, onun dilinden 'her doğan fıtrat üzere doğar' şeklinde ifadesini buluyordu. İslam'ın fıtrata uygun bir din oluşu, Hz.Peygamber'in tebliğ metodunu doğal, akla ve yaratılışın yasalarına uygun hale getiriyordu. Onun esas amacı insanların farkındalık düzeyini yükselterek, iyi, güzel ve doğru konusunda sağlıklı bir duyarlılık geliştirmelerine katkıda bulunmaktı.
Bu gerçek Kuran'da şöyle ifadesini bulmuştur: 'Ey Peygamber! Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen de de ki: 'Ben sizden yaptığım bu işe karşılık herhangi bir ücret istemiyorum. Sizden tek istediğim, dileyen kimsenin Rabbine giden yola girmesidir.' (25/56-7)
Hz. Peygamber hikmetle ve güzel öğütle insanları İslam'a çağırıyor ve kullandığı dil için şöyle diyordu: 'insanların idrak seviyelerine göre konuşmakla emrolundum.' Onun kullandığı din dili, ayrıştırıcı değil, birleştiriciydi. Onun yöntemi, insanların aklını ve hür iradesini harekete geçirmeyi amaçlıyordu.
Kuran'a göre, dileyen inanır, dileyen inkar eder. Dinde zorlama yoktur. (2/256) Bütün bunlara rağmen, şu uyarı dikkat çekicidir: 'Ey Muhammed! Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?' (10/99)
Burada belki de, alemlere rahmet olarak gönderilen bir Peygamber'in, insanları uyarabilmek için kendini helak edercesine olağanüstü çabasına yönelik küçük bir ikazın var olduğunu hissetmek imkan dahilinde görünüyor.
BAŞARININ SIRRI SABIRDIR
Hangi konuda olursa olsun, başarının sırrı çalışmakta ve sabırda yatar. Ne derler: Sabırla, koruk helva olurmuş. Hz. Peygamber'in risaletin başlangıcından itibaren, insanları uyarabilmek için nelere katlanmak durumunda kaldığını düşünecek olursa, ondaki sabrın büyüklüğünü biraz anlayabiliriz.
Mekke, Hz. Peygamber Haşimoğullarının koruması altında olsa da, bütün Müslümanlar için yaşanılabilir bir yer olma vasfını kaybetmeye başlamıştır. Amcası Ebu Leheb, Hz. Peygamber'in baş düşmanıdır. Putperestler özellikle güçlü bir kabile desteğinden mahrum olan Müslümanlara akla ziyan işkenceler yapmaktadırlar.
Böyle bir dönemde Hz. Peygamber'in yeni bir umut ışığı görebilmek arzusuyla Taif'e yöneldiğini görüyoruz. Taifliler onu anlamaya çalışacakları yerde, çoluk çocuğu toplayarak onu taşlatmışlardır. Hz. Peygamber'in ayakları kan revan içinde kalmıştır. O, bütün bu olumsuzluklara rağmen, ellerini açıp onlar için dua etmiştir. Çektiği sıkıntılar, onun azmini artırmış; Allah'ın rahmetinden asla ümit kesmemiştir.
KOLAY OLANI TERCİH ETTİ
Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyururlar: 'Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin'. Onun, tercih durumuyla karşı karşıya kaldığı zaman, hep kolay olanı tercih ettiğini bilmekteyiz. Dinde aşırı gidenleri her fırsatta uyarması, fıtratı zorlayan durumların İslam'a da aykırı oluşuyla ilgili olmalıdır. Bazı kimseler, ibadet esnasında ne kadar fazla zorluk yaşanırsa, ibadetin o kadar makbul olacağı gibi bir yanılgı içine girebilmektedirler. İbadetlerin eğitici, arındırıcı boyutu zaman zaman insanın birtakım arzularını sınırlandırmasını gerektirebilmektedir. Örneğin oruç tutan bir insan gün boyu yemek yiyemez, su içemez. İlk bakışta bu durumu bir zorlama olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak, insanın arzu ve hevasının esiri olmaması, onları tanrılaştırmaması için, onları sınırlandırılabileceğini yaşayarak öğrenmesi gerekmektedir. Oruç gibi bir ibadetle ilgili olarak bile Yüce Yaratıcı, 'Sizden bu aya erişen onda oruç tutsun; hasta ve yolculukta olan tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.' (2/184) buyurmuştur.
 Hz. Peygamber, insanları İslam'a çağırırken, bilgi ve belgeye dayalı hareket etmiş, insanların anlayabileceği bir dil kullanmış ve daima kolay olanı tercih etmiştir. O, insanın fıtratındaki hakikat ışığını uyandırmayı temel amaç olarak belirlemiştir.

<h3>Başkan Erdoğan'da aşı açıklaması</h3><h3>'50 MİLYON DOZ AŞI GELECEK'</h3><p>Başkan Erdoğan, Kovi

26 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

''Eren-4 Karlıova-Varto'' ve ''Eren-5 Bagok'' operasyonları başlatıldı! İşte ilk kareler