• $7,3477
  • €8,9413
  • 437.04
  • 1536.11
05 Ağustos 2012 Pazar

Kerbela'dan Endülüs'e...

Müslümanlar Kerbela'dan önce de, sonra da pek çok Kerbela yaşamışlardır. 1492'de en büyük Kerbela'lardan birisi Endülüs'te yaşanmıştır... Bugün de her yer Kerbela gibi değil mi? Kerbela'yı anlamadığımız için, her yerin Kerbela gibi olduğunun farkında değiliz; ya da duyarsızlaştık... Ölümü bu denli kutsayan ve kanıksayanlar için hem her yer Kerbela'dır, hem de Kerbela'nın hiç mi hiç anlamı yoktur... 
Önce küçücük bir anıyı paylaşalım. Türkiye'den Endülüs'ü görmek için gelenlere rehberlik eden bir Anadolu genci anlatıyor: 'Bir turla Granada (Gırnata)'ya gidiyoruz. Yolda mola verdik. Herkes oturacak bir yer buldu. Ben ve bir iki kişi ayakta kaldık. O sırada bir masada tek başına oturan bir İspanyol dikkatimi çekti. Yanına yaklaşarak, masasına oturup oturamayacağımızı sordum. Oturmamıza izin verdi. Derken aramızda hoş bir sohbet başladı. Onun samimiyetinden cesaret alarak sabahın erken bir saatinde niçin alkol aldığını sordum. 'İçtiğim zaman rahatlıyorum' dedi. Ben de rahatlamanın başka bir yolunun olup olmadığını sordum. 'Evet, var', dedi. 'Babam bana çocukken bir türkü öğretmişti, ne zaman o türküyü söylesem, rahatlıyorum' diye devam etti. 'Bir sakıncası yoksa dinlemek isteriz' dediğimde, türkü formunda Fatiha suresini okumaya başladı. Şaşırıp kalmıştık. Onun Kur'an'dan bir sure olduğunu, Müslümanların sıklıkla okuduklarını söylediğimde, şiddetle itiraz etti, olamayacağını söyledi, bir türlü inanmak istemedi.' Bu anlattıklarımız, belki pek çok kimse için sıradan bir olay gibi gelebilir. Ancak, engizisyonların Müslümanlar için çalıştığını, muazzam bir medeniyetin, kitap medeniyetinin İspanya'da yok edildiğini, Milyonlarca Müslümanın 1492'den sonra adeta buharlaştığını düşünecek olursanız, ne demek istediğimizi daha iyi anlayabilirsiniz. Beş yüz yıl içinde biriken acı, ezilmişlik, tükenmişlik, muhtemelen son bir hamle olarak çocuğuna, ne olduğunu söylemeden Fatiha suresini bir sır gibi yüklemiş olmalı... Hayatları pahasına din veya mezhep değiştirenler, geçmişlerini sorgulama cesareti gösteremezler...

ESERLER TERCÜME EDİLDİ

Müslümanlar Endülüs'e, orada yaşayan Yahudi ve Hıristiyanların Vandalların vahşetinden kurtulabilmek için yardım istemeleri neticesinde, 710 tarihinde ayak basmışlardır. Kısa sürede dünyada benzerine zor rastlanılacak bir güven ortamı oluşmuş, farklı dinlere mensup insanlar bir arada insanca yaşamayı öğrenmişler, birlikte bir medeniyet inşa etmeye başlamışlardır. Muhteşem Kurtuba Camii'nde sadece İbn Rüşt gibi, İbn Hazm gibi Müslümanlar değil, İbn Meymun gibi Yahudi alimler de yetişmiştir. Kısa sürede İslam dünyasının birikimi Endülüs'te toplanmıştır. Müslümanların tıp, astronomi, kimya, matematik gibi alanlarda en gözde eserleri süratle Latince'ye de tercüme edilmiştir.
Bugün insanın duygu dünyasını altüst eden Kurtuba Camii, bir ilim merkezi olarak, yeni bir medeniyet hamurunun yoğrulduğu yer olmuş. Camiin tam ortasında, ona benzetmeye çalışarak dikilen koca bir katedral paslı bir hançer gibi insanın yüreğini kanatıyor... İnsan tuhaf bir duyguya kapılıyor: Her sütunun dibinden bir alim başını uzatmak istiyor da, Hıristiyan azizlerin cesetleri tarafından engelleniyormuş gibi tuhaf bir duygu... Camiin içi mezarlığa dönmüş... Ya Elhamra... Görmek lazım...
Medeniyetin omurgasını bilim oluşturur. Sanat, medeniyetin ulaşabileceği uç noktaları temsil eder. Yücelen duygular, genişleyen bilinç bilimde ve sanatta kendini açığa vurur. 

İNSAN OLMANIN ONURU

Adalet, özgürlük, özgüven ve yüksek güven kültürü, en temelde insan olmanın, en üst seviyede de medeniyetin olmazsa olmazlarıdır. Medeniyetin gelişebilmesi için özgürlük ve yüksek güven kültürü tarafından bir cazibe merkezinin yaratılması gerekir. Bu merkez, yaratıcı yetileri gelişmiş, yaratmanın hem hayata anlam kazandırdığını, hem de en yüksek mutluluk olduğunu keşfetmiş, yaratıcılığın önünde engel tanımayan insanları kendine çeker. Böylece, medeniyete vücut verecek olan sinerji açığa çıkar. Buna bir de yaratıcılığın yegane ilacı olan 'takdir'i ekleyebilirseniz, artık medeniyetin kokusunu ve tadını almaya başlayabilirsiniz. Böylesi bir süreç, paranın, aklın ve bilimin kolayca akabileceği kanalları kendiliğinden açar. Sonuçta, o medeniyetin etki çemberinde olan her insan, öncelikle insan olmanın onurunu yaşar. İnsan, öncelikle insan olmanın bir 'değer' olduğunu yaşayarak öğrenir. Medeniyetin kalıcılığı, yaratıcılığın sürekliliğine, özgürlük ve güven ortamının sorumluluk bilinci ile beslenmesine, takdir yetisinin körelmemesine ve bilimin her şeyin önünde tutulmasına bağlıdır. Böylesi bir medeniyeti, ancak o medeniyeti kuranlar yıkabilir. Onun için, Endülüs'ün hesabını, önce Müslümanlardan sormak gerekir... 
'Kerbela'dan Endülüs'e' başlığını niçin seçtiğimize dair gerekçe olarak birkaç madde  arz etmek isteriz: 1. Endülüs Medeniyeti'ni yıkan Müslümanların iç çekişmeleri, iktidar hırsıdır. Müslüman iktidar odakları önce birbirlerini yemek için Hıristiyan krallardan destek almışlar, sonra da kendileri yem olmuşlardır. 2. Endülüs, Batı kafasının Müslümanların birikimiyle, yani akılla ve bilimle buluştuğu yerdir. Rönesansın, Reformun, aydınlanmanın köklerini, her ne kadar karartılmış ise de, Endülüs'te aramak gerekir. Sanat ve bilim, takdir gördüğü yerde yeşerir. Müslümanlar Endülüs'te kaybettikleri yaratıcılıklarını ve takdir yetilerini umarım bir gün hatırlarlar. 3. Çöküş sürecine giren toplumlarda mistik eğilimler artar, tıpkı Endülüs'te olduğu gibi. 4. Farzları unutup nafilelerle öğünen ve avunanlar, düşünmenin ve ilimle uğraşmanın farz olduğunu unuturlar; sonuçta kendilerini de unuturlar... 5. Endülüs, Müslümanların geleceği ile ilgili kafa yoranlar için muazzam bir laboratuar niteliği taşımaktadır. Hem neyin nasıl yapılabileceği hakkında, hem de din siyasilerin elinde oyuncak haline geldiği zaman, çarpıklıkları ve ayrılıkçı duruşları meşrulaştırarak, çöküşü nasıl hızlandırdığı hakkında, geleceğe ışık tutacak veriler elde edilebilir. 6. Adaletin olmadığı yerde, bırakın medeniyeti, insanlık bile olmaz. Medeniyetin yeşerebilmesi için, öncelikle adaletin ve özgürlüğün hem devlet, hem de toplum tarafından içselleştirilmesi gerekir. 7. Yaratıcılık yetisi yüksek beyinler, ancak güvenli ve özgür ortamlarda nefes alabilirler. Yaratıcılık, takdir yetisi gelişmiş toplumlarda kalıcı başarılara imza atabilir.
Yeni Kerbelalar istemiyorsak, geçmişten gerekli dersleri çıkartıp, yeni bir medeniyet hamlesi başlatmalıyız... İslam'ın yüksek değerlerini evrensel ölçekte yeniden üretmeyi deneyebiliriz www.hasanonat.net

<p>Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, hükümet krizini aşmak için yarından itibaren parlamentoda temsil

İtalya'da hükümet krizi... Conte gitti, şimdi ne olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi