• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
04 Ağustos 2012 Cumartesi

Kerbela'ya giden yollar (2)

Kuran, insanın dikkatini zaman zaman geçmişe yöneltir ve 'Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı?' (47/10) diyerek uyarıda bulunur. Kuran’ın neredeyse 2/3’i bir tür tarih felsefesi diyebileceğimiz 'Kıssa'lardan, hikayelerden ibarettir. Ne yazık ki, Kuran'ın bunca vurgusuna rağmen, Müslümanlardaki tarih bilgi ve bilincinin çok da sağlıklı olduğunu söyleyebilmek pek mümkün değildir. Daha çok bir tür erken devir idealizasyonu ve kutsallaştırma dikkat çekmektedir. Ayrıca, kutsallaştırma çabalarının mezhebi / ideolojik tarih okumalarıyla beslendiği de söylenebilir.
Tarih bilgi ve bilincinde ciddi sorunlar söz konusu olunca, öncelikle 'süreç okuma' yetisi gelişmemektedir. Bu durum hem katkı diyebileceğimiz gelişmeleri, hem de olayların arka planını görme imkanı ortadan kaldırmakta; tarihi tecrübeden yararlanmayı zorlaştırmaktadır.

1400 YIL ÖNCEKİ FELAKET

Kerbela üzerinde konuşacak olursak, Kerbela’ya yol açan gelişmeleri, olayların gerisindeki sebepleri bilmezsek, Hz. Hüseyin’i katledenlere küfrederek tatmin olma yolunu seçeriz. Nitekim 1400 senedir yapılan da bu olmuştur. Eğer bugün bile, olay sanki yeni olmuşçasına o acıyı hissetmek için kendilerini kan revan içinde bırakan kimselere rağmen, Müslümanların birtakım saflara ayrılmasında, birbirlerini 'ötekileştirme'de Kerbela olayı etkili olabiliyorsa, bunca zamandır ne Hz. Hüseyin, ne de Kerbela yeterince anlaşılmış demektir.
Kerbela'yı anlamak için en uygun başlangıç noktasının Muaviye'nin Şam'da başlattığı kampanya olduğunu söylemiştik. Muaviye, kendisini iktidara götürecek olan süreci; Hz. Osman'ı, Hz. Ali'nin öldürdüğü iddiasını merkeze alarak, tarihi Emevi-Haşimi çekişmesinin, hala etkin olan siyasi zemininde yürütmüştür. Hz. Osman'ın akrabası olduğunu ileri sürerek onun kanını dava etmiş; böylece Hz. Ali ile mücadelesini geleneğe uygun hale getirmeyi, yaptığı işin meşru olduğunu savunmayı başarmıştır. Aslında Muaviye'nin, siyasi hedefi doğrultusunda, meşruiyet kaygısı taşımaksızın her yolu mübah saydığını söylemek, pek yanlış olmasa gerektir.

HUCR'UN İDAMI
Hz. Ali'nin şehit edilmesinden sonra taraftarlarının ilk ciddi olayda kendisini yalnız bırakması üzerine Hasan hilafet iddiasından vazgeçer ve Medine'de müreffeh bir hayatı tercih eder. Bundan sonraki gelişmeler gerçekten ilginçtir. Nitekim Muaviye, daha işin başında Muğire b. Şube'yi Kufe'ye vali olarak atarken, ona, her cuma hutbede Ali'ye ve soyuna sövmeyi şart koşmuştur. Muğıre b. Şube, Muaviye'nin, '... Ali'ye sövmeyi ve onu kötülemeyi, Osman'a rahmet ve mağfiret dilemeyi, Ali'nin taraftarlarını ayıplamayı ve onlara sert davranmayı, Osman'ın taraftarlarına ise yumuşak davranmayı ihmal etme...' (Taberi, V, 254) şeklindeki talimatını kabul ederek göreve başlar ve her cuma hutbede Ali'ye hakaretler yağdırır. Hz. Ali'nin başkent ilan ettiği, herkesin Ali taraftarı sanıldığı Kufe'de, üstelik cuma günü camide Ali'ye ve soyuna sövülmesine Hucr b. Adi'nin dışında ses çıkartan olmaz. Muğire, 'delidir, ne söylese yeridir” dercesine Hucr'un karşı çıkışlarını hiç ciddiye almaz. Bu sövme faaliyeti Ömer b. Abdülaziz zamanına kadar, 60 yıl devam eder. Bu arada Muğire b. Şube ölür ve yerine Ziyad b. Ebihi, Ziyad b. Ebi Süfyan olarak vali olur. Ziyad b. Ebihi, Hz. Ali'nin ünlü komutanlarından birisidir. Onun şehit edilmesinden sonra uzun süre savaşmaya devam etmiştir. Onunla baş edemeyeceğini anlayan Muaviye, onun Ebu Süfyan'ın gayrı meşru çocuğu olduğu söylentisinden yararlanarak, onu kardeşi ilan eder ve adı da Ziyad b. Ebi Süfyan olur. Kufe valisi olan Ziyad'ın ilk işi Hucr'u çağırmak ve birbirlerini çok iyi tanıdıklarını hatırlatarak, sesini yükseltmeye devam edecek olursa cezalandırılacağını söylemek olur. Hucr, 51/671 yılında idam edilir. İşte Kerbela faciası esnasında Kufe valisi olan Ubeydullah b. Ziyad, bu Ziyad b. Ebi
Süfyan'ın oğludur.

TEVVABUN HAREKETİ
Kerbela olayından sonra Kufelilerin, bir ara Kerbela'nın etkin isimlerinden Ömer b. Sa'd b. Ebi Vakkas'ı vali olarak seçtikleri, ancak özellikle kadınların ona karşı ayaklanması sonucu valilikten uzaklaştırıldığı dikkatlerden kaçmayan bir ayrıntıdır. Kerbela olayından sonra Kufeli bir grup, Hz. Hüseyin'e yardım etmedikleri, onun gözlerinin önünde şehit edilmesine seyirci kaldıkları düşüncesiyle 'pişmanlık' duyar ve Kerbela'nın intikamı için 'Tevvabun' hareketini başlatırlar. Bu hareket, suçluluk duygusunun insanları kitle halinde ölüme sürükleyebileceğinin bir örneği olarak tarihteki yerini almıştır.

EN BÜYÜK ACI
Kerbela olayı, pek çok Müslüman için bir tür 'seçilmiş, transfer edilmiş travma' niteliği taşımaktadır. 14 asırlık süreçte yüzlerce, binlerce Kerbela yaşanmış, hala da Müslümanların yaşadığı her yer bir tür Kerbela gibidir. Kerbela'ya Hz. Hüseyin'in mezarını ziyarete gidenler, tıpkı Kerbela'dakiler gibi katledilmektedirler. Halen İslam dünyasının farklı bölgelerinden devam eden mezhep çatışması, Kerbela'yı aratmayacak acılara sebep olmaktadır. Belki de Kerbela'yı anlayamadığımız için, yaşadığımız acıların Kerbela acısı gibi olduğunun bile farkında değiliz. İslam dünyasının yaşadığı en büyük Kerbela'lardan birisi Endülüs'te 1492'de yaşanmıştır. Yarınki yazımızın başlığı 'Kerbela'dan Endülüs'e' olacaktır.
www.hasanonat.net

<p>Okurlarından gelen 'Kullanmış olduğunuz dil, çoğu kez 'ağdalı ve anlaşılması güç' noktasında gele

'Türkçenin inceliklerini kullanmazsak yok olup gidecek'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Binbir derde deva mucize besin siyah turpun faydaları

Türkiye'nin ''en yüksek ayaklı viyadüğü'' Eğiste Viyadüğü'nde yüzde 22'si tamamlandı