• $7,3993
  • €9,0098
  • 442.922
  • 1538.86
13 Ağustos 2011 Cumartesi

Dinde zorlama var mı?

Bu sorunun cevabını Yüce Yaratıcı veriyor: 'Dinde zorlama yoktur!' (2/256) Daha doğrusu, Yüce Allah 'dinde zorlama/ikrah yoktur!' buyurduğu için, biz hiç çekinmeden, 'dinde zorlama var mı?' diye sorabiliyoruz. İyi ki Yüce Yaratıcı, bu sorunun cevabını Müslümanların insafına bırakmamış!..
İşin hemen başında iki tespit yapmak istiyoruz: Birincisi, İslam, kelimenin tam anlamıyla bir özgürlük dinidir. Bütün peygamberlerin çağrısının özünü oluşturan Tevhit, yani Allah'ın varlığına ve birliğine iman, zaten özgür bir varlık olan insanın özgürlüğü içselleştirmesini sağlar. Allah'a inanan bir kimse, başta sevdiği ya da korktuğu şeyler olmak üzere beşeri zaafların ürünü olan her türlü putperestlikten kurtulur ve Allah'ın rahmet sıfatından beslenen sorumluluk bilinciyle özgürlüğe gölge düşürecek her şeye karşı çıkar. Dolayısıyla, özgürlüğün olmadığı yerde İslam olmaz.
KAFALAR SORUNLU
İkinci tespitimiz, maaselef biraz can sıkıcı. Mevcut Müslüman kafa, özgürlükler noktasında sorunlu bir kafadır. Özgürlük dini olan İslam'a inanan Müslümanlar, muhtemelen son iki asırdır yaşanan acı tecrübelerin, sömürge ortamının, Batı uygarlığı karşısındaki ezilmişliğin ve derin cehaletin de etkisiyle, İslam'ın özgürleştirici boyutunu unutmuş görünüyorlar. Daha açık bir ifadeyle, Müslümanlar, belki de özgürlüğü unuttukları için, İslam'ın özgürleştirici boyutuyla pek ilgilenmek istemiyorlar. Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için, şu soruya dürüstçe cevap aramalıyız: Türkiye'de bile birtakım dini konular, birtakım korkulara bulaşmaksızın tartışılabiliyor mu? Bilim adamı, sorumluluk bilinciyle hareket eder. Savunabileceği doğruları, hiç çekinmeden paylaşır. Yanlış yaparsa, fark ettiği anda, yanlışını düzeltir.
HÜR İRADE ÖNEMLİ
Bizim geleneğimizde bunun örnekleri az değildir. İmam Azam Ebu Hanife, görüşlerini ortaya koyarken, 'Kim daha doğrusunu getirirse, ona uyarız' der. Bu, sadece sözde kalan bir ifade değildir. Talebeleri, Ebu Yusuf ve Muhammed'in itirazlarıyla karşılaştığı zaman, onlara delillerini sorar. Aldığı cevap ikna edici olunca, hiç çekinmeden, 'Doğru söylüyorsunuz, öyleyse, ben sizin görüşünüzü kabul ediyorum' der. Maalesef, Türkiye de dahil, İslam dünyası, insanların düşüncelerini özgürce dile getirebilecekleri, yaftalanma korkusu hissetmeden tartışabilecekleri özgürlük ve güven ortamını yaratamamıştır. Bir bilimadamı, 'Nasıl anlaşılırım' kaygısına düşüyorsa, orada açıkça dile getirilmese bile ciddi sorunlar var demektir.
Bu tespitlerden sonra, 'Dinde zorlama yoktur' ayetinin nasıl anlaşıldığı üzerinde birazcık durmakta fayda vardır. İslam uleması, bu ayeti, hiç kimsenin Müslüman olması konusunda, en küçük bir baskıya, zorlamaya maruz kalmayacağı şeklinde anlamıştır. Bu yanlış bir anlama değildir. Nitekim Kur'an, 'Dileyen inanır, dileyen inkar eder'(18/29), 'Sizin dininiz size, benim dinim bana' (109/6) şeklindeki ayetlerle, insanların İslam'ı tamamen kendi hür iradeleriyle benimseyeceklerini ortaya koymuştur. Bu durum, İslam'ın kılıç zoruyla yayıldığı iddiasının da safsatadan öte bir değerinin olmadığını göstermektedir. Hakikaten hiç kimse, Müslüman olması konusunda zorlanamaz.
SİYASİ FETVA ETKİSİ
Buraya kadar, anlaşılması zor olan bir taraf yok. Peki, bir Müslüman, namaz kılma, oruç tutma konusunda zorlanabilir mi? Ya da, namaz kılmayan, oruç tutmayan bir Müslüman'a, niçin namaz kılmadığı, niçin oruç tutmadığı sorulabilir mi? Yaygın algı biçimi, 'Müslüman ise, yapacak' şeklinde özetlenebilir. Oysa, Kur'an, ne namaz kılmayanla, ne de oruç tutmayanla ilgili dünyevi bir müeyyideden söz eder. Hz. Peygamber'in yaşadığı zamanda, namaz kılmayanın, oruç tutmayanın cezalandırıldığına dair elimizde bir bilgi yok. Üstelik Hz. Peygamber, 'Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın' buyurmuştur. Ancak, daha sonraki süreçte, Haricilerle birlikte başlayan hastalıklı bir damarın Müslüman kültüre kök saldığını, 'Namaz kılmayanın küfren katli vaciptir' şeklinde, dinle hiç alakası olmayan, tamamen siyasi olan fetvaların din gibi algılandığını görmezlikten gelmek mümkün değildir.
ÖRNEK OLMAK LAZIM
Diğer taraftan, dürüstçe düşünelim: Bir kimse namaz kılmak, oruç tutmak istemiyorsa, kendisi istemediği müddetçe ona namaz kıldırmak, oruç tutturmak mümkün olur mu? Yapılan işin adı namaz, ya da oruç olur mu? Zorla güzellik olur mu? Zorla ibadet olur mu? Eğer birinin oruç tutmasını, namaz kılmasını gerçekten istiyorsak, önce kendimiz ona örnek olmalıyız; sonra da, ona namazı, orucu sevdirmeliyiz.
İBADET, İHTİYAÇTIR
Bu söylediklerimizin 'İbadetlerin hafife alınması' şeklinde yorumlanabileceğini biliyorum. Böyle yorumlamak isteyenleri engelleyemeyeceğimi de biliyorum. Ancak, Müslüman insan, Allah'ın emri olduğu için, istediği için namaz kılar, oruç tutar; bir başkasının zoruyla değil. Bir Müslüman için temel İslami ibadetler, tıpkı yemek yemek, su içmek gibi doğal ihtiyaçtır. Oruç, sorumluluk bilincini geliştirir. Namaz insanı kötülüklerden uzak tutar. Günde beş kez Yüce Yaratıcı'nın huzuruna çıkan bir mümin, hem Allah'ın, hem de kendisinin var olduğunun farkına varır. Bu gerçeği bilinç düzeyine taşır ve Yüce Yaratıcı'nın rahmet denizinde arınır. Bir başkasının gölgesinin düştüğü bir ibadet, mümin için 'Miraç' olur mu?
GÜVEN VE TAKKİYE
İslam, esas itibariyle Allah'a, üst seviyede bilgi ve bilinçle teslim olmak; O'nun istediği gibi bir insan olmaya çalışmaktır. Bu, İslam hakkında doğru bilgiyi, sorumluluk bilincini ve özgürlüğü gerektirir. Müslüman insan, güven veren, güvenilen insandır. Müslümanlar öyle bir güven ortamı oluşturmalılar ki, hiç kimse, takiyye yapmak mecburiyetinde kalmasın. Hiç kimse, korkmasın; korkular kurumsallaşmasın. www.hasanonat.net

<p>  Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ekipleri, Suriye'nin Tel Abyad kentinden Akçakale Gümrük Kapısı'na g

Ekipler gördükleri manzara karşısında isyan etti: Bu nasıl vicdansızlık?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İğneada'da 250 tekne hamsi peşinde! Kasalar dolusu hamsiyle dönüyorlar

Muğla'da deniz suyu 20 metre çekildi