• $7,4627
  • €9,024
  • 437.81
  • 1524.49
07 Ağustos 2011 Pazar

Kadına yönelik şiddetin sosyo-kültürel kökleri üzerine

Kadına ve çocuğa yönelik her türlü olumsuz davranış, insan olma onurunu zedeleyen, insanlığın geleceğini karartan onursuz bir davranıştır. Her ne sebeple olursa olsun, onuruyla oynanan, şiddete maruz kalan bir kadın, mutlaka intikamını alır. Ancak, intikam duygusunun kimi, neyi, nasıl hedef alacağını kestirmek pek kolay değildir. Seçilmiş travmalar, acılar ana sütüyle ve ninnilerle büyütülerek yeni nesillere aktarılır. Ruh sağlığı yerinde olan kimse, normal koşullarda ne şiddet yanlısı olur, ne şiddet uygular, ne de şiddeti meşrulaştırmaya kalkışır. Hasta insanları psikiyatrlara bırakarak, şiddete meşruiyet kazandıran ve şiddeti besleyen sosyo-kültürel yapıya dikkat çekmek istiyoruz.
İKTİDARSIZLARIN TATMİNİ
Şiddet, her şeyden önce bir 'güç' gösterisidir. Şiddet uygulayan, karşı tarafa kendi gücünü hissettirmek istemiştir. Bizim kültürümüzde güçlü, 'muktedir'dir. Maaselef, iktidar, cinsellik üzerinden anlam kazanmaktadır. Erkek egemen bir yapıda, iktidarla ilgili bütün algılamalar, bir şekilde cinsellikle, hem de kadın cinselliğiyle irtibatlandırılır. Artık, cinselliğin içinde güç gösterisi intikama, ezerek, döverek tatmin olmaya, hatta öldürerek kendini kanıtlamaya kadar uzanır. Aslında, tersinden okuyacak olursak, gücü, sadece cinsel güce indirgeyen iktidarsızlar, özellikle kadına el kaldırarak tatmin olacak kadar küçülebilirler. Tuhaftır; kültürümüzdeki en okkalı küfürler, yine cinsellik üzerinden, hem de kadına yönelik olarak kurgulanmıştır. Hedefte ana”, bacı”, avrat, yani yine kadın vardır. Yine intikam söz konusudur; öfke, kadına yönelik cinsellik üzerinden kusulur.
ERKEĞİN ELİNİN KİRİ
Şimdi de, mızrak çuvala sığmıyor dedirtecek kadar göze batan, ancak pek görülmek istenmeyen çelişkilere dikkat çekelim: Pek çok annenin kendi kızına bakışıyla, oğlunun birlikte gezip tozduğu, bir başka annenin kızına bakışı aynı mıdır? 'Evlenilecek kadın, eğlenilecek kadın' ayrımı, bu toplumdaki erkek egemen yapının ürettiği bir ifade biçimi değil midir? İşin içinde bir gariban kadın olduğu zaman, onu taşlamaya kalkışan erkekler, bu işin tek başına yapılamayacağını bilmiyorlar mı? Erkek bir günah işlediğinde 'elinin kiri', kadın söz konusu olduğu zaman ise, 'temizlenmesi gereken namus meselesi' ayrımını bu toplum yapmadı mı? Elif Şafak'ın Aşk romanından bir sahne geldi gözümün önüne: Mevlana aşığı bir hayat kadını, erkek kıyafetine girerek Mevlana'yı dinlemek üzere camiye gider. Başına bir de sarık sarmıştır. Mevlana konuşurken kendisini öylesine kaptırır ki, sarık çözülür, küçük bir harekette başından düşüverir. Onu gören bazı erkekler tanır ve deşifre eder, öldürmek için peşine düşerler. Kadıncağız canını zor kurtarır. Hiç kimsenin aklına, o kadını tanıyanların, onu nereden tanıdıkları sorusu gelmez. Buna benzer hayatın içinden örnekleri, çevremizde her zaman bulmak mümkün değil mi?
ÜSTÜNLÜK GÜÇLE OLMAZ
Sanıyorum, genelde 'insan', özelde 'kadın' algımızda bazı sorunlar var. Bunların başında, Allah'ın kadın-erkek ayrımı yapmadan 'insan”' en güzel şekilde yarattığını unutmamız geliyor. İnsan olmak, başlı başına bir değerdir. Yüce yaratıcı; insanı, aynı 'öz/can'dan, “çift” olarak, erkek ve kadın olarak yaratmıştır. Bu gerçek, Kur'an'da şöyle ifade edilir: 'Ey insanlar! Sizi bir tek canlı varlıktan yaratan, ondan da eşini var eden ve her ikisinden de pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Kendisi adına birbirinizden hak talep ettiğiniz Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyun ve bu akrabalık bağlarını gözetin. Şüphesiz Allah üzerinizde daimi bir gözetleyicidir.' (Nisa, 4/1) Bu ve benzeri ayetler, yaratılış bakımından ne kadının erkekten, ne de erkeğin kadından üstün olduğunu söyler. Bir kimse, diğer insanlardan daha üstün olmak istiyorsa, Kur'an bu üstünlüğün ancak 'takva' yani Allah'a saygıyla, bilgiye dayalı sorumluluk bilinciyle (49/13) ve 'bilmek'le mümkün olacağını hatırlatır.
İLAHİ SEVGİNİN KUDRETİ
İnsan 'çift' yaratıldığına göre, kadın ve erkeğin birbirini tamamlayarak, Tanrı'nın varlığının kanıtı olarak gösterilen eşler arasında oluşan sevgiyi (30/21) keşfedip, büyütmesi gerekir. Bu ilahi sevgi, insanı 'insan' yapan sevgidir. Allah'ın rahmet ve merhametine kök salan, oradan beslenen bir sevgidir. Kadın ve erkeğin birbirini tamamlamasını sağlar. Kur'an, 'kadınların erkekler için, erkeklerin de kadınlar için bir elbise/örtü' gibi olduğuna dikkat çeker (2/187). Erkek egemen kültür, 'güç'ü cinsellik üzerinden okuduğu gibi, bu ilahi sevgiyi de, maalesef hayatın merkezinin dışına itmiştir. Oysa, sosyo-kültürel yapımıza kök salmış olan, şiddetin kökünü kurutacak olan işte bu ilahi sevgidir. Şiddet sarmalından sıyrılmanın yolu, 'insan'a, sırf 'insan' olduğu için değer vermekten geçer. Ancak, her erkeğin, bir kadının eseri olduğu gerçeğini de hatırlamakta fayda vardır. Kadınlarımız, dinin anlaşılmasında ve yorumlanmasında en az erkekler kadar etkin oldukları zaman, geleneğin şiddeti besleyen damarları kurumaya başlayacaktır.

<p>Okurlarından gelen 'Kullanmış olduğunuz dil, çoğu kez 'ağdalı ve anlaşılması güç' noktasında gele

'Türkçenin inceliklerini kullanmazsak yok olup gidecek'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kasrik Boğazı güzel manzarasıyla keşfedilmeyi bekleniyor

Balıkçıların buz tutan nehirdeki zorlu mücadelesi