• $7,3872
  • €8,9773
  • 442.672
  • 1548.6
06 Ağustos 2011 Cumartesi

Yükselen İslamofobi Batı'da sorgulanıyor

Norveç'teki katliam, terör korkusunu yeniden hortlattı. 11 Eylül sonrasında Batı'da öne çıkan 'İslam'ı şiddet ve terörle özdeşleştirme', Müslümanları 'potansiyel terörist' ve Müslümanların yaşadıkları yerleri de 'terör bataklığı' gibi görme eğilimlerinin az da olsa sorgulanmasına yol açtı

22 Temmuz'da Norveç'te 77 kişinin ölümü, 150'den fazla kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan 'katliam', ister istemez dikkatleri yeniden teröre çevirdi. Bu olay, 11 Eylül 2001 sonrasında, özellikle Batı'da belirgin bir şekilde öne çıkan 'İslam'ı şiddet ve terörle özdeşleştirme', Müslümanları 'potansiyel terörist' ve Müslümanların yaşadıkları yerleri de 'terör bataklığı' gibi görme eğilimlerinin az da olsa sorgulanmasına yol açtı. Nitekim İHÖ, 4 Ağustos'ta Avrupa'da insan haklarını bekleyen riskleri, 'çok kültürlülüğün bittiği' şeklindeki siyasi beyanların etkilerini ve olayın ardından sorulması gereken soruları tartışmaya açan bir yazı yayınladı. (ww.hrw.org).
'ÖTEKİ'YE TAHAMMÜLSÜZ AVRUPA
Norveç'teki katliam, şiddetin, terörün; dininin, imanının olmayacağını bir kez daha açıkça gözler önüne serdi. Buna rağmen, olay ilk duyulduğunda, medyadaki yorumların bir şekilde 'Müslümanları işaret etmesi', gerçekten düşündürücüydü. Bu olay, Batı'nın kendi gerçekliğiyle yüzleşme zamanının geldiğini göstermektedir.
Batı medeniyetinin en ciddi açmazı, başka kültür ve medeniyetlere varlık hakkı tanımamasıdır. Bu algı biçimi, farklı dinden, farklı kültürlerden insanlarla birlikte yaşama tecrübesinden yoksun Avrupa'da, 'öteki' addedilene yönelik tahammülsüzlüğün dozunun gittikçe yükselmesini beraberinde getirmiştir. Bu süreci doğru okuyabilmek için, en azından 11 Eylül sonrası gelişen olayları kısaca hatırlamakta fayda var:
Irak işgali, Afganistan'ın işgali, Karikatür Krizi (Danimarka Başbakanı da olayı, doğrudan basın özgürlüğüyle irtibatlandırmıştır), 16 Aralık 2006'da Papa'nın Regensburg konuşması, pek çok yerde doğrudan Müslümanlara yönelik saldırılar, sanki bir bütünün, bir planın parçaları gibi durmakta, bir yandan Müslümanların kendilerini adeta terörist gibi hissetmelerine sebep olurken, diğer taraftan da Batılı değerler için Müslümanlarla mücadeleye davet niteliği taşımaktadır. Ancak bu sorun, kökleri derinde olan, bütün insanlığın geleceğini tehdit eden bir sorundur.
İslamofobi, gittikçe etkisini artıran küresel şiddet ve terörün bir parçasıdır. İşin özünde, 'insan'la ilgili değer aşınmasının olmadığı söylenebilir mi?
VAROLUŞSAL BOŞLUK NE YARATTI?
Batı uygarlığı, hem Batılıları, hem de bütün insanlığı bir 'varoluşsal boşluk'un (Victor Frankl) içine sürüklemiştir. İnsanlığın geleceğini tehdit sorunlarının kökeninde, bu varoluşsal anlam kaybının yattığını söylemek, biraz indirgemeci görünse de, pek yanlış olmamalı. Hayata tutunmak için için sağlam bir dal, kendisini değerli kılacak fıtrata uygun yüksek bir 'amaç' bulamayanlar, 'anlamlı' bir iş yapmak adına, akla gelebilecek her türlü çılgınlığı deneyebilirler.
Postmodernitenin yarattığı dijital kuşatılmıştık da, insanı insan yapan temel anlam kodlarının içini iyice boşaltıyor. Hayal ve hakikati ayıramayanlar, hayatın bütününü 'dijital' bir algıya indirgeyebilirler.
SÖMÜRGECİLİK, TARİHİN YÜZ KARASI
 Diğer taraftan, Batı'da gittikçe yükselen İslamofobinin, biraz da şuuraltı korkulardan kaynaklandığı akla gelmektedir. Azıcık tarih bilenler, hafızası birazcık güçlü olanlar, insanlık tarihinin yüz karası olan, izleri örtülmeye çalışılsa da, mevcudiyeti hala hissedilen bir 'sömürgecilik' döneminin varlığını bilir.
Sömürerek semirenler, bir gün yaptıklarının hesabının sorulacağı korkusuyla, akıldışı davranışlara kolaylıkla sürüklenebilir. İhtiyar Avrupa, şimdilik tecrübesi ve 'kurnazlığı'yla idare etmeyi, hem kendini, hem de başkalarını kandırmayı başarabilmekte. Ancak, çelişkilerin gizlenemez hale geldiği de ortadadır.
Amerika, değer üretmek yerine, varlığını yüksek teknolojiye endekslemiş, her şeyin 'güç'le çözebileceğini düşünmektedir. Artık, insanlığı bir bütün olarak görüp, bu dünyada sürdürülebilir bir yaşamın, ancak yüksek insani değerlerin içselleştirilmesiyle mümkün olacağı hatırlanmalıdır.                www.hasanonat.net

ADALETSİZLİK, TERÖRÜN EN ÖNEMLİ GIDASI
İnsanlığın geleceğini tehdit eden küresel şiddet ve terörle baş edebilmek, onun kökünü kazıyabilmek için, iki şeye acilen ihtiyaç vardır: Birincisi, 'insan' olmanın bizatihi değer olduğunu bilincinin, küresel ölçekte samimiyetle kabul görmesi ve yayılması, ikincisi, 'yüksek güven kültürü'nün yaratılmasıdır. Demokrasi, laiklik, insan hakları gibi bütün insanlığın ihtiyaç duyduğu temel evrensel değerlerin, bu değerleri savunanlar tarafından göz göre göre tahrip edildiği bir ortamda, herhalde 'yüksek güven kültürü'nün yeniden yaratılması beklenemez. Özgürlüklerin kısıtlı olduğu ortamlar, şiddet ve terör için en verimli yerlerdir. Adaletsizlik, şiddet ve terörün en önemli gıdasıdır. Küresel şiddet ve teröre köklü çözüm bulunacaksa, bu sorumluluğu, hayatı ve barışı esas alan, 'bir tek insanın haksız yere öldürülmesini tüm insanlığın öldürülmesi' (5/32) ile eşdeğerde tutan bir dine, İslam'a inanan insanların daha fazla hissetmesi gerektiğini düşünüyorum.

Geminin dibi delindiğinde...
Öncelikle, bir gerçeğin açık seçik ifade edilmesinde fayda vardır: Küresel bir boyut kazanan şiddet ve terör, kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, doğrudan insanlığın geleceğini tehdit etmektedir. Şiddeti ve terörü, hedeflerindeki toplumu/toplumları istedikleri gibi manipüle etmek, biçimlendirmek için kullananlar, onun, bumerang gibi kendilerini de vurduğunu görmekte gecikmeyecekler. İkinci husus, dünya çok küçülmüştür. Batılılar da, isteseler de, istemeseler de 'öteki' algılarını değiştirmek, 'öteki'yle birlikte yaşamayı öğrenmek zorundadır. Üçüncüsü, Müslümanlar, hafızalarındaki 'birlikte yaşama tecrübesi'nin bütünüyle ölmesine izin vermemelidir. Dördüncüsü, hiç kimse, şiddet ve terörden, her ne sebeple olursa olsun, medet ummamalıdır. Beşincisi, insan olma sorumluluğunu hisseden herkes, şiddet ve terörün, üzerinde yaşadığımız geminin dibinin delinmesi anlamına geldiğini artık görmelidir. Gemi battığı zaman, sizin Müslüman olmanızın, Hıristiyan olmanızın hiçbir anlamı kalmayacaktır.

<p><span>İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü Ekipleri HDP Binası'na 6 saatlik

Kandil değil HDP binası

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dünyanın en pahalı savaş jetleri hangileri? İşte dudak uçuklatan fiyatlar

Yüksek Hızlı Tren (YHT) hattında performans testi için Ankara'dan Yozgat'a geçti