• $7,358
  • €8,9376
  • 438.947
  • 1541.15
12 Ağustos 2011 Cuma

Tarikat ve mezhep İslam'la özdeş değil

Günümüzde Müslümanların ana sorunlarından biri, din temelli gruplaşmalar, hizipleşmelerdir. Kur'an, 'Hepiniz birden Allah'ın ipine sımsıkı sarılın' der. Hz. Muhammed, müminlerin kardeş olduklarını belirtir. O'nun sSağlığında ne mezhep, ne tarikat, ne de cemaat vardı...
Kur'an, asırlar öncesinden Müslümanları şöyle uyarmaktadır: 'Dinlerini paramparça eden, her grubun kendi sahip olduğu ile övündüğü kimseler gibi olmayın.' (30/32) Bu ve benzeri uyarılara rağmen, 14 asırlık süreçte, yüzlerce, binlerce mezhep, tarikat ve cemaat ortaya çıkmıştır. Bunların önemli bir kısmı, tarihin karanlıklarında kaybolup giderken; çok azı, değişerek, dönüşerek günümüze ulaşmayı başarmıştır.
TIPKI FİL TANIMI GİBİ
   Sorun, birtakım farklı grupların ortaya çıkması değildir. Gruplaşmalar, insanın sosyal bir varlık oluşunun doğal sonuçlarıdır. Hatta, durumun bir zenginlik belirtisi olduğunu bile söyleyebiliriz. Şöyle ki, gruplar, iyi niyetle, iyilik, güzellik ve doğruluk yolunda birbirleriyle yarışırlarsa, farklılıklar elbette zenginlik olur. Ancak, günümüzde farklı mezhep, tarikat ve cemaatlerin din anlayışları, temel İslam ortak paydası görmezlikten gelinerek oluşturulmaktadır. Bu durumda, grupların din anlayışları, görme özürlülerin fil tanımlarına benzemektedir. Herkes, sadece kendi görüşünün tek doğru olduğunu ileri sürebilmektedir. Her dini topluluk, kendisinin 'kurtuluşa eren fırka' olduğunu iddia edebilmektedir. Kısacası, her topluluk, kendi din anlayışını İslam'la özdeşleştirme yoluna gitmektedir. Sonuçta, Müslümanlar birbirlerini anlamaya, medeniyet yolunda yarışmaya çalışacakları yerde, birbirleriyle uğraşarak enerjilerini tüketmektedirler. İslam dünyasında yaşanan trajedinin, azgelişmişliğin arka planında, çarpık din anlayışının yattığını söylersek, pek de abartmış sayılmayız.
GELENEĞİN GÖLGESİNDE
Bizler, İslam'ı hazır bulduk. Belki de o yüzden, neyin gelenek, neyin din olduğunu pek sorgulamak ihtiyacı hissetmiyoruz. Çoğu zaman, din, geleneğin gölgesinde kalıyor. Bu defa din, birleştirmek yerine ayrıştırmaya; özgürleştirmek yerine, özgürlük karşıtı duruşları meşrulaştırmaya başlıyor. Din, en temelde insanca yaşayabilmenin temel ortak paydasını insanlara kazandırmak yerine, insan onuruyla bağdaşmayan bir Müslüman'ın küfürle itham edilmesi gibi, hatta hayatına kastedilmesi gibi olumsuz sonuçlar doğurabiliyor.

BİRLEŞTİRME DEĞİL AYRIŞTIRMA
Bu konudaki en ciddi açmaz, İslam'ın Kur'an ve Hz. Peygamber'in örnek uygulamaları yerine, mezhep, tarikat ve cemaat üzerinden öğrenilmesi ve yaşanmaya çalışılmasından kaynaklanıyor. O zaman da, ne namaz insanı kötülüklerden uzak tutuyor, ne oruç sorumluluk bilincini geliştiriyor. Daha da kötüsü, din birleştirmek, bütünleştirmek yerine, ayrıştırmaya başlıyor. 
KÖR TESLİMİYETE KARŞI
Adı ne olursa olsun bütün mezhepler, din anlayışındaki farklılaşmaların kurumsallaşması sonucu ortaya çıkan beşeri oluşumlardır. Hiçbir mezhebin İslam'la özdeşleştirilmesi mümkün değildir. Bir kimsenin Müslüman olması için bir mezhebe, tarikata, cemaate bağlı olması gerekmez. Tarikatlar da, hicri ikinci asırda ortaya çıkan Tasavvufi arayışların kurumsallaşmasıyla vücut bulan beşeri oluşumlardır. Tarikatı din gibi algılamak, onun beşeri oluşum olduğunu görmemek demektir. İslam'ın, özellikle 'kör teslimiyeti' asla onaylamadığını hatırlatalım.  www.hasanonat.net

HZ. ÖMER'İN KUR'AN'LA TANIŞMASI
Hz. Muhammed'in sağlığında, ne mezhep, ne tarikat, ne de cemaat vardı. Bu zikrettiğimiz oluşumlar, Hz. Peygamber'in vefatından çok sonraları ortaya çıkan beşeri oluşumlardır. Daha açık bir ifadeyle, mezhep, tarikat ve cemaat hiçbir şekilde İslam ile özdeşleştirilemez. Bir kimsenin Müslüman olması için herhangi bir mezhebe, cemaate, tarikata bağlı olması gerekmez. Ne demek istediğimizi daha iyi anlatabilmek için, bilinen bir örnek üzerinden konuyu işleyelim: Ömer B. Hattab, Hz. Muhammed'i öldürmek üzere yola çıkar. Onun niyetini öğrenen birisi zaman kazanmak ve Hz. Muhammed'i haberdar etmek için ona, kız kardeşinin ve eniştesinin de Müslüman olduğunu söyler. Öfkeyle onların evine giden Ömer, orada Kur'an'la tanışır. Kaynaklar bize, Ömer'in Ta-Ha suresinin ilk ayetlerini okuduğunu söyler. Yüce Yaratıcı bu ayetlerde şöyle buyurmaktadır: 'Ey İnsan! Bu Kur'an'ı sana, seni bedbaht etmek için indirmedik. Onu sadece bir öğüt, bir hatırlatma olarak indirdik; fakat bunu anlayacak olanlar, Allah'a karşı gelmekten korkan kimselerdir. Bu kitab, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah katından indirilmiştir.' (20/1-4) Bu ayetler, Ömer'i gerçekten çarpar ve hemen 'beni Muhammed'e götürün' diye seslenir. Hz. Muhammed'i öldürmek için yola çıkan Hz. Ömer, huzurundan Müslüman Hz. Ömer olarak çıkar. Hz. Ömer'i Müslüman yapan nedir? Ömer, yıkılıp da yeniden yapılmadı. Sadece Hz. Muhammed'in örnek ve önderliğinde vahyin diriltici soluğuyla tanıştı. Hz. Ömer; Allah'ın var ve bir olduğuna, Hz. Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna ve öldükten sonra tekrar dirileceğine iman etti.

SORUMLULUK BİREYSELDİR
Müslümanlar, İslam ortak paydası üzerinden mezhepleri ve tarikatları okuyacak, anlayacak ve değerlendirecek olursa, bunlar, gerçekten zenginlik olabilir. Kur'an, her sözün dinlenip en güzeline uyulmasını ister. İslam'a göre iman, sorumluluk ve kurtuluş bireyseldir. Herhangi bir gruba bağlılık, bu gerçeklerin ışığında olursa, yanlışlıkların kalıcı hasar vermesinin önüne geçilmiş olur. İşte bir kimsenin Müslüman olması için gerekli olan temel ortak payda, tevhit, ahret ve nübüvvet inancıdır. Bu temel esaslara inanan kim olursa olsun, Müslümandır.

<p>Taceddin Kutay Kafa Konforu'nda bu hafta, hayatın tekliflerine karşı aldığımız pozisyonu nasıl ta

'Refik'in kadar kıymetlisin hayatta...'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yüksek Hızlı Tren testlerini yapan tren Sivas'a geldi

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında