• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
1 Ekim 2016 Cumartesi

Yurtsuzlaşma Trienali

'Oval ve küresel ofislerde üretilen savaş nedenleri, insanlığın geleceğini dipsiz kuyulara bırakıyor' diyerek bitirmiştim son yazımı… Bu ifade, bu yıl üçüncüsü düzenlenen İstanbul Trienali'nin manifestosu içinde geçiyor. Trienal, bu dipsiz kuyulara bakan sanatçıların eserlerini konu ediniyor. İlki 2010 yılında 'Şehrin Gizli Dili' temasıyla yapılan Trienal, 2013'te '7 Vadi 60 Kanat Gölgesi' mottosuyla gerçekleştirilmiş, ancak daha ilk günlerinde Gezi olayları sırasında harabeye çevrilmişti.

Adı üzerinde, üç yılda bir yapılan Trienal, sanat kamusunda yeni ve taze bir nefesi temsil ediyor. Trienali, ne kimlik siyaseti üzerinden, ne de Türkiye'de kültür-sanat konuları söz konusu olduğunda akla gelen sınıfsal bir mevzi üzerinden konuşmak niyetindeyim. Mahalleler arası kültürel hegemonya savaşı içinde, tek bir mahallenin ilgisine sıkıştırmanın da haksızlık olduğunu düşünüyorum. Hatta küratörünün 'başörtülü' oluşu vurgusunu demode kabul ederek, sanatsal iddiası üzerinden ele almak gerektiği kanaatindeyim. Tıpkı Bienal de Valencia, la Bienale di Venezia ya da İstanbul Bienali gibi modern sanat buluşmalarında olduğu gibi… Bağımsız Sanat Derneği çatısı altında buluşan bu ekibe, eserleri dışında bir atıf yapmak gerekiyorsa eğer, bu ancak arkalarında güçlü bir sermaye ya da himaye olmamasına rağmen, zor imkânlarla üçüncü kez bu işi gerçekleştiriyor olmaları olurdu. Bu yönüyle Küratör Hülya Yazıcı başta olmak üzere, tüm emek veren sanatçıları tebrik ediyorum.

Bu parantezi neden açtım? Çünkü kültür, sanat ve hassaten modern sanat, 'belli kesimler'in uğraş alanı klişesi ülkemizde hala aşılamadı. Bu nedenle de, çabalar görünmez oluyor. Şayet, III. Uluslararası Yurtsuzlaşma Trienali'nin sanatçılarını ve eserlerini, yaşam biçimi tercihlerinden, aidiyet dünyalarından önce sanatsal boyutuyla ele almayı becerebilirsek, Türkiye'deki zihinsel normalleşmeye biraz daha katkı sağlamış olacağız.

Sadede gelecek olursak; 3-25 Eylül tarihleri arasında açık kalan sergi, geride ne bıraktı derseniz, zorunlu göç ve sürgünlerin insanlık vicdanında böylesine derin yaralar açtığı bir dönemde, 'yurtsuzlaşma' teması üzerine yeni perspektifler diyebiliriz. Her şeyden önce kavramsal sanat, estetik deneyimden önce bir düşünsel tecrübe imkânı sunuyor ziyaretçilerine. Sanatçısını bir düşünce insanına dönüştürürken, muhatabını da zihinsel bir geçidin yolcusu yapıyor.

Bu yönüyle, nesnenin fikirde kaybolduğu kavramsal sanatın en çarpıcı yanı, zihinlerde bıraktığı iz… Fikir iyiyse, eser de iyi oluyor. Eserin başarısını da zaten bu belirliyor.

İstanbul Trienali'nde üzerinde konuşabilecek nice başarılı eser var kuşkusuz. Varlığı, Trienal'in seviyesini biraz aşağı çekenler olduğu gibi…

İstanbul Trienali sanatçılarından Aleksandra Farazin'in 'Cradle of Life' (Hayat Beşiği), enstalasyonunu en akılda kalanlardan… Çimlendirilmiş bir toprağın üzerinde, sürgün vermiş yeşil bitkilerin sarıp sarmaladığı bir beşik, tüm zor koşullara rağmen insanoğlunun hayatta kalışına işaret ediyor. Farazin'in 'Hayat Beşiği'ni dikkatlerimize sunuşu, başka başka ülkelerde kimliksiz, pasaportsuz doğan Suriyeli 'yurtsuz çocuklar'dan aldığı ilhama dayanıyor. Her türlü sömürüye açık, eğitim ve sağlık güvenceleri olmayan bu çocukların, herhangi bir devlete ait olmadan, 'evrensel' insanlar olarak büyüyüp, hayata karışacağı gerçeği üzerinden bir umut fikrine kapı aralıyor sanatçı.

Son günlerde, hepimizin hayata dair umutlarını söndüren Halep'in gri görüntüsü içinde, hayatta kalabilen Suriyeli 'yurtsuz çocuklar'a dair bir empati, 'Hayat Beşiği'… Tıpkı iliğin, sert kemiğin içinden çıkması gibi, felaketler içinden de umut çıkarabiliyor sanatçı bakışı bazen… 'Yurtsuz çocuklar ve umut'… Zor da olsa, en zor hayatın bile, umut fikri üzerine kurulduğunu düşününce, birbirine yaklaşıyor bu iki kelime…

Son söz olarak, Bağımsız Sanat Derneği'nin dördüncü trienali için şimdiden 2019'a gün saymaya başladığımızı söyleyebiliriz.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!

Sosyal medyayı sallayan en ilginç illüzyonlar