• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
19 Ağustos 2014 Salı

Yeni başbakanı beklerken

‘Kahire’de gündüz kütüphaneden materyal topluyor, akşam üzeri de piramitlerin arasından güneşin batışını izlemeye gidiyordum. Doktora tezimin bazı bölümlerini orada yazdım. Akşam, varoluşsal meseleler üzerine düşünmek için çok verimli bir zaman. Günün bitişi ve insanoğlunun varoluşsal değişimini orada gözlersiniz... Sonra da bedevilerden kiraladığım atla çölde güneşin batışına doğru koşuyordum...’

Bu cümleler Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na ait. Katıldığı bir televizyon programında doktora tezini hazırladığı yıllara dair bir kesit. Bir fikir insanının, tabiatı da düşüncesinin doğuşuna nasıl dâhil ettiğini ve ihatalı bir ufkun nasıl inşa edildiğini resmediyor bu cümleler. Ahmet Davutoğlu pek çoğumuz için öncelikle Hoca oldu hep. Dışişleri Bakanı olduktan sonra karşılaştığımız her ortamda alışkanlıkla ‘Hocam’ diye söze başlasak da, mahcubiyetimizi ‘Bakanlık geçici, Hocalık baki’ sözleriyle savuşturdu.
Şimdi adı Başbakanlık için geçiyor. Kendisi üniversiteye, öğrencilerine dönme arzusunu her fırsatta dile getirse de, siyaset O’nu bırakmıyor. Fakat siyaset O’nu kendisine çektikçe, O düşünce üretmekle bağını koparmıyor. En son, uzun uçak yolculuklarında fırsat buldukça yeni bir kitabın satırları arasına gömüldüğünü ifade etmişti bir ortamda.
AK Parti’nin Türkiye’de açtığı değişim ve dönüşüm ufku, Sayın Davutoğlu’nun derinliğiyle buluştuğunda Türk dış politikası da yeni bir çehre kazandı. Başbakan başdanışmanı olarak çıktığı yolculuk aynı zamanda teoriden pratiğe doğru genişleyecek bir yol oldu. Pek çok teorisyen için teori yalnızca dünyayı anlama çabasının bir ürünü olarak kalıyor. Oysa Davutoğlu için teori biraz da dünyayı değiştirme aksiyonu haline geldi. Hep merak etmiştim; ‘pratik teoriyi nasıl etkiledi?’ diye. Cevabını çeşitli konuşmalarının yer aldığı Teoriden Pratiğe adlı kitabında kısmen bulmak mümkün. Bu kitap ‘tarihin arkasında koşulmaz, içinde koşulur’ diyen Davutoğlu için aynı zamanda bir tarih yazım tecrübesi;
‘Bir siyaset yapımcı olarak tarihin şekillenme süreci içinde bulunurken, bir taraftan da tarih yazımına katkıda bulunmaya çalışmanın doğurabileceği sonuçların farkındayım. Ancak tarihin bu derece hızlı aktığı dönemlerde yaşanan olaylar çok kısa sürede tarih haline dönüşür ve an ile tarihi ayırt etmek gittikçe zorlaşır. Olayları içinden yaşamama rağmen, ben dahi bu metinleri yeniden okuduğumda, üzerlerinden çok uzun yıllar geçmiş hissine kapıldım.’
Tarihin bu kadar hızlı aktığı bir coğrafyada, Türkiye’ye biçilen ‘merkez ülke’ rolü eskinin pasif ‘köprü ülke’ konumuna bir eleştiri olarak formülize edilirken, aynı zamanda Azerbaycan’dan Macaristan’a, Nil’den Zanzibar’a uzanan kültürel ve tarihsel derinlik de, siyasetin çerçevesini belirledi. 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğindeki Türkiye yükselişi, Ahmet Davutoğlu ile kavramlara büründü, aynı zamanda ‘düzen kurucu’ ülke vizyonu pratiğe aktarıldı.
‘İslam ve Batı siyaset felsefelerinin ontolojik arka planı’ konulu doktora tezini hazırladığı yıllarda Davutoğlu belki de, Türkiye’nin jeo-politik, jeo-kültürel, jeo-ekonomik avantajlarının kendi katkısıyla da bu derece hayata aktarılabileceğini düşünmemişti. Fakat Türkiye’nin birikimi, bu entelektüel derinliği de içine alarak ülkeyi yeni bir ufka taşıdı.
Şimdi bu hareket, 12. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yeni ufuklara bakarken, Türkiye, bir yandan da yeni başbakanını bekliyor. Bu bekleme süreci muhtemel Başbakan, Davutoğlu’nun ‘ben-idraki’ merkezli medeniyet kavramsallaştırmalarını okumak ve keşfetmek için de iyi bir zaman.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kültür ve  Turizm Bakanlığınca tarihi,  kültürel, mimari, ekonom

Beyoğlu dünya sahnesine çıkıyor

Binlerce yıllık oluşum yok olma sürecini yaşıyor

''Tuz Gölü'nü 30 yıla kadar kaybedebiliriz'' Korkutan açıklama!

Kaş'ta 'yakıcı denizanası' istilası