• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
29 Temmuz 2014 Salı

Bundan sonra üzerimize düşen

‘Hulûlu ile âmme-i müslimînin şerefyâb olduğu ıyd-i saidinizi tebrik eder, emsâli kesiresiyle müşerref olmanızı Cenab-ı Hak’tan dilerim.’

Dedemizden kalma bu bayram tebrikini ben de okurlarımıza armağan ediyorum. Osmanlıca ifadelerden oluşsa da, bu topraklarda yaşayan hemen herkes bu ifadelerin ‘gelişiyle şereflendiğimiz mübarek bayramın nicelerini dileyen’ bir tebrik olduğunu anlamaktan berî değildir.
Bayram hem dinî anlamı, hem kültürel zenginlikleri ile hayatın tüm sıkıntılarına rağmen hepimizi kuşatıyor.
Her ne kadar Gazze’de ve diğer Müslüman coğrafyalarda yaşananlar coşkumuzu azaltsa da, bayram sevincini her şartta hissetmenin ibadet olduğunu söyleyen bir dini gelenekten geliyoruz. Yıkılmış binalar arasında bayram namazı kılan Gazzeli erkeklerin, yıkıntılar içinde çocukça bir masumiyetle kendilerini oyuna veren Gazzeli çocukların fotoğrafları da bunu göstermiyor mu? Bayram, sevinç demek, her şartta mutluluk demek...
Bundan sonraki bayramlarda eksiksiz bir sevinç yaşamanın mücadelesi başlıyor şimdi. Müslümanların izzet ve şeref içinde yaşayabileceği bir dünya düzeni kurabilmenin çabası artık üzerimize düşen. Gazze, acısıyla bu Ramazan’a damgasını vurdu. Fakat Suriye’de acı dinmedi. Türkistan’da kıyım sona ermedi. İftar sofralarımızda ‘Müslümanları aziz kıl Allah’ım’ dualarının fiili boyutu başlıyor artık. Sözlü dua, fiillerle desteklenmediği müddetçe ne kıymeti kalır ki...
Türkiye toplumu genel olarak İslam dünyasındaki sorunlara karşı duyarlı bir halktan oluşuyor. Fakat son yıllarda daha farklı bir ilgiden söz edebiliriz. Filistin davası önceki yıllarda yalnızca bir kesimin meselesi iken bugün artık toplumun geniş kesimlerini ilgilendirir hale geldi. Siviller üzerindeki kuşatmaya ve saldırılara dair hümanist bir dertlenişin ötesine geçen ve İsrail politikalarına karşı siyaseten bir duruşu ihtiva eden bir ilgi bu. Kuşkusuz burada Türk dış politikasının son yıllarda gösterdiği pro-aktif duruşun önemli bir tesiri var. Artık ortak meselemiz insanların ölmemesinden öte bir hedef. Filistinlilerin kendi topraklarında yaşam hakkı hepimizin savunduğu.
Geçmiş yılların içine kapanık dış politikası, sınırlarımızın ötesi ile yalnızca müttefiklerimizin belirlediği çerçevede bir ilgiye izin verirken, bugün artık bağımsız, özgür ve oyun kurucu bir duruşa evrildi. Bu duruş içinde Türkiye, yardıma muhtaç halklara moral destekten öte bir katkı sunulabiliyor; insanî yardım göndermekten, uluslararası siyasette mazlumların sözcülüğünü yapmaya varan bir seferberliğin önünü açıyor. Herkesin sustuğu bir dünyada, bir çift sözün bile önemli hale geldiği bu siyasal konjonktürde Gazze müzakerelerinde Türkiye’nin masada olması mazlumlar adına bir umudu temsil ediyor.
Tüm dünya halklarının seslerini yükselttiği ama devletler ve hükümetler nezdinde yalnızca Türkiye’nin sesinin çıktığı bir dünyada İsrail zulmüne karşı durmak, sanatçısıyla, sporcusuyla, sokaktaki vatandaşıyla toplumun geniş kesimlerini haklı bir siyasetin tarafı yaptı. Kuşkusuz bu noktada önemli bir kırmızı çizgiyi de ifade etmekte yarar var. İsrail’e tepki gösterirken tüm Yahudileri bu politikalardan mesul tutmama duyarlılığı. Aksi halde dünya kamuoyunun tüm Müslümanları IŞİD terörüyle özdeşleştirmesi de imkan dahilinde. Tarihinde sürgünden kaçan Yahudilere kapılarını açmış bir ülkede anti-semitizmle anti-siyonizmin ayırdına varmak da bu tarihî mirasın sahiplerinden beklenecek bir tavır.
Son kertede, Türkiye toplumunun bu farkındalığı ve pro-aktif dış politikası hem dünya siyasetini doğru okuma, hem de mazlumların sesi olma adına önemli. Bütün mesele bu duyarlılığın etki alanını yerküre üzerinde yaygınlaştırabilmekte.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor