• $13,7461
  • €15,5554
  • 787.756
  • 1910.41
5 Ocak 2016 Salı

Tarih yaparken tarihi yazmak

Tarih yazımı ile kimlik oluşturmak arasında büyük bir bağ var. Nitekim tarihi kaynaklar, 15 ve 16.yy’da Osmanlı’da bir tarih yazım patlaması yaşandığını gösteriyor. Kuşkusuz bu sürpriz değil. Zira Fetret Devri sonrasında Osmanlı için yeni bir dönem başlamış, devletin sınırları genişlemişti. Değişen sınırlarla birlikte Osmanlı kimliğinin biçimlenme, devletin kurumsallaşma süreci hız kazanmıştı. Bu sürecin en önemli araçlarından birisi de tarih yazımı oldu. Nitekim, Tevarih-i ali Osman adlı eserlerde Osmanlı’nın kendini nasıl algıladığı, kimliğini nasıl tarif ettiği açık şekilde görülüyor. Bu eserler bize ‘tarihi gerçekliği’ anlattığı kadar, tarihin nasıl inşa edildiğini de gösteriyor.

Vakanüvislerin sadece kendi yaşadıkları dönemi ve şahitliklerini değil, geçmişe dönük yaşantıları da kaleme aldığını, bu sırada aslında çift yönlü bir tarih üretimi yaptıklarını görüyoruz. Tarihçi bu süreçte hem geçmişi kendine göre yeniden kurguluyor, hem de yaşadığı dönem için birtakım tercihlerde bulunuyor. Kimi olay ve olgular onun süzgecinden tarihe geçiyor, kimileri ise tarihe karışıyor.
Osmanlılar dünya tarihinin seyrini değiştirecek şekilde tarih yaptıkları kadar, bunu kayda geçirerek ciddi şekilde bir tarih yazım geleneği de oluşturdular. 16.yy’da gerek hanedan üyelerinin gerekse devlet erkanının tarih yazmanın değerini fark ettiği görülüyor. Bu nedenle sarayda resmi tarihçiler görevlendirilmiş, 17.yy’da da vakanüvislik adıyla bir makam ihdas edilmişti.
Fakat elbette tarih yazımı yalnızca resmi tarihçiler tarafından gerçekleştirilmedi. Herhangi bir patronaj ilişkisi olmaksızın üretilen bir tarih eseri olarak Celalzade Mustafa’nın ‘Tabakat’ı buna iyi bir örnektir. Osmanlı İmparatorluğu’nun en özel dönemlerinden birisi olan 16.yy’ın ‘tematik, dilsel, politik ve kültürel eğilimlerinin hem toplamı, hem de yansıması’ olan bu eser, resmi tarihin dar sınırlarını da aşan zenginlikler içermektedir. Eser, Celalzade’den sonra gelen Mustafa Ali, Peçevi, Karaçelebizade gibi önemli tarihçilerin de gönderme yaptığı otorite bir kaynak haline gelmiştir. (Detaylar için bkz. Kaya Şahin, In the Service of the Ottoman Empire: Celalzade Mustafa; Bureaucrat and Historian, Doktora tezi, University of Chicago, 2007)
19.yy, tıpkı 16.yy. gibi, Osmanlı tarih yazıcılığı açısından dönüm noktası olmuştur. Batı referanslarıyla yeniden şekillenen dünyada Osmanlı’nın kendini konumlandırması ve bu süreçte yeni bir kimlik inşası sürecinde tarihçilere yine iş düşmüştür. Öte yandan tarih yazım geleneği de bu dönemde köklü bir değişikliğe uğramıştır. 19.yy öncesinde tarih yazımı yaygın şekilde, yaratılıştan başlatılıp, İslam’ın yükselişi ve Osmanlı bağlamında gerçekleştirilirken, 19.yy ile birlikte tarihin dönemlendirilmesi anlayışı da değişmiştir. Böylece tarih yazımı usul açısından da yeni bir çehre kazanmıştır.
Hulasa, geçmişe bakıldığında büyük değişim ve dönüşümlere sadece tarihi yapanlar değil, tarihçiler, vakanüvisler, bürokratlar, şairler, din âlimleri de eserler vererek katkı sunmuştur.
Türkiye’nin içinden gelip geçtiği 2000 sonrası yıllar da, bu yönüyle özel bir öneme sahiptir. Türkiye, AK Parti hareketinin çıktığı ilk günden bu yana Cumhurbaşkanı’nı halkın seçtiği bir siyasal yapı üzerinden hızla Başkanlık sistemine doğru yol alırken, büyük bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu süreç bir yandan yaşanırken, bir yandan da siyasi, toplumsal, dinsel ve kültürel etkileriyle tarihe geçirilmeyi beklemektedir. Çünkü tarih sadece arşiv kaynaklarıyla yazılmaz. Olgu ve olaylar arşive girmeden zaten anlatılmaya başlanarak tarihin malzemesi haline gelmiştir. Olayların şahitleri, politikacılar, gazeteciler, sinemacılar, vatandaşlar, iç içe geçmiş mecralar halinde tarihin üretilmesinde pay sahibi olabilirler.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

Güvenlik güçleri teröristlere göz açtırmıyor!

Keykubadiye Sarayı'ndaki kazılarda ortaya çıktı! 1220'li yıllarda yapıldı

2021'in en etkili kadınları seçildi! İşte listede yer alan isimler