• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
15 Aralık 2015 Salı

Düştüğü yerden kalkmak

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Dünyadaki Türkiye imgesi son yıllarda büyük dalgalanmalar yaşadı. 90 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti’nin durağan ve Batı güdümlü dış politikası devrim niteliğinde bir değişim geçirdi. Bu değişimin başmimarı kuşkusuz Cumhurbaşkanı Erdoğan. 13 yıldır ziyaret ettiği her ülkede anebilecek yeni bir paradigma önerdi dünyaya. Bu tavır, sadece Türkiye’nin dünyaya bakışını değil, kendine bakışını da ortaya koyuyor. Verili politik hegemonyaya itiraz eden ve bu güç karşısında özgün bir ahlaki tutum geliştiren bir iradeden söz ediyoruz. Meksika’dan Endonezya’ya, üniversite ve enstitü salonlarında inşa edilen yeni bir Türkiye algısı bu.

Bu algının kuşkusuz nitelikli bir kültürel ve entelektüel diplomasiyle desteklenmesi gerekir ki, bu konuda bazı handikaplar var. Bir yanda, Eski Türkiye bakiyesi entelektüel gücün, çeşitli siyasal sebeplerle kendisini bu yerli ve özgüvenli bakışın dışında konumlandırması, diğer yanda da bu yeni iradenin insan sermayesinin kültürel ve entelektüel açıdan henüz yeterince olgunlaşmamış, teamüllerinin kökleşmemiş olması.
Oysa nasıl ki, kan beyne kılcal damarlar yoluyla gidiyorsa, bu yeni diplomasi yaklaşımının da estetize edilerek, kültür ve sanat yoluyla rafineleştirilerek dünyaya yayılması lazım. Her ne kadar bu alan, uzun vadeli yatırımlar gerektiriyor olsa da, Türkiye’nin bu alanda, 10 yılda alınacak mesafeyi kısaltacak öngörülü yatırımlara ihtiyacı var.
Kültürel diplomasi alanında kurgulanacak iletişim dili, stratejik ve özenli bir çalışma gerektiriyor. Öncelikle, küresel muhatapların Türkiye algısının analiz edilmesi, işin en önemli safhası. Tüm dünyanın Türkiye algısı yeknesak değil çünkü. Uzak Asya’nın, Afrika’nın kendi bağlamları içinde ayrıca tetkiki gereken Türkiye perspektifleri var. Kuşkusuz, modernitenin yayılım alanı içinde tüm dünyada Türk ve Türkiye algısının şekillenmesinde Avrupa’nın sadece güncel değil, tarihi bir önemi de var. Nitekim, Borges’e göre, ‘Kartaca’nın kötü imgesi nasıl Roma’nın eseri ise, Türklerin tarihteki kötü imgesinin yaratıcısı da Avrupa...’
Avrupa’nın kemikleşmiş algısının kökleri çok derin ve katmanlı. Sadece askeri ve diplomatik ilişkilerin ürünü de değil. Edebiyat bu süreçte hayli etkin bir mecra olarak kullanılmış. Bir İspanyol romancının Edirne’den Türkiye’ye girdiği anda gördüğü gümrük görevlileri, subaylar, demiryolu görevlileri üzerinden bile bir Türkiye algısı inşa edebildiğini biliyoruz. Keza, 16.yy’da, Türk askeri gücünün Avrupa sınırlarını zorladığı dönemlerde, Avrupalı halkların zihninde korku yanında cazibe oluşturan yegâne araç şiirdi. Fransız şiirleri halk arasında korkulu ama aynı zamanda egzotik bir ihtişam duygusu yaratıyordu. Gezginlerin seyahat notları da benzer işlevlere sahipti. Diplomatik ve ticari delegasyonlar Batı’ya sadece bilgi değil, sanat eserleri, halı ve dokumalar ama daha önemlisi merak taşıyorlardı.
16.yy algısının şekillenmesinde kronikler, şiirler ve romanlar önemli yer tutarken, 19.yy’da Osmanlı Modernleşmesi yine benzer araçların kullanımı ile yeni bir imgeye dönüştü. Uluslararası sergi ve fuarlar 19.yy’ın adeta algı inşa merkezleri oldu.
Türkiye bu mekanizmalarla üretilen köklü algıları, yine bu mekanizmaları kullanarak değiştirebilir ya da yönlendirebilir. Yeter ki devlet ve siyaset bu mecranın önemine inansın ve kültürel alana yatırım yapsın.

<p>Mete Gazoz, Tokyo 2020'de altın madalyayı kazanarak tarih yazdı. Genç sporcumuzun henüz 17 yaşınd

Mete Gazoz sözünü tuttu! Henüz 18 yaşındayken bakın ne demişti

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı