• $8,4405
  • €10,0395
  • 492.215
  • 1392.91
12 Aralık 2015 Cumartesi

Kültürel diplomasi

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Acil ve önemli meselelerimizden birisi, bu küreselleşme çağında Türkiye’nin ve kültürümüzün resmi ve sivil kanallarla dünyaya tanıtılması... Öylesine bir kültürel miras üzerinde yaşıyoruz ki, bunun iletişiminin Türkiye’nin çok yönlü aktif diplomasisine eşlik etmesi gerekiyor.

Modern resmi diplomasinin tarihimizdeki yeri 18.yy’a dayanıyor. Osmanlı Devleti, 1793 tarihine kadar diğer ülkelerde daimi elçilik açmadı. Zaman zaman gönderilen elçiler yanında Osmanlı Devleti’nin kendine has bir haber alma mekanizması ve diplomasi tarzı mevcuttu. Bu, biraz da güçlü ve takip edilen olmanın getirdiği özgüvenden kaynaklanıyordu. Avrupa devletlerinin İstanbul’da daimi elçi bulundurulması ise, bir anlamda padişaha gösterilen saygının ifadesi olarak değerlendiriliyordu. Bu durum aynı zamanda Avrupa’nın politik oyunlarına tabi olma zaruretini de ortadan kaldırmış, devleti bağımsızlaştırmıştı.

Fakat zamanla, gelişmekte olan Avrupa’yı tanıma ihtiyacı, III. Selim döneminde diplomasi anlayışını yeniden gözden geçirmeyi gerekli kıldı. Mütekabiliyet esasına dayanan bu diplomasi anlayışına uygun biçimde Avrupa’nın belli başlı ülkelerinde sefaretler açıldı. Fakat yabancı dil bilen, bu yeni diplomasi tarzına alışkın insan bulmak elbette zordu. Bir süre gayrimüslim sefaret tercümanları kullanılsa da, sadakatlerinden şüphe edildi. Bu sebeple 1821’de Babıali Tercüme Odası kurularak dil bilen Müslüman diplomatlar yetiştirilmeye çalışıldı. Daha sonra daimi elçilik uygulamasına bir süre ara verildiyse de, 1834’te II. Mahmut döneminde uygulama yeniden başladı ve günümüze kadar gelindi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bugün, gelenekleri son derece sağlam bir dışişleri ve diplomasi politikası var.

Bugünün temel ihtiyacı, artık biraz da kültürel diplomasi alanının güçlendirilmesi. Sivil toplum kuruluşları ya da devlet destekli kültür diplomasisi ve bu alanı yönetecek yetişmiş insan gücü son derece önemli. Elbette devletin ve ülkenin âli menfaatleri ile çelişmeyen, sadakat sahibi bir güçten söz ediyoruz.

Kültürel diplomasi, son derece geniş bir alanı kapsıyor. Her şeyden önce dört mevsim yaşanan bir ülkede dört mevsimin bereket ve çeşitliliğine uygun bir bitkisel coğrafya var. Mesela, otacı kültürü Avrupa’dan çok daha eski ve köklü. Keza bu çeşitliliğin yansıdığı bir sofra kültürü var ki, gastronomi kültürü yabancıları Türkiye’ye meftun eden en önemli konulardan.

Benzer şekilde musiki

Avrupa’da Mozart’ı kendine hayran bırakan bir özgünlük ve melodi zenginliğine sahip. Kültürel diplomasinin alt başlıkları ve malzemesi saymakla bitmez. Bütün mesele kültür meselesinin öncelikli bir mesele haline getirip, bir vizyon ortaya koymak. Türkiye’de her şeyin tepeden aşağı tanımlandığı bir dönemde kültür politikamızın içeride ve dışarıda yeniden tanımlanması ve buna uygun bir sosyal sermaye biriktirilmesi gerekiyor.

Bundan sonraki birkaç yazıda kültür diplomasisi ve buna dair konuları ele alacak, Osmanlı modernleşme döneminden bugüne bazı kültürel iletişim örneklerine yer vereceğim. Bu alan, bir ülkenin kendini algılayış biçiminin göstergesi olduğu gibi nasıl algılanmak istediğini de ve hatta nasıl algılandığını da ortaya koyuyor.

<p>Mete Gazoz, Tokyo 2020'de altın madalyayı kazanarak tarih yazdı. Genç sporcumuzun henüz 17 yaşınd

Mete Gazoz sözünü tuttu! Henüz 18 yaşındayken bakın ne demişti

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı