• $8,4352
  • €10,0443
  • 491.886
  • 1392.91
5 Aralık 2015 Cumartesi

Nostaljinin olmadığı şehirler

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Arap şehirlerini bir dönem Bağdat, Şam, Kahire gibi şehirler temsil ederken, artık Arap şehri dendiğinde algı tümüyle farklı. Farklılığın sebeplerinden birisi, İslam kültürünün sembollerinden olan Bağdat, Şam gibi şehirlerin küresel siyasetin kurbanları olması. Ne yazık ki artık bir ‘Şam-ı şerif’ yok. ‘Medinetüs-selam’ Bağdat yok. Artık Arap şehirlerini Dubai, Doha gibi yeni nesil kentler temsil ediyor.

Bu kentler, birbiriyle rekabet eden dikkat çekici gökdelen mimarileri, yeni yaşam merkezleriyle ilk bakışta bir kimlik ortaya koyuyor. En’lerin yarıştığı bu kent kimlikleri petrolün gökdelene tahvili bir anlamda.

Kent kimliğinin tarihsel kökenlerinin kurgulandığı müzeler ise, en az gökdelenleri kadar dikkat çekici. Müzeler, şehirlerin kendilerini hangi kimlik göstergeleri üzerinden tanımladığını ortaya koyuyor. Adeta şehre tarih yazılan mekanlar buralar.
Sözgelimi Dubai’deki iki farklı müze projesi, Dubai’nin kentsel kimliğinin göstergelerini oluşturuyor. Birisi 1787’de bir balıkçı köyünün kıyısında inşa edilen El Fahidi Hisarı’nın kalıntıları üzerine kurulan Dubai Müzesi ki, tipik bir denizci köyünün basit ve sade yaşam tarzını ortaya koyuyor. İnci tacirleri üzerinden kurgulanan bir tarih yorumu ile, Dubai’nin sade bir denizci köyünden dev bir ticaret merkezine evrilişinin başarı hikayesi olarak yansıtılıyor.

Tarihi, nostaljisi olmayan şehirler için elbette bir başka ihtimal daha var; gelecek üzerinden bir kültürel kimlik kurgulamak. Nitekim Dubai, şimdilerde ‘Mathaf al-mustakbel’ (Museum of the future), yani ‘geleceğin müzesi’nin hazırlığı içinde. Futuristik bir teknoloji müzesi olarak planlanan müze tarihsiz bir kentin gelecek üzerine kurgulanan kimliğini temsil ediyor.
Dubai ile yarışan Doha’da ise, en gözde müze, kısa adıyla MİA olan Museum of Islamic Art, yani ‘İslam Sanatları Müzesi’. Mimarı şimdi 98 yaşındaki Çinli Mimar Pei olan MİA, Kahire’deki Tolunoğulları Camii’nden ilhamla tasarlanmış. Kuşkusuz Roma, Hitit, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi çok katmanlı tarihi zenginliği olan bir coğrafyanın insanı olarak bizim için yeteri kadar göz doldurmasa da, Katar için düşünüldüğünde önemli bir tarihsel ve sanatsal imge MİA. Kraliyet ailesinin Mısır, Suriye, Irak, İran, Hindistan ve Orta Asya’dan topladığı cam, seramik, dokuma, el yazması gibi tarihi eserlerden oluşan daimi koleksiyon, kısa süreli sergilerle zenginleştiriliyor. Sözgelimi şu günlerde, körfez ülkelerinde de ilgi gören av konseptli bir koleksiyon sergileniyor. 11.yy’dan 20. yy.’a uzanan av figürlü objeler yanında av aletleri, Türkiye başta olmak üzere yakın İslam coğrafyasından getirilen tarihi eserlerden oluşuyor.

MİA’nın en dikkat çeken köşelerinden birisi de, dünyanın EN büyük ve EN küçük Mushaf’ının yer aldığı sergi. Öyle ki, kirpikle yazılan avuç içi büyüklüğündeki Kur’an-ı Kerim, sanatsal cilt kapağı ile de dikkat çekiyor.
Fakat toplamda şu bir gerçek ki, MİA’nın mimari özellikleri ile, Doha’ya ve Katar imajına kattı simgesel anlam, içindeki tarihi eser zenginliğinin çok daha önünde...

<p>Mete Gazoz, Tokyo 2020'de altın madalyayı kazanarak tarih yazdı. Genç sporcumuzun henüz 17 yaşınd

Mete Gazoz sözünü tuttu! Henüz 18 yaşındayken bakın ne demişti

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı