• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
29 Mart 2016 Salı

Palmira’nın kaybı neden üzücü?

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Palmira, yani hurma ülkesi... Eski adıyla Tedmür. Mezopotamya’dan Çin’e uzanan ticaret yolunun en önemli duraklarından birisi... Hz. Süleyman tarafından kurulduğuna dair rivayetler var. Hatta Sebe Melikesi Belkıs’ın, Hz. Süleyman’ı Tedmür’de ziyaret ettiği ve mezarının da burada bulunduğu bilgileri yer alıyor tarihi kaynaklarda.

Tedmür, Roma ve Persler arasında mücadelelere sahne olan bir kent. Daha sonra, Sasani ve Roma rekabetinden istifadeyle yerel bir emirin kurduğu Tedmür Krallığı devri başlıyor kentte. Sonra Bizans, sonra İslam fetihleri... Emeviler, Memlükler, Osmanlılar derken Suriye sınırlarında bir kent olarak bugünlere kadar geliyor. Katman katman tarih, katman katman kültür...
Fakat ne yazık ki, Eskiçağ’dan kalma harabeleri, binlerce kitabesiyle Palmira, şimdi DAEŞ terörünün tehdidi altında... Çöle hayat veren ticaret kervanlarından dolayı ‘çölün gelini’ olarak adlandırılan şehirde şimdi ‘İslam’ adına, kıyım ve yıkım yapılıyor.
Oysa Müslümanlar, tarih boyunca insanlığın kültürel mirasına böyle bir muamelede bulunmadılar. Nitekim Palmira’nın bugünlere kalması, Müslümanların yüzyıllardır bu mirasa dokunmadığını gösteriyor.
Zira İslam fetihlerinin, savaş hukukunun en önemli prensiplerindendir mabetlere, ağaçlara zarar vermemek... Tarihi eserler de, insanlığın birikimidir. Kur’an, geçmiş kavimlerin izlerini bir ibret, bir ders aracı olarak görür.
Müslümanlar bütün kalıntılarıyla geçmişi iyi okumaya çalışmış, insanlık birikiminden aldıkları ilhamla yeni bir medeniyet inşa etmişlerdir. Yani yıkıcı değil, inşa edici bir misyon üstlenmişlerdir.
İslam medeniyetinde Bağdat, Kahire, İstanbul gibi ekol şehirler, ortak İslami kimlikleri kadar, içinden çıktıkları geçmişin izleriyle kendi özgün kimliklerini de muhafaza etmiştir. Mesela, ilk dönem Emevi kasırlarında ciddi bir Bizans etkisinin varlığı dikkat çeker. Bu, Müslümanların, ilkesel konularda kendi rengini vermekle beraber insanlığın kültürel birikimini doğal bir akış içinde yaşattığını gösterir.
Çünkü İslam medeniyetinde bilgi ve tecrübe insanlığın ortak malıdır. Zaten İslam medeniyetini dinamik kılan da bu bakış açısı olmuştur.
Abbasiler döneminde yapılan tercüme faaliyetleri, Müslümanların insanlık birikimine bakışına güzel bir örnektir. Bir rivayete göre, Halife Memun, çevirisini yaptırdığı Grekçe tercüme eserleri terazinin bir tarafına koydurup, altın tozuyla tarttıktan sonra mütercimleri ödüllendirmiştir. Beytül-Hikme’de yapılan yoğun tercüme faaliyetlerinin Müslüman dünyaya en büyük hediyesi, kısa sürede Müslümanlar arasından bilginlerin, filozofların, kâşif ve mucitlerin yetişmiş olmasıdır. İlim ve medeniyet yeni katkılarla gittikçe büyüyen bir kartopu gibidir. Nitekim ‘hikmet, müminin yitik malıdır. Onu nerede bulursa almaya hak sahibidir’ hadisi, bütün yerkürenin Müslümanlar için okunacak bir kitap olduğunu gösterir. Medeniyet inşası ancak bu farklı birikimleri bir araya getirmek, onları doğru okuyup doğru yorumlamakla mümkündür.
DAEŞ terörü, Palmira’yı yok etmekle, insanlığın, içinde nice ibretler barındıran bir kitabını yok etmiştir. Tarihte kütüphaneleri yakanlar nasıl lanetle anılıyorsa, insanlık birikimine karşı yapılan bu terör de öyle anılacaktır.

<p>Peki, reform paketlerinde gelinen son durum ne? Hukuk ve  ekonomide hangi başlıkları konuşacağız?

Reform paketlerinde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Malatya'da depremin izleri devletin yardım eliyle siliniyor

Hastane kapısında 5 gün sahibini bekleyen vefalı köpek Boncuk, dünya basınında