• $9,2424
  • €10,804
  • 531.339
  • 1432.8
9 Kasım 2013 Cumartesi

Özel yaşama müdahale korkusu

Türkiye’de medya sarmalına girmiş herhangi bir konuda berrak bir zihinle meseleye bakabilmenin tek yolu tartışmanın özüne inebilmek. Aksi halde 140 karakterlik mesajların genişlettiği tartışmalar üzerinden doğru bir yere varmak mümkün değil. Öğrenci evi tartışması da bunlardan birisi. ‘İlim-irfan için evinden ayrılan bir öğrenci güvenli, huzurlu ve konforlu bir ortamda eğitim hayatını nasıl sürdürebilir’ ekseninde tartışılması gereken konu yine geldi, ‘özel yaşama müdahale’ klişesine hapsoldu.
Bu nedenle önce şu kronik korkudan kurtulmaya çalışalım. Sayın Başbakan’ın bu tartışma içinde kullandığı şu cümlenin meselenin özüyle ilgili olduğunu düşünüyorum; ‘Her türlü yaşam tarzının güvencesi olacağız’. ‘Muhafazakâr-demokrat’ bir kimlikle ifade edilen bu sözlerin kodlarını muhafazakârlığın nüvesini teşkil eden dini ve toplumsal muhayyilede arayabiliriz. Hepimizin gündelik yaşamına sirayet etmiş, adab-ı muaşeretin bir parçası olmuş özel hayata saygı prensiplerini İslam tarihinden şu olay özetliyor; Hz. Ömer bir gece Medine’de dolaşırken evin birinde şarkı söyleyen bir adamın sesini işitip duvardan aşarak içeri girdiğinde erkeğin yanında yabancı bir kadın ve içki görüyor. ‘Ey Allah’ın düşmanı, sen günah işleyeceksin de Allah seni gizleyecek mi sandın?’ diyor. Adam; ‘Ey müminlerin emiri; Ben bir günah işledim, sen ise üç günah işledin’. Allah ‘Başkalarının gizli ve ayıp hallerini merak edip araştırmayınız’ buyuruyor. Sen aksini yaptın. Allah ‘Evlere kapılardan giriniz’ buyuruyor, sen duvardan aşıp girdin. Yine Allah ‘Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz’ buyuruyor, sen benim evime izinsiz girdin diyor. Bunun üzerine Halife Ömer ‘Ben seni affedersem, sen de beni affeder misin? deyince, adam ‘Evet’ diyor ve Halife oradan uzaklaşıyor.’
Bu topraklarda kök salmış bu anlatı Müslüman bir toplumda özel yaşama saygının felsefesini oluşturuyor. Başbakan’ın 11 yıllık iktidarı boyunca özel hayata hiçbir şekilde müdahale etmediği icraatının dayandığı felsefe de bu. Bu nedenle ‘her türlü yaşam tarzının güvencesi olacağız’ ifadesini, yasalar kadar biraz da kaynağını dinden alan bu toplumsal kavrayışa borçluyuz.
O halde Başbakan’ın ‘muhafazakâr bir iktidar olarak anne-babalardan gelen feryatları duymazdan gelemezdik’ ifadesiyle işaret etmek istediği husus başka... O da toplumun devletten beklentisine dair muhafazakâr iktidar refleksi. Zira Anadolu’da sayısı hızla artan üniversitelere karşın yeterli sayıda yurt inşa edilememesinin oluşturduğu bir boşluk var. Yasal statüsü belli olmayan ev-pansiyon arası apartların denetimsizliği ve bu kayıtdışı ortamın terör ve fuhuş yuvalarına dönüşmesi aileleri rahatsız ediyor. İşte burada önemli olan iktidarın geçmiş 11 yılda olduğu gibi amacının özel hayatı düzenleme olmadığına toplumu ikna edecek bir söylemle öğrencilerin ve ailelerin sorunlarını çözebilmesi.
Burada bu konunun öznesi öğrencilere de iş düşüyor. İstediği gibi yaşama özgürlüğüne sahip bir birey aynı zamanda yaşadığı toplumun hassasiyetlerini gözetme sorumluluğu da taşımalı. Zira ne acı ki, küçük Anadolu şehirlerine bir üniversite açıldığında, şehir halkının ilk algısı genelde şehrin yozlaşması oluyor. Oysa üniversitenin şehre ilmin aydınlığını ve bilimin ışığını getirmesi beklenir. Üniversite öğrencilerinin yılda ortalama 5 kitap bile okumadığı bir toplumda tartışılması gereken daha çok mesele var.

<p>Bu görüntüler Dışişleri Bakanı  Çavuşoğlu'nun ailesine ait değil gazeteci Barış Yarkadaş'ın buna

CHP'nin çamur at stratejisi

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor