• $9,2869
  • €10,7678
  • 526.926
  • 1413.33
12 Kasım 2013 Salı

Muhafazakâr reformcu olmak

Türkiye’de son günlerde öğrenci evi konusu üzerinden muhafazakârlık, liberallik gibi kimlikler tartışılırken, AK Parti’nin Avrupa Muhafazakâr ve Reformcu Partiler Birliği (AECR)’ne katıldığı haberi geldi. Birlik, siyaseten birbirinin zıttı gibi görünen muhafazakârlık ve reformculuk kavramlarını bir araya getirmesi bakımından ilk başta ilginç görünebilir. Fakat muhafazakârlığı tutuculuktan ayırdığınızda ve muhafazakârlığın değişime açık bir kapısı da olduğunu hesaba kattığınızda iki kavram arasındaki boşluk da ortadan kalkıyor. Zira muhafazakârlık devrim sevmese bile reform fikrine sıcak bakan bir anlayış. AK Parti’nin muhafazakâr kimliğine rağmen değişime ve yeniliğe Türkiye’de belki de en açık parti olmasını da başka türlü izah edemeyiz zaten.
AK Parti’nin daha önce üye olduğu Avrupa Hristiyan Demokrat Birliği’nden sözünde durmadığı gerekçesiyle ayrılarak, kendini Avrupa Muhafazakâr ve Reformcu Birliği içinde görebilmesinin kuşkusuz AB süreciyle ilgili siyasi boyutu daha ön planda. Zira birliğin AB bürokrasisinde ve üyelerle ilişkilerdeki reform vizyonu Türkiye’nin AB’ye giriş sürecine de olumlu katkılar sağlayabilir. Fakat bir yandan da, birliğin ‘muhafazakâr ve reformcu’ kimliğini AK Parti’nin kendine yakıştırdığı bir elbise gibi de algılayabiliriz.
2009’da İngiltere Başbakanı David Cameron öncülüğünde kurulan ittifak ‘şeffaf ve federalist olmayan bir Avrupa’ vizyonuyla hareket ediyor. Ana amacı birlik içinde reform ve kıta üzerinde muhafazakâr değerleri yaymak. Söz gelimi ‘toplumun temel taşı olarak aileye verilen önem’ birliğin 10 maddelik prensiplerinden birisi. Öte yandan ‘bireysel özgürlükler, serbest-adil ticaret ve rekabet, minimum devlet müdahalesi, düşük vergi ve küçük devlet anlayışı’ yanında ‘bireysel özgürlük, daha fazla kişisel sorumluluk ve demokratik hesap verebilirlik’ gibi prensipler de var. Bir yandan bireysel özgürlüklerin altı çizilirken aynı zamanda ailenin önemine atıf yapılması, üzerinde durulması gereken bir konu. Zira bireysel özgürlüklerin sınırsız olduğu Avrupa’da aile her geçen gün kan kaybediyor. Bu nedenle birliğin ‘toplumun temel taşı’ olarak ‘aile’yi ilan etmesi, Avrupa’nın geleceğinden endişe duyan kesim için önemli bir sosyal konu. Birliğin vizyonunda önemli bir başka husus, ekonomik alanda devlet müdahalesinin minimize edilmesi ve ayrıca kişisel sorumluluklara daha çok alan açan demokratik bilinç.
Toplamda liberallikten, muhafazakârlıktan, demokratlıktan esintiler taşıyan bu vizyonu Türkiye’deki kimlik tartışmalarına da uyarladığımızda bu tarz melez kimlik tanımlamalarının bazı sıkışmış alanları açabildiğini görüyoruz. Zira tek başına her tanım zaman zaman bir hapishaneye dönüşebiliyor. Tek başına muhafazakârım demek bazen kör taassuplara, tek başına liberalim demek bazı moral değerlerin imhasına, tek başına demokratım demek bazen azınlıkların taleplerini görmezden gelmeye neden olabiliyor.
İslamcılık kimliğinin de hayli yara aldığı son yıllarda Türkiye’de ‘itikatta Müslüman, ekonomide liberal, moral değerlerde muhafazakâr, amelde demokrat’ gibi çoklu kimlik görüntülerine yaygın biçimde rastlıyoruz. Bu görüntü aslında Tanzimat’tan bu yana hepimizin zaman zaman giyip çıkardığı elbiselerin olduğu bir gardırobu temsil ediyor da denebilir.
Belki de burada önemli olan insan ve Müslüman olmak dışındaki kimlik tanımlamalarını içinden çıkamayacağımız hapishanelere dönüştürecek boyutta sahiplenmemek.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Haftanın gündemine oturan en önemli gelişmelerden biri Uzay Yolu

Elon Musk ve Jeff Bezos arasında sular durulmuyor | TeknoZone #5

Çanakkale Boğazı tek yönlü olarak transit gemi geçişlerine kapatıldı

Dünyanın en değerli 100 markası belli oldu!

Temizlik işçileri greve gitti sokaklar çöp yığınları ile doldu