• $12,4858
  • €14,0656
  • 715.089
  • 1776.41
22 Eylül 2018 Cumartesi

Büyükelçi hatıratlarına dair

Son yazımda büyükelçilerin hatırat yazma geleneğine değinmiş ve Osmanlı coğrafyasında yaşayan yabancı elçilerin rapor ve hatıralarından ve bunların kaynak değerinden söz etmiştim. Elbette bir de bunun mütekabil olanları var. Yani Osmanlı İmparatorluğu’nu yurtdışında temsil eden elçilerin yazdıkları…

Osmanlı klasik diplomasi geleneğinin modern anlamda mütekabiliyet esasına dayanmadığı biliniyor. Yani 18.yy’a kadar Osmanlı Devleti yurtdışında daimi büyükelçi bulundurmamış, kendine has bir haber alma mekanizması kurmuştu. Fakat 1793 itibarıyla daimi elçiler gönderilmeye başlandı. İlk daimi elçi, Londra’ya gönderilen Yusuf Agah Efendi idi. Fakat bundan önce çeşitli amaçlarla elçiler görevlendirildiği biliniyor.

Osmanlı ülkesinden bir başka ülkeye giden elçiler, ellerine kamış alıp bir şey yazmak istediklerinde ilk yaptıkları, gönderildikleri sarayda nasıl karşılandıklarını anlatmaktı. Çünkü bu karşılama, yabancı hükümdarın Osmanlı padişahına ne kadar itibar gösterdiğinin işaretiydi. Nitekim 1720’de Paris’e elçi olarak giden Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin raporu, içlerinde en önemlilerinden birisidir. Defalarca basımı yapılan eser, Paris ve Versailles ziyaretlerinin detaylarını içerir. Keza Yirmisekiz Çelebi’nin geleneğini, Viyana ve Berlin’de elçilik görevinde bulunan Ahmet Resmi Efendi sürdürür. Her iki sarayı da detaylarıyla anlatmanın ötesinde sosyo-ekonomik tahlillerde bulunur. Elbette bu raporların ya da anlatıların mahiyeti, biraz da elçinin donanım ve müktesebatı ile yakından ilgiliydi.

1792’de Ebubekir Ratıp Efendi’nin Habsburg başkentine yaptığı ziyaret de hayli önemli bilgiler içermektedir. Özellikle bu metin Osmanlı Devleti’nin askeri, ekonomik sorunlarına çare olabileceği düşünülen Avrupa kurumlarına dair reçeteler hükmünde görülmüştür.

Özellikle 18.yy itibarıyla elçi metinlerinin yaygınlaştığı Osmanlı’da elbette sadece Avrupa’ya giden elçiler değil, İran ve Çarlık Rusyası’na giden elçilerin metinleri de hayli ilgi çekiciydi. 1721’de İran’a giden Ahmet Dürri Efendi’ninki bunlardan biridir. Avrupa saraylarına ve buradaki işleyişe dair kaynaklarımızın daha fazla gün yüzüne çıkarılmasına karşın Asya sarayları çalışılmayı bekleyen konular arasındadır.

Bütün bu rapor ve hatıratlar, Osmanlı’nın kendi dışındaki dünyayı nasıl algıladığını gösterir ki, 16.yy. itibarıyla izlenmesi gereken dünya sadece geleneksel imparatorluk sarayları değil, değişen dünyanın yeni adresleridir. Mesela Kuzey ve Güney Amerika’nın farkına varılması artık coğrafyacılar kadar tarihçilerin, seyyahların ve aynı zamanda devlet adamlarının da gündemine girmişti. Osmanlı’nın Amerika’yı keşfediş sürecini incelemek araştırmacılar için hayli ilgi çekici bir konu olsa gerek.

İletişim imkanlarının sınırlı olduğu geçmiş dönemde yazınsal eserler önemli bir yer tutmakta ve tarihin hafızası olmaktaydı. Bugün iletişim imkanları artsa da, benzeri şekilde büyükelçilerin yazacağı hatıratlar hâlâ değerini korumaktadır. Geçen yazımızda ifade ettiğimiz gibi, bu alanlarda daha çok eser üretimi ülkemizin entelektüel dünyasını da besleyecektir.

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle seyirci tarafından tanınıp benimsenen Mekin Sezer, iki

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 3: Mekin Sezer

Fenerbahçe'ye İzmir'de coşku seli

Galatasaray'a Malatya'da coşku seli

Hibe desteğiyle mantar tesisi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor