• $8,2932
  • €10,0127
  • 484.041
  • 1427.73
21 Ocak 2014 Salı

Avrupa neyimiz olur? -2

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Türkiye AB yolunda önemli görüşmelerin yapıldığı bir gündemle meşgulken Avrupa algımızın geçmişine bakmaya devam ediyoruz.
Avrupa, Osmanlı ve Türkiye modernleşmesinin merkezinde bir kavram. Osmanlı'nın güçlü olduğu dönemlerde Avrupa, daha çok güç ve üstünlük ekseninde 'darul-harb' gibi dini kavramsallaştırmalar içinde algılanırken, 17.yy'dan itibaren, kurulacak yeni nizamın ilham kaynağı olarak görülmeye başlandı. Osmanlı klasik düzeninin bozulması ve bir yandan da Avrupa'nın sanayi devrimine doğru ilerleyişi, Avrupa'ya gidip gelen Osmanlı elçilerinin anlatılarına ifratla tefrit arasında farklı şekillerde yansıdı. Avrupa ile ilgili bazen aşırı yüceltmeler, bazen aşırı yergiler Osmanlı aydınının zihninde Batı hakkında farklı fikirlerin filiz vermesine neden oldu. Batı kimi zaman kaçınılmaz bir rota, kimi zaman yalnızca tekniğiyle takip edilmesi gereken bir medeniyet durağı, kimi zaman da alternatif olarak 'kanun-ı kadime dönüş' gibi farklı tasarımların inşasını gündeme getirdi. Batıcılık, Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi modernleşme karşısında bir tutumu tanımlayan farklı fikri akımlardan birisi haline geldi.
19.yy'da toplum bazında olmasa da, bürokratlar ve aydınlar arasında Batı uygarlığının üstünlüğüne iman etmiş güçlü bir taraftar grup vardı. Bir Osmanlı aydını olan Ziya Paşa “Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler, kaşaneler gördüm, Dolaştım mülk-i İslam'ı bütün viraneler gördüm” diyerek İslam dünyasını eleştiriye tabi tutarken, Batı hakkında hayli olumlu şeyler söylüyordu. Fakat ne ilginçtir ki aynı dönemlerde Batılı edebiyatçılar da kendi toplumlarındaki ahlaki sefaletin, sömürü düzeninin eleştirisini yapıyorlardı.
Tüm bu tezatlıklar içinde Avrupa, Osmanlı ve Türk modernleşmesinin kaçınılmaz rotası oldu. Askeri alanda başlayan modernleşme zamanla eğitim, idare, kültür ve nihayet gündelik hayata da sirayet etti. Doğu'nun ve Batı'nın kavşağında bir coğrafya olarak Osmanlı, Batılılaşma tezatlıklarını zaman zaman sentezlerle aşmaya çalıştı. Söz gelimi Avrupalı bir giyim tarzı olan redingot, beş vakit abdest alan bir Osmanlı beyefendisi için pratik olmayacağı gerekçesiyle tadilata tabi tutularak daha kullanışlı ve yerli bir tarz olan İstanbulin'e çevrildi.
Batılılaşma hikayemiz bir yandan zorunlu bir teslim oluş, bir yandan da tezatlarla dolu bir savruluş hikayesi içinde bazen körü körüne bir Avrupa hayranlığına dönüştü. Taklitten öte geçemediği, gardırop modernleşmesini aşamadığı durumlar oldu.
Bu tarihsel süreç sonunda bugün Avrupa Türkiye için bambaşka anlamlar taşıyor artık. Her şeyden önce Avrupa Birliği'ne giriş öyküsü Avrupa ile ilişkilerimizi belirleyen öncelikli konu.
AB, bugün Türk insanının muhayyilesinde, 'hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri' temsil ediyor. Türkiye'nin darbelerle iç içe geçmiş siyasal yaşamındaki yaralardan kurtulmak için bu ilkeler kuşkusuz önemli. Fakat daha da önemli olan, bu ilkeleri sadece AB'ye girmek için değil, kendimizden menkul bir motivasyonla benimseyebilmek. Zira ancak bireyler olarak demokrasi kültürünü içselleştirdiğimizde, hukukun üstünlüğünü tartışmasız benimsediğimizde bu ilkeler kalıcı olabilir ve zaten o gün AB'ye girip girmemenin de bir önemi kalmaz. Bu nedenle bu süreç bir yanda eğitimle güçlendireceğimiz bireysel çabalara, diğer yanda siyasal hamlelerle hızlandıracağımız ortak bir gayrete bağlı...
'Avrupa neyimiz olur?' demişken, son olarak Avrupa, bu global köyde, çalabileceğimiz pek çok kapının olduğu komşu mahallemiz olur demek sanıyorum yanlış olmaz. Zira artık Avrupa, yaşadıkları ülkelerin geleceğinde de söz sahibi olacak pek çok vatandaşımızın yaşadığı bir coğrafyanın da adı...

<p>Kastamonu'nun Cide ilçesine düşen yıldırım sonucu 6 ev çıkan yangın sonucu kullanılamaz hale geld

Kastamonu'da yıldırım düşmesi sonucu 6 ev alev alev yandı

Yusufeli Barajı gövde inşaatında sona gelindi

Kahramanmaraş'ta heyelan sonrası oluşan Turkuaz Göl, turizme kazandırılacak

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı