• $8,2364
  • €10,0327
  • 484.788
  • 1441.33
14 Ocak 2014 Salı

Milli irade-güçlü birey

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Millet iradesinin önüne hiçbir şey geçemez.
Bu ifade, her ne kadar çok yaygın olarak kullanılıp, her yerde genel-geçer görünse de hemen her gün ihlal edilir.
Dünya tarihi neredeyse milli irade üzerinde egemenlik kurmak isteyen güçlerle millet iradesi arasında geçen bir mücadelenin tarihidir.
Tarihin en eski dönemlerinden beri kimi zaman Tanrı’dan alındığı söylenen yetkilerle, kimi zaman da güya toplum menfaatleri adına yapılan mühendislik faaliyetleriyle bireyler adına kararlar verilir, onların özgür iradeleri ipotek altına alınır.
Modern zamanlarda da devletler her ne kadar milli iradeyi temsil eden sistemler kurmaya çalışmışlarsa da, bu iradenin gücünü aşındıran vesayet odaklarıyla hep karşılaşmışlardır.
Bu yönüyle, milli iradenin gerçek anlamda tecelli etmesi tarihin hiçbir döneminde kolay olmadı.
Fakat milli iradeyi yok etmeye çabalayanlara karşı hep tek bir çözüm yolu oldu. Toplumun güvendiği adil yönetici ve kendi iradesini kollayan millet arasında yapılan güçlü ittifak... Aslında formül bu kadar basit. Vesayetlere karşı durmanın yolu, milletin kendi iradesine sahip çıkmasından geçiyor.
***
Milli iradenin güçlü şekilde temsili ile bu temsiliyete sahip çıkacak güçlü bireyler arasında da yakın bir ilişki var. Özellikle modern zamanlarda sistemler bireylerin etkinliğini merkeze alarak düzenleniyor. Fakat bazı itaat toplumlarında güçlü bireylerin yetişmesi o kadar da kolay olmuyor. Bu toplumsal yapılarda bireyler bazen en tabi haklarını dahi kullanamıyorlar. Bireylerin en doğal hakları olan oy tercihleri bile birileri tarafından belirlenebiliyor. Mesela yaklaşan seçimler nedeniyle, son tartışmalar ışığı altında ‘Cemaat’in oy tercihi konuşuluyor. Oysa demokratik sistemlerde grupların oy tercihinden değil, bireylerin özgür siyasal tercihlerinden söz edilebilir. Fakat maalesef pratik öyle değil. Aslolan insanın tüm toplumsal, siyasal olayları kendi süzgecinden geçirip, kendi özgür iradesiyle karara dönüştürmesiyken, toplu kararlardan bahsediliyor.
Üstelik bu tür toplu tercihlere çeşitli meşruiyet kılıfları giydiriliyor. Mesela bazı cemaat yapılarında bireysel hareketler o kadar da makbul görülmüyor. Oysa İslam bir cemaat dini olmak yanında aynı zamanda bireylerin özgür iradesini esas alan bir din. Bütün mesele birey olmakla ümmet diye adlandırdığımız cemaatin bir ferdi olmak arasındaki ayrımı doğru şekilde yapabilmek. Kendi özgür iradesini elinde bulunduran birey Allah katında da daha makbul olsa gerek. Zira Allah insanı ‘kul’ olarak, yani birey olarak muhatap alıyor. Falancanın oğlu-kızı olmanın, falancanın müridi olmanın ya da falanca gruba ait olmanın Allah indinde bir kıymeti yok. Allah’ın bile birey olarak muhatap aldığı bir insanın tüm karar yetkilerini bir başka bireye ya da gruba teslim etmesi her şeyden önce Yaratıcı'ya karşı saygısızlık.
Birey, Batı toplumlarında hep haz ve sınırsız özgürlükler bağlamında negatif anlamlarıyla ele alındığı için Müslüman dünyada çok da benimsenen bir kavram olmamış. Oysa gerçek dindarlık, özgür iradesi kendi elinde birey olmakla eşdeğer olmalı. Gerçek bir birey olmak, güçlü olmak demek. Güç ise ahlaki bir sorumluluk gerektirir. İşte insanın dünyadaki imtihanı da tam bu noktada başlıyor. Bireyin irade sahibi olmakla elde ettiği gücü nasıl kullanacağı...
Dolayısıyla her tercihimizden sorumluyuz. Kişisel hayatımızdan tutun da toplumsal tercihlerimize kadar ortaya koyduğumuz her refleks sadece bizi bağlıyor.

<h3><strong>Haftanın magazin başlıklarını Akşam Gazetesi Magazin Müdürü Barış Kocaoğlu ve Eda Cabul

Kerem Bursin kafelere gidenlere 'salak' dedi, Maldivler'e gitti!

Türkiye'nin ilk silahlı insansız deniz aracı, füze atışlarına hazır

İzmir'de denizin yüzeyini 'deniz marulu' kapladı

Halk pazarları Covid-19 tedbirleriyle açıldı