• $8,2889
  • €9,9999
  • 483.359
  • 1427.73
11 Ocak 2014 Cumartesi

Coğrafya kaderdir

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Yaklaşık beş gündür Japonya, Singapur ve Malezya’yı içine alan Asya seyahatindeydik. Başbakan Erdoğan ve beraberindeki heyet hem Türkiye için önemli açılımlara vesile olacak girişimlerde bulundu hem de Asyalı müteşebbisleri Türkiye’ye davet etti. Bu gezinin ekonomiden bilime, kültürden eğitime çeşitli ayakları vardı. Son yıllarda Asya-Pasifik önem kazanan bir bölge. Bu yönüyle de, Türkiye adına stratejik işbirlikleri, milyar dolarlık ticaret anlaşmaları, bilimsel, teknolojik ve kültürel işbirlikleri ile bu seyahat hayli verimli oldu.
Bu multi-disipliner seyahatin kültürel psikoloji açısından tahlili ise, ‘coğrafyanın kader olduğu’nu bize bir kere daha hatırlattı. Beş gün içinde yedi saatlik bir uçuş ile Japonya’dan Güneydoğu Asya’ya geçtik. Bu sadece 10 dereceden 31 dereceye bir iklim değişikliği demek değildi. Değişen, Uzakdoğu’nun kendi içindeki farklı kültürel ve toplumsal kodlarını gösteren manzaralardı.
Batı’nın kendi dışındaki dünyayı yeknesak bir ‘Doğu’ algısı içine hapsetmesine karşın, Doğu içindeki binbir çeşit rengiyle karşıladı bizi. Söz gelimi, Uzakdoğu içinde kendine has gelenek ve kültür kodları ve homojen yapısıyla Japonya, diğer tüm Asya’dan farklıydı. Singapur, İngiliz kolonyalizminin baskın etkisiyle adeta bahçe içinde çok kültürlü bir kent görünümündeydi. Malezya ise Uzakdoğu’nun diğer halklarıyla iç içe geçmiş bir İslam tecrübesine dair hayli farklı görüntüler sundu.
Bu kültürel farklılıklardan hareketle Huntington’un ‘medeniyetler çatışması’ tezi yanında Fukuyama’nın ‘tarihin sonu’ tartışmasını hatırlamadan edemedik. Huntington medeniyetler çatışmasında Asya, İslam ve Batı’yı içeren kültürel grupların uzlaştırılamaz farklılıkları nedeniyle medeniyetler çatışmasının kaçınılmaz olduğunu, Fukuyama ise kapitalizm ve demokrasiden öte gidilecek bir sistem olmadığını ve artık tarihin sonuna gelindiğini iddia ediyordu.
Oysa bir üçüncü yol her zaman mümkündü. Doğu’nun ve Batı’nın birbirine doğru hareket ettiği bir yol... Amerikalı sosyal psikolog R. Nisbett’in ifadesiyle belki de ‘bir yandan Batılılaşırken bir yandan Doğululaşılabilirdi. Buna dair işaretler yok değildi. Nitekim bir tarafta Coca Cola dünyaya yayılırken aynı zamanda Doğu tedavi sistemleri de aynı hızda tüm dünyada yaygınlaşıyordu.’
Bu çerçeveden bakıldığında küreselleşmenin dezavantajları, insanlığın bütün tecrübesinden yararlanma avantajına dönüştürülebilir. Bu, uluslararası terörün konuşulduğu bir dünyada hayli iyimser bir yaklaşım olsa da, medeniyetler hiyerarşisinin olmadığı bir dünya hayaline hepimiz muhtacız. Türkiye bu noktada yerkürenin farklı tecrübelerini buluşturmaya aday en önemli ülkelerden birisi. Türkiye’nin bir yanda Batı ile ilişkiler geliştirirken, bir yandan da Doğu ile işbirlikleri yapıyor olması, bu sentez coğrafyasının kaderini de belirleyecek.
***
Madem konuya tüm küresel sorunlara rağmen umutlardan yaklaştık, Türkiye için de bir umudu ifade etmeden geçmeyelim. Türkiye son günlerde sıkıntılı tartışmaların içinden geçiyor. Üstelik dini duyarlılıkları olan insanların şekillendirdiği incitici tartışmalar yapılıyor. Böyle bir ortamda bize iyimser bir atmosfer umut etmemize vesile olacak bir fırsatla karşı karşıyayız. Reel politikte belirleyiciliği olmasa da, pazar akşamı Mevlit Kandili. Müminlerin hem birbirlerine karşı hem de tüm insanlığa karşı kinden arınmasına iyi bir vesile. Umarız mevlit vesilesiyle herkes o gece Hz. Peygamber’e sığınabilecek bir arınmaya yönelir ve niyetler düzelir. Aksi halde Hz. Peygamber’i gerçekten anlıyor olup olmadığımız üzerinden bir başka tartışma başlayacak...

<p>Irak kuzeyinde başlatılan Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonlarında PKK terör örgütüne ait

PKK terör örgütünün inlerine girildi

Yusufeli Barajı gövde inşaatında sona gelindi

Kahramanmaraş'ta heyelan sonrası oluşan Turkuaz Göl, turizme kazandırılacak

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı