• $7,3682
  • €8,9794
  • 442.872
  • 1551.57
18 Mayıs 2011 Çarşamba

Türkiye'nin üçüncü yolu

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Son 10 yıldır dünyayı sallayan krizler, bazı yapıları çözerken bazılarını ise inşa etme fırsatını yaratıyor. Gücün, devletler ve devlet olmayan aktörler arasında paylaşıldığı, yeni bölgelerin ortaya çıktığı ve farklı tip aktörler arasında yeni ilişki biçimlerinin tesis edildiği bu neo-düzende Türkiye de kendi rolünü tanımlama çabasında. Kimi zaman ikilemler yaratan bu rolün özelliklerini özetleyelim.

1- Uluslararası literatürde devletler çeşitli kimlikler altında tasnif ediliyor. Bu tasniflerde genellikle Müslüman ülkeler, çağdaş ülkeler, AB ülkeleri, Uzakdoğu ülkeleri gibi grupların parantezi içerisine alınıyorlar. Modern dünyada devletler 'Batı' parantezine alınırken, Soğuk Savaş sonrası Müslüman coğrafyaya düşen kimlik ise 'İslam' olmuş. Türkiye ise Soğuk Savaş dönemi boyunca bir NATO müttefiki olarak tanımlanırken, 11 Eylül sonrasında ılımlı İslam ülkesi konumuna gelmiş. Üstelik tam da bu dönemde Batı, İslam coğrafyasını öteki konumuna sokmuş ve radikal dinci şiddetle özdeşleştirmiş. Böylesi bir konjonktürde Türkiye'de AKP'nin iktidarda olması ise ayrı bir değerlendirme konusu. AKP, daha önce hiç olmadığı ölçüde AB hedefini öne çıkartırken (özellikle ilk yıllarında), bir yandan da Müslüman coğrafyaların liderliğine soyunma arayışında. Batı ile İslam coğrafyası birbirinden ayrıştıkça, Türkiye inadına bu sürecin dayanıklı bir yapıştırıcısı olmaya çalışıyor. S. Huntington'un ifadesi ile 'yırtılma' ihtimali var, lakin sürdürdüğü bu işlev onu sistemde eşsiz, benzersiz bir konuma sokuyor. Eklem noktası Türkiye, ne orada ne burada, ama her ikisinde olan bir 'Üçüncü Yol' örneği sergiliyor.

2- Tunus'tan başlayarak Kuzey Afrika ve Ortadoğu'ya yayılan ayaklanma rüzgarı bir yanda demokratikleşme talepleriyle eserken, diğer yanda ise istikrarsızlık ve şiddet ihtimalini yükseltiyor. Otoriter rejimler yerlerini demokrasilere değil, yenilenmiş askeri rejimlere ya da şeriat taraftarlarına bırakma eğiliminde. Mısır'da Kıptiler zorda Libya'da aşiretler, Bahreyn'de Şiiler, Suriye'de Sünniler. Otorite yerini istikrarsızlığa bıraktıkça azınlıklar için ortam cehenneme dönüyor. Bu, belki geçici bir durum ama eğer bir düzen oluşturulamazsa otoriter rejimlerin konsolide olma ihtimali de var. Türkiye bir yandan demokratikleşme çabalarını desteklerken, diğer yandan da istikrarı savunmaya çalışıyor. Kimilerine göre bu bir politikasızlık, ama bu aynı zamanda bir Üçüncü Yol. Ne Batı kadar Arap Baharı'nın rüzgarına kendini kaptırmışlık, ne de bölgede kendini korumaya çalışan diğer otoriter rejimler gibi, halkın katledilmesine karşı duyarsızlık var. Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamasak da, bunca belirsizlikte uzun vadede tek garanti yol bu. Prensipleri savun, ama eyleme geçme!

3- İsrail ile Ortadoğu toplumları arasındaki ilişki açısından da Türkiye Üçüncü Yol' u savunuyor. Ne İran gibi İsrail'in yok olmasını öngörüyor, ne de Gazze'de uygulanan politikalara duyarsız kalıyor. Türkiye, İsrail hükümetine ve politikalarına karşı durmakla birlikte, halkına yakın olmayı tercih ediyor. İsrail'i bir hasım olarak değil, doğruya yönlendirilmesi gereken, ekseni kaymış bir ülke olarak görüyor.

4- Bölgede patlak verme ihtimali olan Sünni-Şii çatışmasında da Türkiye 'Üçüncü Yolu' sergiliyor. Başbakanımızın Şiilerin kutsal mekanlarını ziyareti ve Sistani ile sıcak görüşmesi, hem 'Şiilere dostluk', hem de 'sizi sadece İran'ın eline bırakmayız' mesajı. Bu şekilde Türkiye, İslam'ı Sünni-Şi diyalektiği içinde görmediğini belirtirken diğer yandan da tüm Müslümanlara kucaklayıcı mesajlar vermeye çalışıyor. Bu süreçte öne süreceği en önemli değeri, sahip olduğu laik yapısı. Lakilik Türkiye'yi daha çok badireden koruyacak bir prensip. Sahip çıkmak, güçlendirmek ve yaymak gerekiyor.

<p>Türkiye'de yeni bir siyasi partiye ihtiyaç var mı?</p><p>HDP tabanı hangi olaylar sonrasında part

HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Vitrin mankeninin içinde ne var? Fenomenler herkesi şaşırtmaya devam ediyor

Ankara'nın en yaşlı iki kadınına koronavirüs aşısı yapıldı