• $7,3996
  • €8,9788
  • 441.947
  • 1541.46
13 Mayıs 2011 Cuma

Suriye ile imtihan

Deniz Ülke Arıboğan
Deniz Ülke Arıboğan
YAZARIN SAYFASI

Suriye'de devam eden olayların Türkiye'nin başını epeyce ağrıtacağı görülüyor. Esad yönetimi taviz vermekten yana değil ve ayaklanmayı rejimin alışageldiği usüllerle, kan dökerek bastırmayı tercih ettiği anlaşılıyor. Şimdiden ölü sayısı 2000 civarında ve daha da artması muhtemel. Türkiye ise iki arada bir derede kalmış durumda. Bir yanda hayatını kaybeden siviller, diğer yanda ise bir süredir itina ile inşa edilmiş ikili ilişkiler. Bazı ikilemlerimiz var, bunları özetleyelim.

1 Türkiye'nin Arap baharı olarak adlandırılan bu süreçten memnun olduğunu söylemek için nedenler var. Her şeyden önce bölgedeki antidemokratik rejimlerin yıkılması ve yerine insan hakları bakımından gelişmiş yönetimlerin gelmesi, demokrasiye inanan ve çağdaş yaşam standardını ilke edinmiş bir ülke için iyi bir seçenek. Etrafımızda asker veya polis gücüyle ayakta duran demir yumruk yönetimlerin bulunmasındansa, halktan aldığı destekle var olan, halkına hesap veren hükümetlerin yer alması sürdürülebilir barış ortamının da en önemli koşulu. Türkiye bir süredir bölgenin en büyük askeri gücü olarak değil, en güçlü ekonomisi olarak anılıyor. Yeni politikamız soft power'a yani ekonomik, kültürel sosyal ve siyasal araçlarla sürdürülen etkinliğe dayanıyor. Bu bakımdan savaştan değil barıştan beslenen bir paradigmayı savunuyor, kendimizi onun içinde konumlandırıyoruz. Demokrasinin barışı inşa eden birincil faktör olduğu tarihsel bir veri. Buna mukabil, Türkiye'nin bugüne kadar kurduğu ilişkiler demokratik olup olmadığına bakılmaksızın mevcut yönetimlerle. Üstelik bu ilişkilere bir sürü politik ve ekonomik yatırım yapılmış durumda. Suriye ile geliştirdiğimiz ilişkiler ise bunlardan en önemlisi ve en derini. Son birkaç senede onlarca anlaşma imzalanmış, belli konularda ortak tavırlar alınmış. Şimdilerde ise ki etik prensip arasında sıkışmış durumdayız. Dostumuza her hal ve şartta vefa duygusu ile destek mi olacağız, sivil yaşama ve insan haklarına saygı kriterleri gereğince kötüye 'dur' mu diyeceğiz?

2- 'Komşularla Sıfır Sorun' yaklaşımının son dönem Türk dış politikasının en önemli direği olduğu biliniyor. Bu , Türkiye'nin Yunanistan'dan Ermenistan'a İran'dan Irak'a, yakın döneme kadar gerginlik temelli olarak sürdürdüğü politikanın devam etmeyeceği ve sorun temelli ilişkilerden çözüm temelli ilişkilere yönlenileceğini gösteriyor. Buna mukabil, şimdilerde komşularla sorunlarımız çok ön planda olmasa da, komşularda sorunlar ayyuka çıkmış vaziyette. Hatta sorunsuz komşumuz yok desek yeridir. Tüm bu sorunların tarafları var ve Türkiye'den beklenen ise bu taraflardan birinin yanında yer alarak pozisyonunu belirlemesi. Bu, 'sıfır sorun konusunun' sırf bizim iyi niyetimizle değil, esasen konjonktürle ve uluslararası sistemin gerekleriyle ilgili olduğunu da gösteriyor. Suriye ile sıfır sorun derken, Suriye'deki sorunlar ve bölgedeki değişimler sebebiyle, daha büyük sorunlarla yüzleşmemiz kaçınılmaz hale gelebiliyor. Lakin bu durumun rüzgar nereden eserse ona göre davranmak yerine proaktif politika uygulamaya çalışan her ülke açısından aynı derecede problemli olduğunu da belirtelim.

3- Türkiye, Ortadoğu'da her dönemde en büyük risk olarak kabul edilen Sünni-Şii geriliminde herhangi bir saf tutmamak için ciddi çaba gösteriyor. Lakin bu paradigma giderek daha da sıcak bir politik menüye dönüşmekte. Arap Baharı'nın sert bir kışa çevrilme  ihtimaliise giderek yükseliyor. Bölge halklarının sergilediği tutum, 10 yıl içerisinde ABD ve İsrail'e karşı olma çizgisinden, şimdilerde kendi katı yönetimlerine karşı direnme aşamasına geçmiş durumda. Bunun bir sonraki merhalesi ise halkın birbiri ile çatışması olabilir. Geniş halk hareketlerinin demokratik taleplerden mezhepsel kimlik taleplerine doğru kayması, büyük bir felaketin kapıda olduğunu gösterir. Mısır'dan Suriye ve Lübnan'a, Bahreyn'den S. Arabistan ve Irak'a kadar her yer aynı tehditle yüzyüze buluuyor. Bu çatışmanın uluslararası platformdaki yansıması ise S. Arabistan liderliğinde bir Sünni bloka karşı, İran'ın liderliğinde Şii ittifakı olarak şekillenecek gibi. Türkiye'nin bir süredir en önemli önceliği bu çatışmayı durdurmak. Nitekim AKP iktidarının İran ile ilişkilerini yakın tutmaya çalışmasını ve Başbakan Erdoğan'ın son Irak ziyaretlerini (Sistani ile görüsmesini ve Şii'lerin kutsal mekanlarını ziyaret etmesini) de bu çerçevede ele almak mümkün. Türkiye bölgedeki 3. yolu temsil ederek, Sünni ya da Şiilikten yana tavır sergilemeyen, Müslümanları tümden kucaklayan bir profil olma arzusunda.Suriye ise bu bakımdan önemli bir test alanı. Nusayri azınlığın Sünni çoğunluğu yönettiği bir ülke. Böyle bir yönetim hakkında söylenecek her sözün içişlerine müdahale anlamına geleceği gibi mezhepsel bir konumlanma da yaratabilir. Suriye yönetimine karşı durmanın olduğu kadar, desteklemenin de mezhepsel komplikasyonları var ve o da AKP'nin üzerine oturduğu seçmen tabanı açısından sorunlu. Kısaca Suriye meselesi nereden bakarsan bak, zor zenaat..

<p>Türkiye'nin aşı haritası erişime açıldı. Vatandaşlar bunun  takibini nasıl yapabilir? İ<span>ki d

Aşının koruyuculuğu ne zaman başlar?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beş asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesi yenileniyor

Haftanın yalanları