• $7,3506
  • €8,9448
  • 437.36
  • 1536.11
24 Ocak 2011 Pazartesi

Z.Çağlayan ve M.Büyükekşi'nin anlaması için!

Bakan Çağlayan ve TİM Başkanı Büyükekşi sanayici olduklarından Merkez Bankası'nın para politikasını anlayamıyorlar. Ama konuşuyorlar. Tuhaf bir durum çünkü kendileri 'siyaseten bağlantılı' ama  parazitte de oldukça 'bağımsızlar'.  
Medyada ise 'Muhasip Üyemiz' Ege Cansen  ülkeyi şirket zannetmekten dolayı yanılgı içinde. 'Popülist Ağabeyimiz' Güngör Uras ise zaten para politikasına ideolojik olarak dirençli. Bu ortamda  Merkez Bankası Başkanı haftada dört defa ne yaptığını anlatıyor, ders veriyor ama 'öğrencilerin' öğrenmeye niyeti yok!
Biz bir kere daha Merkez Bankası'nın ne yaptığını Başkan'ın beyanatlarından özetleyerek hazmettirmeye çalışalım. Belki anlayan olur!
Para politikası Hamurabi Kanunu değildir. Kriz ortamında değişir. Merkez Bankası kriz sonrası doğan gereksinmelere göre yaklaşımında değişim yapmıştır.
Merkez Bankası kriz ortamında Kasım 2008 -Kasım 2009 arasında önemli boyutta faiz indirimi gerçekleştirmiş. Bu arada hanehalkının ve bankaların mali yapılarının 1994 ve 2001 krizlerinin tersine sağlıklı olması, 2009 ortasından itibaren iç talebin hızla toparlanmasına yol açmıştır.Tüm sağlıklı gelişen ülkelere olduğu gibi ülkemize de gelen sermaye girişi, iç talep ile dış talep arasında bir ayrışma yaratmış, zayıf dış talebe rağmen iç talep iyice kuvvetlenerek büyümenin ve hızlı toparlanmanın motoru olmuştur. Bu da cari dengenin artışı ve döviz kuru üzerinde değerlenme baskısı yaratmıştır.
Merkez Bankası bu durum ile mücadele edebilmek için para politikasının temeli olan enflasyon hedeflemesini biraz farklılaştırmak zorunda kalmıştır. Nisan 2010 tarihinde ise, daha önce kriz için alınan önlemler geri getirilmiş,örneğin karşılık oranları eski düzeyine yükseltilmiştir. Buna ek olarak da kamu oyuna cari açık arttığı ve iç talep ile dış talep arasında ayrışma olduğu takdirde, hızla artan kredi artışı frenlemek ve böylece tüketim kanalı ile gelen ithalat talebini kısmak için ek politikalar getirileceği açıklanmıştır. Vatandaşa finansal stabilitenin bankanın enflasyon yani fiyat isitikrarı kadar önemli ve kanuni bir görevi olduğu da hatırlatılmıştır.  
Bu şartlar altında bir 'policy mix' gerekmiştir. Yani iç ve dış denge farklı faiz hadleri gerektirir hale gelmiştir. Birden fazla hedef olunca da birden fazla enstrüman kullanılması gerekir.
İç talebi kontrol etmek için hızlı kredi artışını frenlemek gerektiği için karşılık oranlarının kullanılması kabul edilmiştir. Bu arada sadece Merkez Bankası'nın mücadele etmesinin yeterli olmayacağı da kamuoyuna anlatılmıştır. BDDK bu bağlamda Türk bankalarını  2010 Ekim ayından itibaren  yatırımcılara kamu kağıdı satma yönünde serbest bırakmıştır. Kredi kartlarında minimum ödeme şartı, kredi ile, kredi ile alınan varlığın değeri arasında bir üst oran tesbiti gibi önlemler de gündeme gelmiştir. Döviz kredisi ile konut satışı da durdurulmuştur. Kamu da artan vergi gelirlerini harcamadan tasarruf etmeye başlarken, tüketici kredilerinde KKDF oranları da artırılmıştır. Diğer taraftan da sermaye girişlerinin vadesini uzatma girişimi gündeme gelmiştir. Bu nedenle de borçlanma ve borç verme faizlerinin birbirinden kopması ve farklılaşması gündeme getirilmiş, bu önlemin spekülatif fon akımlarını hemen etkilediği de görülmüştür. Gene bu bağlamda TL cinsi karşılık oranları kısa vadeliler yüksek ve uzun vadeliler alçak olarak yeniden düzenlenmiştir.
Merkez Bankası karşılık oranlarının artışının kredi artışını hem maliyet hem de likidite kanalları üzerinden yavaşlatacağını düşünmektedir. Tabii bu önlemlerin etki etmesindeki takvim ve etki kuvveti konusunda önemli belirsizlikler bulunmaktadır. Gelişmeler yakından izlenmekte ve durum değişirse ve ilacın dozunu artırmak gerekirse, gerekenler de yapılacaktır.
Alınan önlemler enflasyon hedeflemesi yaklaşımının mantığıyla tutarlıdır. Sadece kriz ortamında farklılaşma gerekmiştir.
Daha önceleri bir haftalık repo faizi temel para politikası enstrümanı idi, şimdi ise bir 'policy mix' var. Bu 'mix' de kısa vadeli faiz hadleri, faizlerde farklılaştırma ve  karşılık oranlarından oluşuyor. Bu politika araçlarının dozunun doğru seçilmesi sonucu hem enflasyonla mücadelede başarılı olunacağı hem de finansal istikrarın sağlanacağı hedeflenmektedir. Politikalar daha öncesinde olduğu gibi, hem ileriye dönük ( forward looking) hem de (contingent on economic outlook) yani gelişmelere endeksli bir politika karışımıdır.
Merkez Bankası kendi tabiri ile bir 'New Normal' yani yeni normal seçmiştir ve bunun kısa vadeli sermaye hareketleri ve kur hareketlerinden kaynaklanan ve kredi artışı ile beslenen sorunları alt edeceğine inanmaktadır.
Turgut Özal döneminde nerede sıfır olan ihracatı desteklemek için tarım desteklemesi azaltılmış ve ihracat desteklenmiştir. İhracatçı sanayici bu 'ulufeye' alışmıştır. Ulufe bağımşlısı ihracatçı eskiden tarımda olduğu gibi sürekli ve ülkenin diğer sektörlerini düşünmeden kur artışı istemektedir. Kur artışı ihracatçı kişi ve şirketlere yarar ama döviz borçlusu veya ihracatçı olmayan, hizmet sektörü mensubu veya gariban ve düşük gelirli ve emekli gibi  vatandaş kesimlerini de   perişan eder, enflasyonu da yükseltir.
İhracatçılar ve onlara endeksli bakanlar, ağlaşmak yerine verimlilik artışına dayalı rekabet gücü kovalamalıdırlar ve kur riskini ortadan kaldıran finansal koruma yaklaşımını benimsemelidirler (örneğim VOB kontratları).    

<p>İstanbul'da kaçak yollarla ülkeye sokulan oyuncakların bulunduğu depoya baskın düzenlendi. Bağcıl

Kaçak oyuncak deposuna baskın anı görüntülendi

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ahır yapımı sırasında bulduğu taşların gizeminin çözülmesini istiyor

Mutfakta işinizi yarayacak pratik bilgiler! Yumurtayı pişirirken içine buz atarsanız...