• $7,416
  • €8,9913
  • 437.443
  • 1467
22 Ocak 2011 Cumartesi

Avrupa'nın kafası çok karışık!

Geçtiğimiz günlerde Coface tarafından Paris'te düzenlenen yıllık toplantıda 1500 kadar katılımcı ile beraber, yıllık toplantıda  konuşan, seçkin insanları izlerken, edindiğim kanaat Avrupa'nın aşırı doz bir bölünmüşlük yaşadığı ve en azından kolay ve çabuk karar veremediğiydi.

Nitekim dünkü Wall Street Journal bölünmüş müşterek hareket edemeyen Avrupa konusunda iyi bir örnek vermek adına küçük bir hatırlatma yapıyordu. 2002 yılında, daha önce ABD tarafından geliştirilmiş olan GPS adlı navigasyon sistemine rakip olarak, 450 milyon euro  başlangıç yatırımı ile Galileo adlı Avrupa'nın kendi navigasyon sisteminin gerçekleştirilmesi kararı alınmıştı. Dokuz yıl geçti ve en iyimser tahmin ile Galileo 18 uydu ile 2014 yılında başlayabilecek duruma gelebildi. Halbuki başlangıçta 24 uydu 2008 yılında uzayda dolaşır olacaktı. Ama salı günü Avrupa Konisyonu uydunun maliyetinin şimdi  5.3 milyar euroya geldiğini açıkladı. Başlangıçta total maliyet 915 milyon euro olacak diye hesaplanmıştı. Bugün başlangıçta Galieo için yatırıma katılacağını beyan eden firmaların bir çoğu çekildiğinden ancak AB üyelerinin vergi ödeyenleri hızla artan maliyeti ödeyebilirler. Onlar da krizin getirdiği çöküş ortamında bedel ödemek istemiyorlar.

Coface toplantısına dönersek; Milano'daki ünlü Bocconi Üniversitesi'nden Tito Boeri adlı bir İtalyan, Michel Hüther adlı Köln Üniversitesi'nden bir Alman ve Laurence Boone adlı Fransa'nın Barclay's Capital adlı kurumundan 'Baş İktisatçı' bir Fransız 'Avrupa kurtulacak mı yoksa krize geri mi dönecek?' sorusuna cevap arıyorlardı. Alman iktisatçı Hüther özellikle 2013 yılında şu andaki EFSF adı ile anılan yardım paketi çerçvesindeki düzenlemelerin bitiş takviminden önce tedbirlerin alınmış olması gerektiğini, çünkü eğer o gün yeniden yapılandırma konusu gündeme gelirse , yeniden yapılandırmaya mecbur kalan ülkelerin çok ciddi sonuçlar karşısında kalacaklarını vurgulamakta idi.
Aynı panelde konuşan İtalyan iktisatçı kendi ülkesinin elemlerinden hiç bahsetmiyordu ama, hiç bir AB ülkesinin euroyu yakında terk etmesinin pek mümkün olmadığını anlatıyordu. Ayrıca AB içinde güney eurosu ve kuzey eurosu gibi iki farklı para birimi yaratılmasının ilginç bir akedemik fikir olmakla beraber, son derece kötü sonuçları olacak bir düşünce olduğunu,' kabus ' kelimesini kullanarak ortaya atıyordu.
Sonunda da ülkemizde anlaşılmayan bir kavramı ortaya koyuyordu. Bunu koyu  harflerle yazıyorum ki ülkemizdeki bazı kör ve sağırlar, ekonomiyi şirket zannedenler iyice anlasın.

İtalyan, tartışmalarda döviz kuruna aşırı dikkat verildiğini ve aslında rekabet gücünün yapısal bir sorun olduğunu, ayrıca mali sistemdeki bankaların etkin çalışmasının da bir türevi olduğunu, bu nedenle de ayrılıp kuru kullanmaya girişen ülkelerin, mali sektör ve şirket ve devlet borçalarının euro cinsinden olması nedeni ile, yeni para kendi para birimleri ve yeni kur ortamında dış borç sorunu nedeni ile telef olacaklarını vurgulayarak, hiç kimseye ikili kur ve para sistemi tavsiye etmiyordu.
İtalyan İktisatçı yapılması gerekenin daha güçlü bir yardım fonu (EFSF) kurulması gerektiğini, ama bunun Almanya'nın daha fazla harcama yapması anlamına gelmediğini, mali disiplin getirmeyen ülkelere  ise derhal müdahale edecek bir ceza sistemi yerleştirilmesi gerektiğini vurguluyordu.

Fransız banka iktisatçısı ise AB için 2011 yılının 2010 gibi geçeceğini, gerçekleştirilen yardım fonunun 2011-2013 arası için yeterli olduğunu, euro sistemini terk etmenin maliyetinin çok yüksek olacağı fikrine katıldığını, ama Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinin daha fazla ve daha çabuk kemer sıkmalarının gerektiğini vurguluyordu. Ayrıca da Portekiz'den İspanyaya, İrlanda'dan Yunanistan'a kadar kadar, her ülkenin sorunlarının ayrı olduğunu, örneğin İspanya'da banka sisteminin müflis olmadığını, banka borçlarını devlet üzerine alsa bile borç oranının 2014 yılında yüzde 84 rakamını aşmadığını, bu nedenle de finansman faizi yüzde 7 oranını aşmadığı sürece İspanya'nın dev sorun yaşamayacağını vurguluyordu.

Buna karşılık  Portekiz'de düşük verimlik şeklinde yapısal sorun olduğunu, devletin ise kamu oyunda destek görmediğini, bugünkü şartlarda hem rekabet hem de mali yapı sorunları nedeni ile 2014 yılı kapıya dayandığında Portekiz'in kamu borç oranının yüzde 100 oranını aşacağını ve faizler yüzde 6 eşiğini aşarsa Portekiz'in ayakta kalmasının çok zor olacağını gündeme getiriyordu.

Coface'ın Paris toplantısından  Avrupa'nın birleşik hareket etmesinin  zor olduğu, ama başka bir çözüm de olmadığı inancı içinde ayrıldım. Kafaları çok karışık ve liderlik yapacak kişi yok. Sanki Sarkozy ve Merkel sorunu küçültmek yerine büyütüyorlar.

<p>24 TV Ankara Temsilcisi Melik Yiğitel, Ankara'nın gündemini ve siyasette yaşanan son gelişmeleri

Restoran ve kafelerde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara'da80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara aşı uygulanmaya başlandı

Aizanoi Antik Kenti'nde ''Roma'nın sikke koleksiyonu'' bulundu