• $7,5296
  • €9,0211
  • 409.585
  • 1538.04
26 Aralık 2014 Cuma

Sermaye hareketi kontrolü

Döviz kurları gene “celallendi”! Sokakta durdurup “Kriz mi var?” diye soran bol! Ne oluyor? Bu soruya cevap verebilmek için biraz geçmişe döneceğiz.

Türkiye 1980'e kadar Latin Amerika’nın ekonomi yaklaşımının etkisi altında kalmış ve içine kapanmış bir ülke idi. İhracat olmadığı için de ithalat yapamaz hale gelmiştik. Almanya’daki işçi kardeşlerimizin ülkeye döviz transferi de, kırdan kente göç eden milyonlarca kişinin gereksinmelerini karşılayamıyordu. 1970’li yıllarda Kıbrıs ve de Petrol Krizi sonrası yetmiş sente muhtaç konumuna gelince ancak 1980 sonrasında yavaş yavaş serbestleşme geldi ve dış ticaret ve ekonomi büyümeye başladı. Bu gelişmeyi Turgut Özal’a borçluyuz.

44 yaşında emekliler ordusu

1989 sonrasında ise bir zamanlama hatasıyla Türkiye parasını erkenden konvertibl yaptı, dış sermaye giriş ve çıkışı hızla serbestleşti. 1991 seçimlerinde Özal Başbakan değildi Cumhurbaşkanı idi ama partisinin geleceğini sağlamak için sermaye hareketi serbestisi gündeme getirildi. Bizim için sermaye hareketi serbestisi sistemi çok erken gelmiş oldu. Bu 1991 seçimi çekişmesinde, Özal’ın partisi sermaye hareketi serbestisini gündeme getirdiğinde, seçimi kaybetmek istemeyen S.Demirel ve E. İnönü koalisyonunun seçim vaadi, erken emeklilik oldu. Erken emeklilik, sonunda bugün ortalama 44 yaşında bir emekli ordusu yarattı, bu da sosyal güvenlilik sisteminin 2040 yılına kadar yılda 35 milyar doları aşan açık vermesine neden oldu.
Kur politikasında serbestlik ve konvertibilite önce cari açığı küçülttü ama sonra da, kırdan kente göçün hızlanmasıyla da tüketim arttı, tasarruf azaldı ve cari denge açığı hızla büyüdü. Ancak dış âlemdeki iktisatçılar 1961 yılından bu yana, Robert Mundell’in ve rahmetli Marcus Fleming’in makaleleri sonrasında farkına varmıştı ki , eğer sermaye hareketleri serbest ise, hem faiz hem de döviz kurunu bir arada kontrol edemezsiniz, birini seçeceksiniz. Biz 1980 öncesinde hem faizi hem de kuru kontrol edebiliyorduk, ikisini de sabit tutabiliyorduk, çünkü sermaye giriş çıkışı yasaktı. Sermaye hareketi serbestisi sonrasında Türkiye’de faizi, yani para politikasını kontrol altında tutmayı seçtik. Bu da kısa vadeli faizi kontrol etmek ama kuru serbest bırakmak demek.

Cari açıkla büyümeyi düşürdük

Ancak yaşadığımız 1994 ve 2001 krizleri ve sonra da bugünkü global kriz ortamında 2009'da sermaye hareketi serbestisi ile ortada durmak, birçok ülkeyi zor durumda bıraktı. Tabii ki biz de etkilendik. Bu nedenle de cari açığı da kontrol etme arzusuyla büyüme oranını düşürdük. Bu da işsizliği azaltma çabamızı ters etkiliyor. Son petrol krizinde petrol ve gaz ihracatçısı olan ülkelerden sermaye çıkarken ve paraları değer kaybederken, biz önce bir kere daha parası değer kaybedecek ülkeler kategorisine alındık. Ama diğer taraftan da büyümeyi makul yavaşlıkta tuttuğumuz için ve cari denge açığının azalması da yavaş yavaş da olsa gerçekleştiği için, paramızın değer kaybı da tersine döner gibi.
Bu arada acaba sermaye hareketi serbestisini biraz frenleyecek sermaye hareketi kontrolü gibi yaklaşımlara müracaat etmeli mi idik? Yarın “Sermaye hareketi kontrolü olası bir çözüm mü ?” konusunu inceleyeceğiz! Yoksa Merkez Bankası koridor sistemi ve makro ihtiyati tedbirler ile devam ederek durumu yönetebilir mi?

<p>Öğrencilerin merakla  beklediği yüz yüze eğitim başladı. Çocuklar eski normale nasıl adapte ol

Yüz yüze eğitim başladı, anne babalar nelere dikkat etmeli?

Kahramanmaraş'ta 3 mahalle karantinaya alındı

Türkiye'deki yaban hayatı fotokapana yakalandı

Güneş patlamalarının kaynağı ilk kez belirledi