• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
25 Ekim 2013 Cuma

Sermaye hareketi kontrolü mü, rezerv biriktirme mi?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra globalleşme ortamında dış ticarette korumacılık yerine serbest ticarete prim verilmiş ve uluslararası sermaye hareketleri de önemli boyutta artmıştı. Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve IMF’nin katkılarıyla sermaye hareketi dev boyutlara çıkmıştı. Ülkeler doğrudan sermaye hareketlerini teşvik ederken uluslararası bankalar da adı sıcak para akımını artırmışlardı. İşte bu noktada sermaye hareketi kontrolları gündeme geliyor ve çok farklı yaklaşımlar ortaya çıkıyordu. 
Ancak hayat sürprizlerle dolu. The Economist dergisinin ifadesine göre yıllardır sermayenin serbestliğini savunan IMF için, sermaye hareketlerinin kontrol edilmesinin münasip olabileceğini savunmak, “Vatikan’ın doğum kontrolüne razı olması!” gibi bir şeydi.

BREZİLYA KONTROLÜ SIKILAŞTIRDI

Ama IMF 2008 krizi sonrasında  “din değiştirdi” ve sermaye hareketi kontrollerinin kullanılmasına “OK “ dedi. 2008 sonrası Çin’e ilaveten Kıbrıs, İzlanda, Brezilya, Güney Kore, Tayland, Endonezya gibi birçok ülke özel durumları gereği zaten sermaye hareketi kontrolü kararları almış ve IMF karşı iken bile  uygulamışlardı. 
İncelenmesi gereken örnek Brezilya. 2009’da Brezilya resesyondan çıkarken ve dış âlemin parası Brezilya’ya akarken Brezilya hisse senedi ve bono alımlarında yüzde iki işlem vergisi getirdi. 2010’da da verginin kapsamı genişletildi ve yüzde 6 oranına çıkarıldı. Brezilya Merkez Bankası sermaye girişine çok “sert” bakmasa da Maliye Bakanı Guido Montega kur savaşlarından bahis açmaya başlamıştı, çünkü ABD’nin çok gevşek para politikası Brezilya’ya aşırı fon akmasına, ülke parasının  değerlenmesine ve sanayi sektörünün tahribatına yol açıyordu. Brezilya sanayiinin şikayetleri nedeniyle sermaye hareketi kontrolleri, giderek daha katı hale getiriliyordu. 
Ancak 2013 yılı yazında Brezilya’dan da sermaye çıkışı gündeme geldi. Brezilya parası değer kaybederken, döviz piyasalarına müdahale başladı ve sermaye hareketiyle ilgili vergiler yeniden kaldırıldı. Ancak bu sefer de sermaye hareketi kontrolünün kaldırılmasının sermaye çıkışını hızlandırdığı şikayeti yapıldı. 

TÜRKİYE DEFANSA GEÇTİ

Öyle ki gelişmiş ülkelerin kendilerini kurtarmak için para basmalarının sonucu olarak sermaye hareketi kontrolleri yeniden itibar kazanmıştı. Nitekim 2013 Ağustos ayında ABD Merkez Bankası’nın Jackson Hole toplantısında London School of Business akademisyeni Helene Rey döviz kurları dalgalanmaya bile bırakılsa, sermaye hareketi kontrolleri olmadan sermaye girişinin mahzurlarının ortadan kolay kolay kaldırılamayacağını gündeme getirdi. Bu durumda da IMF bazı şartlara bakarak sermaye hareketi kontrolünün kabul edilebileceği tezine angaje oldu. Örneğin otomotiv ticaretinin patlamasına neden olan kredilerin kontrol edilebilmesi, yabancı para mevduatın artışının frenlenmesi veya kamu borçlanmasının kontrol edilebilmesi gibi alanlarda sermaye hareketi kontrolü adımları kısmen de olsa başarılı gözükebiliyor. 
Tabii son dönemde defansa geçen ülkeler (Türkiye dahil) döviz rezervlerini artırdılar ve 2000 yılında 2 trilyon dolar olan global döviz rezervleri bugün 11 trilyon dolar kadar. Diğer bir ölçüte göre de  toplam ihracatın 2000 yılında yüzde 25 kadarı olan döviz rezervleri bugün toplam ihracatın yüzde 49 kadarına çıkmış. Rezer tutmanın da yüklü bir maliyeti ve riski olduğu da  unutulmamalı. 
Galiba Türkiye gibi cari denge sorununun ülkenin büyümesine büyük engel çıkarttığı ülkelerde esas çözüm yolu, ülkenin kendi sorunlarını kendi olanaklarıyla çözmek için ülke içinde reform adımları atmasında! Ülkemizde uygulanan kredi artışını frenleme yaklaşımlarının nedeni de bu!      

 

<p>Şişli Ermeni Kabristanındaki anmaya Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu ve Kült

Markar Esayan'a vefa... 'Bugüne kadar geri adım atmadı, Markar yalnız değildir'

Cevizi 1 gece suda bekletip içerseniz... Faydasını bir bilseniz

4 bin yıllık gizem çözüldü! Çığlık atan mumyanın sırrı ne?

Merkel'den Türkiye'ye veda ziyareti! Cumhurbaşkanı Erdoğan, Huber Köşkü balkonunda İstanbul Boğazı'nı anlattı