• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
17 Haziran 2011 Cuma

Avrupa'nın sorunları bizim riskimiz!

Türkiye 2008 global krizinden sonra 2009 yılında yüzde 4.7 daralmasına rağmen, 2010 yılında yüzde 8.9 büyüme ile çıktı, tüm Avrupa'da en hızlı büyüyen ekonomi oldu. 2011 yılında ise dış talebin zayıf olduğu ortamda iç talebin artışı ile yüzde 5-6 civarında olması beklenen normal büyüme hızına geri dönmeye çalışıyor. avaşlamasına rağmen,eğer Merkez Bankası'nın frenlemeye çalıştığı kredi artışı yavaşlamazsa  bu yıl da Avrupa'da en hızlı büyüyen ekonomi olabilir.
Ancak hızlı büyümek aslında başa bela. Ülkemizde esas ihracat pazarımız olan Avrupa'nın sürünmesi nedeniyle bir yandan cari açık büyümekte.  Diğer taraftan da tamir edilmiş banka sisteminin sağlamlığı açısından  ve kamu maliyesinin yüzde 4 civarında bütçe açığı/GSYHİ oranı ve yüzde 40 civarında kamu borcu/GSYHİ oranı ile kamu maliyesi  açısından ülkemiz Avrupa'nın en sağlam ekonomi tablolarından birini çizmekte.
Bugün 2011 yılının yarısındaki duruma bakıldığında, İrlanda, Portekiz ve Yunanistan avuç açmış durumdalar. İspanya sallanıyor, İspanya teklerse, İtalya da sallanır. Yunanistan bizim 1999-2001 dönemindeki kamu maliyesi durumumuza benzer bir yerde. Almanya önderliğindeki büyük AB ekonomileri ise yardım getirmeleri gerektiğini biliyorlar ama gönülsüz davranıyorlar. Yunanistan ise kendi sorunlarını çözmek için bile pek adım atamıyor.
Ancak Avrupa'nın bir sorunu daha var. O da tek para sistemine girme durumunda olan Doğu Avrupa ülkelerinin yan çizmeye başlamış olması!
2004 yılından bu yana AB'ye katılan 12 ülke hukuken tek para sistemine girmeye mecburlar.
Bunlardan Slovakya, Slovenya, Estonya gibileri euro tek para sistemine girdiler. Ancak girmeyen ve dışarıda kalan Polonya ve Çek Cumhuriyeti ise krizden en iyi durumda çıkan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri oldular, paraları değer kaybetti ama rekabet gücü kaybetmediler. Euro sistemine giren Latvia ise iç devalüasyon yapmaya yani reel ücretleri düşürmeye mecbur oldu.
Avrupa ülkelerinden Polonya Lehman Brothers batışından kısa bir zaman önce 2012 yılında euro sistemine girmeye karar verdiğini açıklamıştı. Ancak bütçe açığı bu yıl GSYİH oranı olarak yüzde 7.9. Ancak gelecek yıl Mastricht kriteri olan yüzde 3 değerine inebilecek. 2009 yılında resesyon yaşamayan küçük de olsa pozitif büyüme sergileyen Polonya, bu yıl yüzde 4 civarında bir büyüme yaşayacak tahmini yapılıyor. Enflasyonu ise yüzde 4.5 düzeyine geldi, yüzde 2.5 hedefini aştı. Bu yıl başından bu yana 4 defa faiz artırımı yapmış bulunuyorlar. Bu nedenle Merkez Bankası Başkanı Marek Belka euroyu stratejik bir hedef olarak gördüklerini ama ortada bu kadar fırtına varken giriş adımı atmanın zor olduğunu söylüyor. Polonya euro sistemine girişi ileriye atmaya çalışıyor. Bu ülke de Orta ve Doğu Avrupa'nın krizde en iyi gelişme sergileyen ekonomisi. Zaten Polonya Maliye Bakanı Jacek Rostowski 2019 yılında önce euro sistemine girmelerinin zor olduğunu açıklamıştı.
Benzer ama daha zor bir durum da Romanya için geçerli. Onların euro sistemine giriş hedefi 2015 olarak konmuştu. Romanya Başkanı Başescu 2015 euro üyelik şartlarını 2015 yılında yerine getirseler de yeniden bir durum değerlendirmesi yapacaklarını, bütçe ve borç kriterlerini yerine getirseler de ülkenin ne kadar rekabetçi olacağını incelemeleri gerektiğini söylüyor.
Macaristan'da Başbakan Victor Orban açık seçik '2020 tarihinden önce euro sistemine girmemiz mümkün değil!' diyor.
Çek Cumhuriyeti de benzer durumda. Çek Başkanı Vaclav Klaus hükümetin euro sistemine girmekten kaçınmak için bir mazeret üretmesi gerektiğini söylerken, Başbakan Petr Necas 'Biz bizden zengin olan euro ülkelerine  destek verirken, euroya girme zamanı değil!' demiş. Çek Merkez Bankası Başkanı M.Hampl 'Birçok ülkede euro üyeliği reformların yolunu açmadı, sadece tasarrufçu bir Almanmış gibi borçlanabilmeyi ama sonra da  müsrif bir Yunan vatandaşı gibi harcamayı getirdi. Kaldı ki damat ve gelinin ileride ne durumda olacağı bilinmeyen ortamda, düğün tarihi tespit etmek zor!' diyerek durumu özetlemiş.
Bu yazılanlar Türkiye açısında çevremizde risk demek, bu da kredi freninin tutması ve cari açığın gerilemesi için alınan önlemlere devamın, hatta doz artırılmasının gerektiğini gösteriyor. Faiz artırmak ise çok sıcak para girişi yaratacağından ülkemiz için bir alternatif değil!

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Yerli ve milli imkanlarla geliştirildi! TSK'ya teslimatları sürüyor

Belgrad Ormanı'ndaki devasa çukur şaşkına çevirdi

Bakan Soylu, Salgınla Mücadele Değerlendirme Toplantısı'na katıldı