• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
24 Mayıs 2015 Pazar

CHP ve Merkez Ülke 'sorunsalı' üzerine

Seçimlere yaklaşırken seçim vaatleri de, şimdiye değin görülmeyen, oldukça ilginç konu ve temalarla karşımıza geliyor. CHP’nin ekonomi vaatleri (buna ekonomi programı denemez, çünkü bir bütünlüğü yok) ve “merkez ülke” projesi, bize gösteriyor ki, CHP’yi yönlendirenler “işi” ucundan yakalar gibi olmuşlar ama bu yakaladıkları “şeye” CHP’yi oturtmakla epeyi zorlanıyorlar.

CHP’nin bütün seçim konsepti; TV reklamlarından, ekonomi vaatlerine, Kılıçdaroğlu’nun miting konuşmalarından, sosyal medya ataklarına ve nihayet son “merkez ülke” projesine kadar olan her şey her adım, CHP’nin şu andaki yönetimini aşan bir dış aklın ürünü olarak karşımızda... Bundan dolayı, söylenen ve “vaat edilenler” ile CHP’nin geleneksel ideolojik duruşu arasındaki açı farkı çok büyük.

CHP nedir, bir kez daha...

CHP, ulusalcı ama Lozan’ı kabul etmiş kadronun devamcısı da olduğu için, egemen sistemik düzene, ayakta kalma adına, her türlü tavizi vererek, var olan ve statükoyu sürdürmeyi amaçlayan bir parti olarak, Türkiye’de 21. yüzyıla girerken tıkanan ve tıkandıkça çürüyen ne varsa bunları kollayan bir siyasi oluşumdur. Bundan dolayı, 12 Eylül Anayasası’nı savunur, değişmemesi için direnir, bundan dolayı CHP, şu an var olan ve değişmesi artık kaçınılmaz olan parlementer sisteme sarılırken, bu paradigmayı değiştirecek her şeye karşı çıkar. Mesela çözüm sürecinin karşısındadır. Dersim’i bombalayan geçmişi gibi, burada barışı aramaz, tam aksini, gizli bir ajanda olarak, savunur ve gereğini yapar.
Aynı şekilde, 1947’de IMF’yi ülkeye getiren CHP’dir ve CHP, esasında 1947’de, 2. Dünya Savaşı sonrası, bütün gelişmekte olan ülkelere dayatılan ABD hegemonyasını, Türkiye için yürütmekle memur edilmiş komprador bir partidir. Ancak, CHP, 2. Savaş öncesi ve sırasında, Nazi Almanya’sına göz kırpan, faşist İtalya’ya öykünen ve işbirliği yapan faşist bir partidir de. Çünkü o yıllarda CHP, Almanya ve İtalya’nın, Sovyetler karşısında sistemi koruyan bir denge olacağını sanıyordu. Milli Şef’leri de, Türkiye’yi bu faşist bloğa yaslama uğraşı içine girmişti. Ancak savaş sonrası işler değişir, faşizm yenilir, CHP’nin de yönü, Almanya’dan hızla ABD’ye döner. CHP’nin, bu ülkede tek parti iktidar dönemi dışında, 1974 dönemi hariç, iktidar olduğunu göremezsiniz. Zaten 1947’den sonraki sistem CHP’nin, bir siyasi parti olarak, iktidar olması üzerine değil, tam aksine, iktidar olmaması üzerine kurulmuştur. Seçimle işbaşına gelen zayıf iktidarlar, CHP bürokrasinin-silahlı ve silahlı olmayan-yönlendireceği kuklalar olarak tasarlanmışlardı. Bunu biraz delmeye çalışan Menderes ise devrildi ve asıldı.

CHP, hep iktidar!

CHP, aslında Erdoğan’ın 2008 yılındaki “yeter” ine kadar hep iktidardaydı. 2008 yılında Erdoğan, bütün bu sistemi sallayan iki önemli adım attı. Birincisi 1947’de CHP ile gelen IMF ile 20. stand-by anlaşmasını yapmadı. Bu, CHP’nin dışa bağımlı ekonomi bürokrasisi için sonun başlangıcı demekti. Dikkat ederseniz, Erdoğan bu tarihten sonra “bürokratik oligarşi” kavramına her fırsatta kullanmış ve “bürokratik oligarşi”den şikayet etmiştir. Erdoğan’ın kastettiği bu oligarşi, Lozan’la başlayan süreçte, 1947’de IMF ile inşa edilen dışarıya kaynak aktaran ve içeride de, önce komprador, sonra tekelci burjuvaziye ülkenin kaynaklarını yağmalatan yapı idi. Bu yapı, aslında Batıcı, seküler ideolojisi ile örtülü bir diktatörlüğü, bize göre, 2008 yılına kadar sürdürmüştür. Dikkat ederseniz, CHP’nin ekonomiden sorumlu genel başkan yardımcısı Böke, her fırsatta, aslında ekonominin 2008 yılına kadar, onların da kabul edebileceği bir çizgiyi takip ettiğini, bu tarihten sonra, Erdoğan’ın müdahaleleriyle bozulduğunu(!) iddia eder. Çünkü, 2008’den sonra, AK-Parti Erdoğan’ın iradesiyle, IMF’ci Derviş programını delmeye başlamıştır. Yine, aynı tarihlerde, kapatma davası gündemdedir ama Erdoğan, yeni Anayasa ve GAP Eylem Planı ile şimdiki çözüm sürecinin temellerini atmıştır. Bu da, örtülü CHP egemenliği sarsan ikinci önemli adımdır.

Diktatörlük çözülüyor!

Böylece 2008 yılında, şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ülkeyi başından beri yağmalatan, ülkenin doğusunda Kürtleri yok sayarak sürekli bir iç savaş tehdidi ile darbeyi demoklesin kılıcı gibi ülkenin başında sallayan örtülü CHP diktasına son vermenin en güçlü adımlarını atmıştır.
Şimdi aynı CHP, aynı gerekçelerle Başkanlık Sistemine ve çözüm süreci ile ilgili bütün demokratik adem-i merkeziyetçi adımlara karşı çıkıyor. ABD’de savaştan beslenen ve eski savaş sanayinin, demir-çelik, petro-kimya gibi, sektörlerinin ve kirli finansın temsilcisi olan neoconların, Almanya’nın finans-kapitalinin, geçmişte olduğu gibi, şimdi de Türkiye’deki temsilciliğe soyunuyor CHP.

“Merkez Ülke” Projesi

İşte böyle bir partinin, “dışarıda” kotarılıp yönetiminin eline verilen şu “merkez ülke” projesi eklektik ve çalıntıdır ama bunu proje diye Kılıçdaroğlu’nun eline verenler, CHP’nin savunduğu “eski Türkiye” ile böyle projelerin adımının bile atılamayacağını tabii ki biliyorlar ama söylenmek istenen, AK-Parti’nin yaptıklarını CHP’de yapar ucuzluğudur sadece.
Ancak, Türkiye seçmeni ve halkını okuma-yazma bilmez yerine koymanın bedelinin ağır olacağını da hesap etmeleri lazımdı. Çünkü, yukarıda anlattığım gibi bir geçmişe, ideolojiye ve misyona sahip bir parti, mesela Giovanni Arrighi’yi, Immanuel Wallerstein’i Frank’ı falan okuyacak, anlayacak sonra, “dünya beşten büyükmüş” diyerek, Yeni İpek Yolu’nu orta ve güney koridorları keşfedecek, Arrighi’nin dediği gibi, 21. yüzyılda bir Asya Kalkınması damarı bulacak ve Frank gibi “yeniden doğu” diyecek ve Wallerstein’den merkez ülke-çevre ülke meselesini kavrayıp, Türkiye merkez ülke olabilir diyecek.
CHP hala Marmaray’ı İstanbul metrosu sanıyor, TANAP’ı ise birbirine eklenmiş borular olarak görüyor. Irak enerji kaynaklarını (başka deyişle misak-ı milli’yi) hala Lozan’daki gibi İngilizlerin sanıyor.
Bir kere Merkez Ülke meselesi proje değildir, tarihsel bir geçiştir ve biz de bunu Yatağını Bulan Nehir kitabımızda, neredeyse iki bölüm anlattık. Bu bölümler sayfa 164’de “Erdoğan Dönemi Ekonomisi ve Türkiye Merkezli Birlik Arayışı” başlığı ile başlar. Merak eden baksın. Ama son olarak CHP’nin eline bunları tutuşturanlara şunu söyleyelim; birincisi artık çok geç, ikincisi adres yanlış, bu malzeme bu ağırlığı kaldırmaz. 8 Haziran ve sonrasında bunu göreceksiniz.

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!