• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
17 Mayıs 2015 Pazar

Gümrük Birliği meselesi ve bizim 'bodrum katlarımız'

Geçen yazımızda Türkiye’nin AB ile olan Gümrük Birliği’nde, günün şartlarına uygun yeni bir uzlaşma yolunu açmasını konu etmiştik. Bu adımın tarihi ve güncel önemi ortada. Ama bizim işaret ettiğimiz nokta bunun, Türkiye’nin işine yarayacak ve Türkiye’nin elde ettiği bir “kazanç” olmaktan ziyade, AB’nin-daha çok- yararına olacak süreç olarak ele alınması gerektiği idi. Bu açıdan biz, söz konusu yazıda, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin uzlaşmaya varıldığını açıkladığı dört ana başlığı, hükümetin “erken ilan edilmiş” bir başarısı olarak da anlatmadık. Tekrar edelim, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi uzlaşma yolu açılan dört temel başlığı şöyle sıralamıştı:“Talep ettiğimiz şu 4 konuda Türkiye'nin istediği gibi uzlaştık. Bir; Türkiye'nin karar alma mekanizmalarında mutlaka yer alması. İki; AB'nin üçüncü ülkelerle imzalayacağı serbest ticaret anlaşmalarına Türkiye'nin otomatik olarak taraf olması. Üç; Türkiye'nin Gümrük Birliği kapsamındaki ürünlerinin AB içinde serbest dolaşımının önündeki engellerin ve kotaların kaldırılması.

Dört; AB ile Gümrük Birliği kapsamında 1996 yılında kapsam dışında bırakılan hizmetler, kamu alımları ve tarımın görüşmelere dahil edilmesi.”
Şimdi Bakan Zeybekçi’nin sıraladığı bu dört uzlaşma konusuna yakından bakalım; bütün bunlar, yalnız Türkiye’nin değil, AB’nin de çıkarına olacak ve Trans Atlantik Serbest Ticaret Anlaşması’nın (TTIP) AB için yolunu açacak alanlardır. Bizim başından beri söylediğimiz şu; artık 20. Yüzyılın ulus-devletlerle sınırlı topal küreselleşmesi yok karşımızda. Gelişmekte olan ülkelerin hızla yukarıya çıktığı ve özgün siyasi inisiyatif geliştirdiği yeni bir dönemin içindeyiz. Dünyanın artık Londra, New-York ve Frankfurt’dan oluşan bir ekonomik sacayağı yok, İstanbul’dan Pekin’e kadar bütün hinderland birbirine yeni ekonomi ağları (internet, telekomünikasyon ağları) bağlı ve teknoloji rantı , tekeli bir önceki yüzyılda kaldı.

Bodrum katındaki mucize

Bilmiyorum, Türkiye’nin İnsansız Hava Aracı (İHA) projelerini yakından izliyor musuz? Burada Bayraktar’ın hikayesi tarihi önemdedir. Bayraktar adı, bunu yapan mühendis aileninin soyadı aynı zamanda. Ben yıllardır bu projeyi takip ediyorum, başlarına neler geldiğini ve hangi zorluklarla buraya geldiklerini biliyorum. İstanbul İkitelli’de bir bodrum katında doğdu Bayraktar…
Şimdi gelişmiş ülkelerdeki İHA’lardan daha ileri teknoloji içeren bir İHA’ya sahibiz. Herkes dünyanın önde gelen teknoloji ve bilgi iletişim şirketlerinin garajlarda doğduğunu birbirine, “yeni dünya düzeninin” mucizesi diye yıllardır anlatıyor; işte İstanbul’un İkitellisi’nde yetmişbeşkare bodrum katında doğan Bayraktar’ı da anlatın artık. Ama Bayraktar’ı da bodrum katından alıp çıkartan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır; bunu da herkes bilsin…
İşte Türkiye, tam şu günlerde, yüzyılın ön önemli teknolojik devrimlerinden birisi olan ve nesnelerin interneti olarak nitelenen 5G teknolojisinin alt yapısı için kolları sıvadı. Teknik Üniversitelerimiz Cumhurbaşkanı’nın, “Türkiye, gelişmiş dünya ile birlikte 5G alt yapısını tamamlamalı ve aynı anda bu teknolojiye geçmeli” çağrısına tam destek verdi. Şimdi üniversitelerimizde, bu konuyla ilgili, çalışma grupları, araştırma merkezleri kuruluyor. Türkiye, kendisine dayatılan ve Batı’nın eskittiği “şeyleri” artık, eskisi gibi, ezbere kabul etmiyor.

Nasıl bir AB?

O zaman, günün koşullarını yansıtmayan ve yalnız Türkiye için değil, AB’nin bütünü ve geleceği için de artık sakat olan GB anlaşmasını neden devam ettirelim? Hala, “Türkiye, henüz zafer kazanmadı, sevinmesin, bu süreç tam üyelik sürecinden ayrı bir süreç değil” diye yazanlar var. Galiba anlatamıyoruz; AB, bu haliyle devam edemez, AB’nin bu haliyle devam edeceğini savunmak, inanın faşizme varacak bir gericiliktir.
Bugün, enerji ve savunma sanayi gibi çok stratejik başlıkları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ısrarına rağmen, açmamak acaba hangi aklın stratejisidir. Bu soruyu sormanız tam bugün çok ama çok önemlidir. AB’nin, en geç 2030’da, şimdiki enerji tedariki stratejisi sona erecektir. Bunun için, Güney Gaz Koridoru dahil olmak üzere, Türkiye üzerinden Adriyatik’e varan tüm enerji geçiş projeleri stratejik önemdedir ama bunlar gerçekleşirse de, Almanya merkezli ve çok yanlış olan Avrupa projesi biter, gerçek anlamda-Victor Hugo’nun söylediği anlamda- demokratik-barışcı ve kapsayayıcı AB’nin temelleri atılır. Yine Çin Denizi’den başlayıp Adriyatik kıyılarında sona eren orta ve güney koridorlar (Yeni İpek Yolları) Türkiye olmazsa olmaz, böylece TTIP’da olmaz. Bunun için zaten AB, Türkiye’nin GB tadilatı konusundeki şartlarını kabul etmek zorunda, bu bir ihsan, lütuf değil ki…

Zorlamayın, gerçekleri görün…

Bir kere, önümüzdeki süreçte, Serbest Ticaret Anlaşmaları sürecinin çok hızlanacağını kabul edelim. Dünya ticareti bundan böyle ‘serbest ticaret bölgeleri ve anlaşmaları’ üzerinden yürüyecek ve bu, küresel bütünlüklü bir pazarın hukuki yapısını oluşturacak. Burada karşımızda iki temel süreç var. Birincisi AB ve ABD’nin başlatmak üzere düğmeye bastığı Trans Atlantik Serbest Ticaret Anlaşması (TTIP) ve bunu tamamlayan ABD’nin Asya ülkeleri ile geliştirdiği Trans Pasifik Anlaşması (TTP) süreci. İkincisi ise Çin’in Yeni İpek Yolu kapsamında geliştirmek istediği ve Rusya’dan da enerji tedariki için destek alacağı Pasifik-Avrupa ticari ve enerji geçişleri hattı.
Bu iki temel küresel ticaret aksı, aslında hem birbirleriyle şimdiden pazar savaşı içinde hem de iç içe geçerek birbirlerini tamamlıyorlar. Bu çelişkili gibi gözüken durum, aslında küreselleşmenin çok yönlü, güncel dinamiğini bize anlatıyor.
Bütün bu gerçekleri bilmeden ya da görmeden Türkiye ve AB hakkında yazı yazmak, çok zorlama oluyor…

<p>Sosyal medyada viral olmuş haftanın en eğlenceli videolarını 'GÖRMELİSİN'!</p>

Saklambaç Ustası Bu Tarla Faresini 'Görmelisin'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi