• $9,5342
  • €11,1001
  • 547.176
  • 1455.42
7 Mayıs 2015 Perşembe

Bunları bilmeden seçimi ve ekonomide bundan sonrasını tartışmayın!

Geçen hafta sonu Savunma Sanayi Fuarını (IDEF-2015) gezerken tam şu sıralar yapmakta olduğumuz ekonomi tartışmalarının ve bu tartışmalara bağlı olarak söylenen her şeyin çöp olacağını düşündüm.
Savunma sanayi deyince aklınıza yalnız silah ve savaş gelmesin. Savunma sanayi dediğimiz alan, insanlığın var olanı koruması, paylaşması ve idare etmesi alanıdır ve böyle olunca da geliştirmek bu alanın temel dinamiğidir. Şimdi kullandığımız bilgisayar ve internet-haberleşme- teknolojisi savunma sanayinin ürünüdür. Savunma sanayi teknolojisi doğası gereği inovatiftir. Böyle olunca her alandaki toplumsal kalkınma ile teknoloji özellikle savunma sanayi teknolojisi birbirini sürükler. Örneğin Osmanlı’nın genişlemesinde bir mühendislik harikası olan kompozit yayın rolü büyüktür. Kompozit yay ve daha sonra İstanbul’un fethinde kullanılan top teknolojisi genişlemenin, çoğu kere anlatıldığı gibi, pazı gücüyle olmadığını bize gösterir.
Ancak bütün bu dönemde, Osmanlı Mimar Sinan gibi dehalarla ayrı ve özgün bir medeniyet de ortaya çıkarmıştır. Sanayi Devrimi ile (burada Kırım Savaşı çok önemli bir dönüm noktasıdır) Batı bugüne kadar gelecek üstünlüğü inşa etmeye başlamıştır. Dikkat ederseniz, 1853 Kırım Savaşı, sanayi devriminin sonucu olan silah ve ulaştırma-istihkam teknojilerinin denendiği bir savaştır ama bu tarih, aynı zamanda, Osmanlı’yı Duyun-ü Umumiye’ye kadar götürücek mali çöküşün de başlangıcıdır.

Refah nasıl artar?
O zaman şunu söyleyebiliriz; savunma sanayi bir toplumdaki genel teknolojik birikimin en üst kertesi ve özetidir. Ama savunma sanayi bu anlamda geleceği de gösterir. Siz burada aradaki farkı kapatmaya hatta geçmeye başlamışsanız arkası tüm hızıyla gelecektir. Şunu, tam şimdi, rahatlıkla söyleyebiliriz; eğer Türkiye “eskiye” adım atmazsa, dünyada yeni çoklu detant’ın çok önemli bir ülkesi olacak ve toplumsal refahı da buna bağlı artacaktır.
Bir örnekle anlatalım: Bugün hava savunma sistemleri en gelişmiş teknolojiyi ifade ediyor ve bu alan, enerjiden başlamak üzere, tarımdan, sağlığa kadar ekonominin tüm temel alanlarını teknolojik olarak yeniliyor. İşte burada tam yaşadığımız zamanı anlatan ilginç bir deneyim var.
Biliyorsunuz F-35, diğer adıyla, Joint Strike Fighter (JSF) projesi ABD’nin geliştirdiği en pahalı ve en kapsamlı savaş sanayii yatırımlarından birisi idi. Ama ABD bu projeyi tek başına yürütmedi. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu sekiz NATO ülkesi, yaklaşık 500 milyar dolarlık bu savaş projesine ortak yapıldı. Ancak bu proje daha tamamlanmadan ABD’nin bu projede kullandığı teknolojinin Çin ve Rusya’nın eline geçtiği ve bu iki ülkenin F-35’lerden çok daha gelişmiş uçaklar geliştirdikleri ortaya çıktı. Nitekim JSF projesinin maliyeti tartışılırken yapılan bir simülasyon tatbikatında Rus uçaklarının F-35’lerden çok daha marifetli olduğu da görüldü. Özetle bugün F-35 projesi çöptür. Peki, JSF projesinin teknolojik sırları casusluk filmlerindeki gibi Rusların sonra da Çinlilerin eline mi geçti; hayır. Bugün artık ulus-devletler ellerindeki teknolojiyi saklayamıyorlar. İşte bu, şimdinin en ayırt edici özelliklerinden birisidir.
JSF projesini Pentagon ve Lockheed Martin ortaklaşa yürütüyordu. NATO bu yatırıma, 21. yüzyılın ilk 50 yıllık bölümünde projenin sahibi ülkelerin savaş gücü olarak egemenliğini kesinleştirecek ve ürettiği teknolojiyle bu ülkeleri bir adım öne çıkartacak bir güç gösterisi olarak bakıyordu. F-35 projesine NATO’nun bu kadar umut bağlamasının bir başka nedeni de, ağ merkezli savaş kavramına yanıt vermesi idi. Ama bu ‘ağın’ her an parçalanacağı ortaya çıktı. F-35 projesi çerçevesinde üretilen tüm bilgiler anında dünyanın herhangi bir yerinde benzer bir şekilde üretebilir.Bırakın F-35’lerin yazılım sistemlerini, F-35 sonrası insansız hava araçlarının yazılımları ve teknolojileri ABD ile birlikte, Hindistan’da, Rusya’da, Çin’de üretiliyor.

Dayatmayı kabul etmeyin; dayatılan en kötü olandır!
Türkiye’de ise devlet şimdiye değin böyle bir şeyin yapılabileceğini bile hayal edemedi. Askeri ve sivil bürokrasi ‘stratejik müttefik’ dediği ABD’den ne gelirse kabul etti, teknolojiyi üreten değil, müttefiki ABD verirse ancak uygulayan ülke oldu.
Savunma Sanayi Fuarı’nda gördük ki, Türk mühendislerinin yaptığı İHA’lar (İnsansız Hava Aracı) Batı’da üretilenlerden daha ileride. Artık bir teknoloji ürününün “iyi” olup olmadığı hangi ülkede üretildiğinine göre değil, üretim tarihine göre belirleniyor. En son olan en iyidir. Bu kadar.
Şimdi bütün bu hikayeden çıkacak sonuç şudur: Türkiye, savunma sanayi örneğinden görüldüğü gibi, doğru yolda… En geç 2050’de yüksek teknoloji ve bilgi iletişim ekonomisi, dünya toplam ekonomik çevriminin tamamına yakın bir büyüklüğüne erişecek.
Soğuk Savaş döneminde ikili detant vardı; 1989’la birlikte-Duvar’ın yıkılması- bu, ABD önderliğinde Batı hegemonyasına dönüştü; ancak şimdi çoklu yeni bir dünya sistemine-detanta- gidiyoruz. Burada savunma sanayi teknojileri itici güç olacak. Ama Türkiye’nin burada yarışabilmesi için, hem siyasi tarafta hem de ekonomi tarafında kendine özgü yeni bir yolu ortaya çıkarması ve bunu hızla gerçekleştirmesi gerekir. Eğer siz, ekonomi kurumlarınızı, stratejik finansal yapınızı, stratejik teknoloji şirketlerinizi bu doğrultuda korumazsanız geçmiş olsun.

Ne yapmalı, ne yapmamalı?
Burada Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi inisiyatifiyle çok önemli bir yere gelmiştir. Ama artık bu irade, kurumsallaşmazsa ve devletin tüm kurumlarına sirayet etmezse tek bir adım bile atamayız. Şu anda Batı’dan daha iyi vasıflarda İnsansız Hava Aracı, Radar Sistemi ve yazılım üreten firmalarımız da haraç mezat yok edilir.
Tam şu sıra seçime bağlı olarak yapılan ekonomi tartışmalarına tam buradan bakmalıyız. Başkanlık sistemi gerekliliği de bu tartışmanın temel çıkışıdır. Güney Kore örneğine lütfen burada herkes baksın.
Bakın şu anda bir 5G tartışması var; Cumhurbaşkanı’nın başlattığı bu tartışmaya yakında üniversitelerimiz de katılır umarım. Ancak bu tartışmaya muhalefetin katılacağını hiç sanmıyorum. Çünkü onlar, Batı tarafı buraya ne dayatırsa onu en “iyi” sanan bir kültürün ürettiği siyasetin sonucu olarak varlar. Bize 3G’den sonra 4G mi deniyor; tamam aksini söyleyen yanlış yapıyor… Bize “onlar” 2001’de Dervişlerin, Stanley Fischerlerin dayattığı Chigaco Çocukları’nın para politikasını mı öneriyor; o zaman bunun dışında devam edilemez, yoksa kriz olur… Bakış açısı budur. Ayrıca şuna ekleyelim; bize “bunlar” bulaşmazsa kriz falan da olmaz, tam aksine “onların’ krizini de biz çözeriz.

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu