• $9,5863
  • €11,1417
  • 557.312
  • 1493.12
4 Mayıs 2015 Pazartesi

Çarpıtılmış 'hakikatin' kurbanı olmayın!

Ekonominin ve siyasetin gerçek yüzünün saklandığı ve yönlendirilmiş algının hakim olduğu bir zaman dilimini yaşıyoruz. Ben bunun yeni bir savaş yöntemi olduğunu da düşünüyorum. Kansız ama çok daha alçakça bir ele geçirme, yönetme hatta yok etme biçimi karşı karşıya olduğumuz durum.

Tek bir dünyayı ve onun ideolojisi, kültürünü vazgeçilmez (bilimsel) gerçekmiş gibi anlatmak ve tarihi-geleceği tam buradan okuyarak günü belirlemek, aynı zamanda, “demokrasi” oyunu oluyor.
24 Nisan’da Çanakkale’de yapılan 100. Yıl anma törenlerinde şu dikkatimi çekmişti; İngilizlerin ve Yeni Zelandalıların okuduğu bütün anma metinleri, askerlerinin yüz yıl önce bu topraklara “özgürlüğü” getirmek için geldiklerini ve burada “demokrasi-özgürlük için öldükleri ısrarla tekrar ediyordu.
Ama bunun böyle olmadığını, onlar da biz de biliyoruz. Emperyalist bir işgal için gelmişlerdi. Tarih bilimi de, iktisat bilimi de bunu söyler. Peki böyle olduğu halde neden hâlâ bu yalanı hem kendilerine hem de bize söyleyip dururlar; benim buradaki cevabım çok net; çünkü yüz yıl sonra olan bitene “hayır öyle değildi, böyleydi” diye karşı çıkmanın pek bir anlamı olmuyor. Tarih, gerçeğin dışında yazılmış oluyor; bunu bırakın siyaset de günlük olarak dayatılan ve çarpıtılan bu gerçeklik üzerine kuruluyor “hakikat” bu oluyor. Biz hepimiz bu çarpıtılmış “hakikatin” kurbanı olarak yaşayıp ölmekle kalmıyoruz, bizden sonraki kuşaklar da bununla yaşıyor ve bunu mutlak bir amentü olarak belliyorlar.
Biz bu topraklarda ne 1915’i ne 1909’u ne de 1923’ü doğru olarak anlatabildik. Batı yazdı biz de okullarda okuttuk. Bakın bu büyük bir vebaldir; ama bunu devam ettirmek ve gerçeği şimdi yazmamak daha büyük bir vebaldir.

Abdülhamit’in bulduğu…

Burak Turna’nın yeni çıkan kitabı “Osmanlı’nın Gizlenen İşgali-1909 adını taşıyor. Bakın çok benzerdir; Turna burada 1876 ila 1909 arasını anlatıyor. Yani Abdülhamit dönemi. Öyle anlaşılıyor ki, Abdülhamit, Londra’da kurgulanan ve sonra adım adım uygulanan oyunu-kurguyu- çözmüş ve çok önemli karşı ataklar yapmış. Bu kurgunun temel dinamiklerinin bugün de büyük ölçüde devam ettiğini söyleyebiliriz. İpek Yolu’nun ve Akdeniz ekonomik çevriminin Osmanlı’nın denetiminden çıkması, Irak, İran ve Hazar petrol kaynaklarını Batı’nın denetlemesi olmazsa yerin altında kalması. Türkiye’nin Bursa ve Ankara alanlarına sıkışmış bir sömürge olarak devam etmesi… Bunun için Rusya-Türkiye-Balkanlar satrancını Batı çok iyi oynamış ve çoğu kere buraya Pers (İran) faktörünü de sıkıştırmıştır. Şimdi de benzerdir. Örneğin, 1909 öncesi Makedon Devrimci Ordusu diye bir örgüt var; bu yapıda Ruslar da, İngilizler de var. Tabii bizim İttihatçılar da… Zaten ilk kurulduğunda SMARO- Gizli Makedonya-Edirne Devrimci Organizasyonu olarak kuruluyor ve Selanik-Edirne iki önemli merkez. Sonra bu yapı Jöntürk ideojisiyle buluşuyor. Çok ilginçtir ki, günümüzde Türkiye’deki “solun”-CHP’nin de Kürt “sol” çıkışının da- ideolojik zemini öyle Karl Marks’a, Enternasyonele falan dayanmaz bu terörist, tepeden inmeci, sonradan faşist ulus-devletçi ideolojiye dayanır.

Artık yüksek faiz savaş demektir!

Şimdi burayı güncelle birleştirelim: Bu hafta yine Fed açıklamalarıyla yatıp kalkacağız. Türkiye’de tam seçim öncesi “işte krizin tam ortasındayız” manşetini ellerini ovuşturarak bekleyenleri biliyorsunuz. Fed’in 2006 yılından sonra yapacağı ilk faiz artırımı adeta bir işaret fişeği olacak ve “kriz makinesi” Türkiye için de yeni bir IMF programı olarak çalıştırılmaya başlanacak.
Türkiye’de seçimlerle birlikte, yeni bir haziran darbe girişimi planlayanların en büyük beklentisi tam burada. ABD’den gelecek faiz artırımı olmasa bile yakında faiz artacak haberini dört gözle bekliyorlar. Bunun üzerinden ekonomik ve siyasi tahliller dinliyorum. Hepsi deli saçması…
Robert Branner, şimdiki krizin dinamiklerini çok özlü olarak anlattığı, “ Ekonomide Hızlı Büyüme ve Balon” kitabında ABD’de 1985’te Plaza Anlaşması ile başlayan ve 1995’te Ters Plaza Anlaşmasıyla devam ederek 2008 krizine gelen yol için şunları söyler; “1985’ten sonra yere düşer gibi inen dolar, ABD imalat sanayisinin düzelmesini başlatmakla kalmayıp, aynı zamanda ihracata dayalı Doğu Asya “mucizesini” geniş ölçüde büyüttü. (…) 1995’de rollar tersine döndü. Değerlenen dolar, ABD imalat sanayiyi bunaltmaya başladı.” Brenner, bunun, aynı zamanda, spekülatif balona ve büyük bölgesel çöküntülere neden olarak, savaşı ve krizi ortaya çıkardığını anlatır.
Bu kitap, 2008 krizi dinamiklerini anlatan en önemli-bilimsel- eserler arasında sayılır.

Doğrusu için Cumhurbaşkanlığına bakın!

“Aynı suda iki kere yıkanılamayacağı” eski Yunan’dan beri kanıtlanmış en önemli fizolofça çıkarımlardan biri olduğu halde, tam şimdi neden yüksek ama karşılıksız dolara dayalı yeni bir savaş düzeni isteniyor ve bu, bizim ekonomi medyasında, kendiliksiz akademi çevrelerinde hatta bürokrasinin bir kısmında savunuluyor. Bunu savunmakla yüz yıl önce, İngiliz gemileri Çanakkale’ye “özgürlük” için geldiler, biz barbar hayvanlardık çünkü” demek arasında hiçbir fark yok.
Ben bütün bu süreçte hem Türkiye’deki sanayicilerle hem de yabancı yatırımlarca tek tek konuşuyorum. Biz gidiyoruz anlatıyoruz, onları çağırıyoruz onlar anlatıyor. Herkeste ortak kanı şu; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkanlık Sistemi ile birlikte yeni bir ekonomi politikasından bahsediyor; bu, Türkiye için yeni anayasa gibi kaçınılmaz, seçim sonrası kim gelirse gelsin, bizim beklentimiz bu… Aksini söyleyenler, tam şimdi, yüz yıl önceki Çanakkale yalanını, başka biçimiyle, size söyletmeye çalışanlardır, dikkat edin!

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı