• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
8 Mayıs 2015 Cuma

Eskisi gibi olmayacak; eskiyi silin aklınızdan…

Sanıyorum 2015’in ikinci yarısı,-yani seçimler ve sonrası- hem Türkiye hem de dünya geneli için, tayin edici önemde zamanları içerecek. Bunu görmek için şu anda küresel rezerv para olan dolardaki oynaklığa bakmak yeter.

Doların seyri bize yalnız ABD ekonomisiyle ilgili ipuçlarını vermiyor; önümüzdeki ekonomik ve siyasi çalkantıların da haberini veriyor. ABD’den gelen veri ve açıklamalarla dolar üzerinden, deyim yerindeyse, bir kriz yönetimi ve yönlendirilmesi yapılıyor. Ben ABD parasının, tam bu dönemde, özellikle bir istikrarsızlık aracı olarak kullanıldığını düşünüyorum. Dolar ve emtia fiyatlarındaki oynaklık, gelişmekte olan ülke ekonomilerinin toparlanmasını geciktirdiği gibi, piyasa görünürlüğünü engellediği ölçüde, kırılganlık oluşturuyor ve bu da ekonomik-siyasi krize kapı açıyor. Tabii bu durum, aynı zamanda, gelişmekte olanlardan gelişmiş ülkelere bir kaynak aktarımı anlamına da geliyor.

İki önemli husus…

Sonuçta burada bizim bilmemiz ve buna bağlı olarak önlem almamız gereken iki önemli husus var; birincisi bu bir yeni ekonomik savaş yöntemi ve sürecek, ikincisi dolara dayanarak yürütülen bu operasyon yalnız ekonomik amaçlı değildir; aynı zamanda, siyasi bir geri dönüş-restorasyon- sürecinin adımıdır da…
Bu iki temel amacın ayrıntısına geleceğiz ama biz, hatta genel olarak, gelişmekte olan ülkeler, burada ne yapmalı, bunu kısaca ele alalım.
Öncelikle burada gelişmekte olan ülkelerin, başta merkez bankaları olmak üzere, tüm ekonomik kurumları 2. Dünya Savaşı sonrası oluşturalan Bretton-Woods Sistemi’ne göre yapılandırılmıştır. Biliyorsunuz IMF ve Dünya Bankası da bir Bretton-Woods kurumu olarak savaş bitiminden beri sistemi hem inşa etmiş hem de yönlendirmiştir. Bütün bu dönemde, Türkiye dahil olmak üzere, gelişmekte olan ülkelerde iktidara, hangi siyasetçinin, hangi partinin geldiği önemli değildi; gelen IMF’nin reçetesi ve Dünya Bankası’nın yardım havuzlarıyla yönlendirilir ve bunların dayattıkları olurdu.

Bozulan oyun ve karşı oyunlar…

Bu Türkiye’de Erdoğan’la Brezilya’da Lula ile, G.Kore gibi Pasifik Asya ülkelerinde ise etkin başkanlık sistemleri ve benzer uygulamarla aşılmaya başlanmıştır. Ancak, yine Türkiye dahil olmak üzere, bütün bu ülkelerde devletin tüm kurumlarında yeni, piyasa mekanizmasını etkin işletecek, dışa tam açık adil bir ekonominin ya da büyüme modelinin temelleri tam anlamıyla atılamamıştır.
Örneğin Türkiye’de 2008 yılından itibaren, yine o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iradesiyle çok önemli ve stratejik dönüşümler gerçekleşmiş ve ülkede çözüm süreci, alt-yapı yatırımları, ulaşım, sağlık ve nihayet savunma sanayi ve enerji alanlarında adeta devrim gerçekleşmiştir.
Bu “sessiz devrim” le yeni ve dinamik bir orta sınıf yeşermiş ve bu sosyal dinamik şimdinin beşeri sermayesinin de kaynağı olmuştur.
Ama Türkiye, özellikle 2012 ve hemen sonrasında Gezi, 17 Aralık gibi darbeci kalkışma ve komplolarla da bu yoldan geri döndürülerek yeniden “eski” içe kapalı, kavruk ve dayatılan her şeyi kabul eden, siyasetinin iplerinin dışarıda olduğu bir ülkeye çevrilmek istenmiştir. Bu gerçeği bugün, bu ülkede olup da, çıkarı için gözlerini kapamayan herkes görür, görmesi lazım.

İdeolojik olan, bilimsel olan…

O halde tam şimdi yeni bir ekonomik kriz oluşturmak ya da Batı’nın ekonomik krizini bize ithal etmek isteyenlere karşı yapılacak olan bellidir. Bize şimdiye değin dayatılan ekonomi programları hatta daha ileri giderek söyleyeyim, ekonomi anlatıları bilimsel değil, ideolojiktir. Bir dönemi anlatırlar ve o dönemin hegemonyasının ideolojik araçlarıdır tümü… O zaman yapılması gereken kendi anlatımızı, doğrularımızı tartışmamız ve bilimsel doğrulara, geçmişin birikiminden de yararlanarak, ulaşmamız. Ve bu bakış açısıyla tüm kurumlarımızdaki, akademideki kabul edilmiş adeta resmileşmiş teorileri, anlatıları yeniden masaya yatırmamızdır. Şimdi buna, “yüzlerce yıldır söylenen çoğu da ispatlı birikimleri nasıl yok sayarız bu olsa bile buna vakit yeter mi” diye itiraz edilebilir. Ancak benim söylediğim tam bu değil; benim söylediğim hemen şimdi yapılanlar ve yapılmakta olanları koruyarak bunun üzerine yeni olanı, günü karşılayacak olanı inşa etmek…

5G örneği

Örnek mi istiyorsunuz işte; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye 4G teknolojisiyle zaman kaybetmemeli doğrudan 5G’ye geçmeli dedi. Eskiden böyle bir şeyi, bir siyasetçinin, Cumhurbaşkanı bile olsa söylemesi hayaldi… Amerika ne der, Avrupa ne der diye etrafına bakınır ve aklına gelse bile söyleyemez belki yutkunurdu. Burayı biraz Turgut Özal aşar gibi olmuştur; o kadar.
İşte çok açıktır; Türkiye, Batı’nın makine çöplüğü oldu ama teknoloji çöplüğü olmayacak; 5G, bütün teknolojilerin temel alanı durumunda olan haberleşme ve bilgi iletişim teknolojilerinde niteliksel bir sıçrama ve devrimdir.
Nesnelerin (şeylerin) interneti-haberleşmesi- finanstan, sağlığa, eğitime ve oradan ulaştırmaya, savunma sanayiine kadar her alanı kökten ve radikal olarak dönüştürecek ve yeni bir sosyolojik-siyasi dönemi başlatacaktır.
5G teknolojisini önce yakalayanlar bu devrimi önce yapanlar olacaktır.
Burada büyük bir yarış daha doğrusu, birinci ve ikinci dünya savaşları öncesi-sonrası gibi, paylaşım savaşı var.

İki üniversite ve eski ezberler

Çok büyük bir memnuniyetle görüyoruz ki, Cumhurbaşkanımızın çağrısı, üniversite çevrelerinde de olumlu yankı buldu ve İTÜ ve Selçuk Üniversiteleri’nin ilgili birimleri, dün bu konuyla ilgili çok önemli ve destekleyeci açıklamalar yaptılar. İşte bu, Türkiye için yeni bir dönem olduğu kadar, tüm gelişmekte oan ülkeler için de yeni bir başlangıç ve dönemdir de…
Aynı şekilde, başta merkez bankamız olmak üzere, ilgili ekonomi kurumlarımız,
“ yapacak bir şey yok, Fed etkisi, dolar yukarı çıkıyor, biz ancak faizleri artırıp parayı daha da sıkarak cevap veririz, zaten bizim tek derdimiz enflasyon” diyemezler. Şimdi hem 4G cilere hem de faiz silahından başka çare yokculara aynı soruyu soruyorum; ABD neden 2G'den 3G'ye atlayarak 4G ye geçti, neden Fed, enflasyonla birlikte-aynı anda- istihdam da hedefliyor; neden gelişmiş ülke merkez bankaları üzümü yutarken size salkımı (enflasyon hedeflemesini) yutturuyorlar? Yapacak öyle çok çıkışınız ve yolunuz var ki… Ama elleri bağlı oturmak ve boyun eğmek en kolayı galiba…
Sonuç olarak, tam şimdi dolar, artık bir paylaşım aracıdır ve dolayısıyla kaynak aktarım ve krizi gelişmekte olan ülkelere yıkma aracıdır.
Bu oyun sürecek ama bizim de, bunun karşısında, yapacaklarımız onların yapacaklarından daha fazla…
Dolar iniyor çıkıyor diye kriz olmayacağını, eskisi gibi bu ülkeyi teknoloji çöplüğü yaptırmayacağımızı, bilgi toplumunu sanayi toplumu gibi ıskalamayacağımızı, seçim sonrası süreçte, herkes görecek…

<p>Duygu Gecü Yüzseven'in sunduğu Sağlık Raporu programında Prof. Dr. Gürkan Arıkan sağlıklı doğumda

Kök hücre tedavisi hangi hastalıklara çare oluyor?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!