• $7,4266
  • €9,0115
  • 442.635
  • 1540.21
17 Kasım 2011 Perşembe

Mustafa Kemal gönlümüzün neresinde?

'Gönlümle Aradığım, Eleştirdiğim Mustafa Kemal'e Doğru' alt başlığı taşıyan bu yazımı yıllar önce yazmışım. Okur yeniden okusun istedim. Kemalizm ile Mustafa Kemal'i birbirlerinden ayırarak düşünmek gerek. Mustafa Kemal'in Türkiye Cumhuriyeti için tarihsel önemi yadsınamaz. Mustafa Kemal'in tarihsel kişiliğini 'Kemalist' çizginin dışında da anlayıp yorumlama olanağı açıktır. Benim bu yazıdaki önerim budur. Mustafa Kemal hiçbir 'izm'in tekelinde olamaz. Resmi tarih anlayışından, alışılagelmiş, basmakalıp 'hamasi' Atatürk yorumlarından kaçınmak gerekir. Mustafa Kemal ile yaşadığımız hayat arasına 'yukarıdan müdahalelerle' girilmemelidir. Mustafa Kemal'in yaşaması için gereklidir bu. Hayatımızda yerini alması için.
Benim anarşist gönlüm farklı, çok yönlü, zengin Atatürk yorumlarından yanadır. Hayatımızı olanca zenginliğiyle yaşayabilmemiz için.
Mustafa Kemal bugün hayatımızda nasıl yaşıyor? Elbette çetin bir soru. Bir çırpıda cevap vereyim yanlış anlaşılma tehlikesini göğüsleyerek.
Okulumuzda, eğitim düzenimizde, tarih kitaplarımızda yaşıyor. Bu yaşayışını geleceğe yönelik umutlarım ve beklentilerim açısından heyecan verici buluyorum. Zorla okutulan İnkılap Tarihi derslerinde nasıl bir Atatürk yaşıyor? Genç insanların umutlarına, inançlarına ne katıyor? Gülümsüyor mu Atatürk derslerde? Çiçek açıyor mu? Atatürk genç insanların gönlünde çiçek açıyor mu? Bana sorarsanız, Atatürk'ü rahatsız ediyoruz, tedirgin ediyoruz. Onu yaşayışımıza yakışan bir biçimde yorumlama gücümüzün noksanlığından, yaptığımız bir yığın işin haklı kılınmasında onun ardına saklanmaya çalışmamızdan. Atatürk'ü önce devlet tedirgin ediyor. Milli Eğitim Politikası. Her kitabın kapağına resmini koyarak.  Gerekli gereksiz adını anarak. Aklımıza esen yolda yürüyor, 'İzindeyiz Atam' diyoruz. Bir açıdan doğru: Nicedir Atatürk'ü düşünmemek ve yorumlamamak için tatil yapıyoruz.
Atatürk'ü içi geçmiş birkaç emekli general ve profesörün ellerinde bırakmakla ona ihanet etmiş olmuyor muyuz?
Onu sağlıklı bir biçimde yorumlayıp, eleştirmemekle, onu yaşadığımız kapkaççı düzenin bekçisi  durumuna getirmekten daha kötü ihanet düşünemiyorum.
Atatürk'ü eleştirenler yok değil. Küfredenleri bir yana bırakalım. Ciddiye alınacak yanı yok küfrün. Onu orduyla, dolayısıyla baskıcı bir yönetim biçimiyle özdeşleştirenler var. Özgürlükleri yok ederek, tartışmayı, düşünmeyi, eleştiriyi öldürerek Atatürk'ü canlı tutamazsınız. Atatürk'ü bu adreste aramaktan yana değilim
Atatürk'ü 'tek dişi kalmış', geleneksel değerlerimizi, maneviyatımızı, dini inançlarımızın düşmanı olarak görülen olumsuz anlamda Batıyla özdeşleştiriyorlar. Hz. Muhammed'le Atatürk'ü karşı karşıya getirmenin anlamı nedir? Ben dindar olmayan biriyim. Buna rağmen Atatürk'ü din düşmanı olarak algılamanın tehlikeli bir yanlış olduğunu görüyorum. İlericilik, solculuk adına dinin küçümsenip aşağılanmasına karşıyım. Bu kültürün, bu tarihin insanıyım. Yurdumu, geçmişimi seviyorum. Kendimi tarihinden sorumlu duyuyorum. Geleceğinden. Bu sorumlulukla düşünüyorum, düşlüyorum. Gönlüm bu yurdun gönlüdür. Bu insanın gönlüdür. Dinsiz insanların da ahlaklı olabileceğini, inançlı olabileceğini anlar benim tarihim. Anlayamazsa gönlüme zulmedilmiş olur. Dini beni yok etmek için kullanan arkadaşlar ezebilir beni, farklı düşüncelerim, düşlerim olduğu için Atatürk adını kullanarak bazı dostlarım baskı uygulayabilir gönlüme.
Tekrar edeyim: Din-Atatürk karşıtlığı yaşadığımız hayatın anlaşılmasına, canlandırılmasına katkıda bulunabilecek bir karşıtlık değildir. Bunun ardında yatan 'sahici' karşıtlıkları arayalım. Atatürk Türkiye'sine bu yakışır.
Atatürk adı kullanarak Türk toplumunun değişiminin önlendiği söyleniyor. 'Çağdaş yaşamı' korumaya çalışarak, sığ, dar bir yaşam ve insan anlayışının gözetildiği söyleniyor. 'Çağdaş Yaşam' ne demekse, bunu yorumlayalım artık. Yaratıcı olmayan, basmakalıp 'münazaralardan' kurtaralım kendimizi; geniş, derin, uzun soluklu çalışmalar yapalım. Atatürk, tekrar ediyorum, önce onu korumaya çalışan çapsız insanlar tarafından rahatsız edilmektedir.
Elbette eleştirilebilecek yerleri çoktur, unutmayalım ki Atatürk devrimciydi. Pragmatik düşünceli bir devlet adamıydı. Hayat içindeydi. Akla ve 'koşullara' uygun davranmaya inanırdı. Bize özgün olan bakışı, yaşama biçimini araştırırdı. Taklitçi değildi. Ben Atatürk'ü gönlümüzü uyandırmaya çalışan bir kişi olarak yorumluyorum. Gönlümüz ise, tekrar edeyim, en azından dört öğesiyle uyanık kalabilir: 1. Özgürlük, 2. Özgünlük, 3. Özerklik, 4. Özgüllük. Toplumumuzun gönlünün uyanık kalması, bilim ve sanatta, yaşama biçiminde yaratıcı olabilmesi, o toplumda yaşayanların özgürlüğü ile olanaklıdır. Toplumsal, siyasal, ekonomik açıdan bağımsızlığımız (özerklik), yaratıcılığımıza (özgünlük), bize özgü, bize has (4. koşul, özgüllük koşul) bir kültürün oluşması tarih sahnesinde toplumumuzun dirilişini sağlayacaktır.
Atatürk'ü eleştirmek, Atatürkçü olmamak da Atatürkçülüğe aykırı değildir. Ben inanıyorum ki Atatürk, 'Ben Atatürkçü değilim' dediğimde beni anlar ve bana kızmazdı.
Gönlü zengin insanların yaşadığı bir kültürün insanlarıyız, sakın ola gönlümüzü yoksullaştırmayalım. Mustafa Kemal'i tedirgin etmekten kaçınalım...

<p>Türkiye'nin aşı haritası erişime açıldı. Vatandaşlar bunun  takibini nasıl yapabilir? İ<span>ki d

Aşının koruyuculuğu ne zaman başlar?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Beş asırlık Tarihi Maraş Çarşısı'nın dış cephesi yenileniyor

Başkan Erdoğan, Elazığ'da deprem konutları anahtar teslim törenine katıldı